Ayşe Düzkan, Pazartesi dergisinin ocak ayı sayısındaki Huysuz Virgin ve
Bülent Ersoy üstüne yazısına şöyle başlıyor:
"Sekiz-on yaşlarındayken sınıfın en uzunlarındandım, bir-iki oğlan dışında
kavgada, oyunda hiçbirisi benimle baş edemezdi. Derste de onların önündeydim.
Gelin görün ki, büyümeye başlamıştık ve oğlanlar nereden edindiklerini
bilmediğimiz bir bilgiyle donanmışlardı.
Adına küfür dendiğini öğrendiğimiz birtakım kelimeler kullanıyorlar; biz aynı
kelimeyi kullanırsak anlamını bilmediğimiz hissediliyor ve alay mevzuu oluyoruz.
Adının cinsellik olduğunu çok sonradan öğreneceğimiz bir konuyla ilgili
cehaletimiz ve ezikliğimiz türlü şakalara maruz kalmamıza yol açıyordu."
Dil, büyük bir imparatorluk. Argo da bu imparatorluğun içindeki eyaletlerden
biri. Ama bu eyalete öyle izinsiz dalıp kaynaklarını çar çur edemezsiniz. Zira
bu eyaletin başındaki beyler, kadınların kullanımına açılmasından yana değiller
Argo diyarındaki şahane sözcüklerin.
Bir kere, orası onların babalarının ahırı. İçinde istedikleri gibi tepişip rahat
ederler. Çok küçük yaşta başlamışlardır küfürlü kafirli konuşmaya. Nerde ne
nasıl denir; kaç dirhem argo nerede münasiptir- bu ölçüleri, Bolulu mahir
ahçılar gibi, onlar bilir.
Her şeyin bir yeri, bir zamanı vardır. Argo sözcüklerin hangi enlem boylam ve
hangi zaman dilimlerinde kullanılması gerektiğini de, ağalar bilir.
Kadınlar ağızlarının hamuruyla, küfürlü konuşup yazmaya sıvanmasalar, pek iyi
ederler. Argo, erkeklerin belinde şık duran bir silahtır. Yeri, zamanı gelir,
organlarının bir uzantısı olarak çıkarır vururlar: Dan dan dan. Ama yine 'erkek'
meclislerinde. Kadınların arkasından.
Yüz yüze kullanılmayacak bir tabancadır argo. Zira ağa babalar, öyle cart curt
kullanmazlar bu mühim silahı. Meclislerinde kadın varsa hiç kullanmazlar: Her
şeyin bir yeri zamanı vardır da, argonun zamanlaması ayrı bir üstat kıvamı
gerektirir.
Onlar kadınların olduğu mekânlarda, böylesine maharetle kullandıkları
silahlarından feragat etme inceliğini, beyliğini gösterirken; kadınların
buldumcuk neşesi ve pervasızlığıyla yerli yersiz küfürlü, destursuz
konuşmalarına ne demeli peki? Yakışıksız. Son derece yakışıksız. Kadının ağzına
yakışmaz argo. İki çok ciddi nedenle.
Ya da üç. Ya da on üç.
Bir kere argoyu yanlış kullanır kadınlar: İşin vahametini ve ağırlığını
kavrayamadıkları gibi, sağ gösterirken sol vurabilirler. Olmaz. Onlara yazık
olur. Rezil olurlar.
Argo, kadınları vurmak için tasarlanmıştır ayrıca. Kadınları 'küçük' düşürmek.
Kadınlar pahasına eğlenip gülmek. Erkeklerin 'uzantısının' dilde nasıl zuhur
ettiğini teşhir edip, arkadaşlar arasında neşelenmek. İçin.
Kadına yakışmaz. Hiç olmaz. Diyelim kullana kullana kaşı gözü yara yara,
öğrendi. 'Pis' konuşan bir kadın, üstelik sıkı pis konuşuyor. Küfürlü konuşuyor.
İğrenç! Kadınlığını yitirmiş.
Kadına içki de yakışmaz. Bakın mesela erkek sarhoşlara. Ayrı bir hava, ayrı bir
eda söz konusu. Kadının sarhoşunu da beğenmeyiz, küfürlü konuşanını da.
Herkesin alanı ayrı. Rol ve görev dağılımı yapılmış. Örgü modellerinin adıyla
oynasın kadınlar. Argo diyarlarına adım atmasınlar. Yakışsa; buyrun burdan
buyrun. Bülent Ersoy'a Huysuz Virjin'e niye yakışıyor? Cevabı biliyoruz,
oyalanmayalım.
Şu çok mühim: Enflasyonla mücadele. Şimdi kadınlar hurraaa Argo'ya dalarlarsa ne
olur? Yerli yersiz, sıralı sırasız kadın dili değmemiş şahane sözcükleri
kullanmaya başlarlarsa? Değeri kalmaz. Dolaşımdaki argo miktarı arttıkça,
argonun içi boşalır. Argo devalüe olur.
Kadınların dahi orda burda kullandıkları sözcükleri, kadife kutularından çıkarıp
izci kulüplerinde erkek arkadaşlara sergilemenin ne kıymet-i hakikiyesi olur?
Hiçbir özelliği, güzelliği kalmaz o zaman Argo'nun. Bir kısım 'insan', ona
dokunamayacak, yanına yanaşamayacak ki, bir değeri olsun.
Bir manası, ağırlığı olsun.
Bir ülke habire para basarsa ne olur? Parasının değeri düşer. Kadın kısmı habire
küfürlü konuşursa, orda burda argo kullanırsa, neyleyim ben öyle içi boşalmış
argoyu. Argo, erkek cinsinin tekeline sunulmuş bir tatlı tatdır.
Hem Argo'nun mühim bir kısmını teşkil eden 'eylemde' bir etken taraf var, bir de
edilgen taraf. Etken taraf adı üstünde hareket halinde: vuruyor, kırıyor,
giriyor, koyuyor. Edilgen taraf, edilgen edilgen kurban kurban duruyor. Duruyor
ki, etken cengver organ coşsun coşabildii kadar, taşsın gönlünce, dilediği
yerlere. Şimdi kadın halinle sen organ hesabını yapmadan, yaparım böyle
edilgenliğin içine deyip karşındakinin söz hazinesine dalıyorsan, 'ayıp'
ediyorsun.
Rol dengesini bozuyor, dilin şirazesiyle oynuyorsun. Hem edepsiz bir oyunbozan
oluyorsun, semalarımızın hanfendi şahsiyeti olmak yerine, hem de bir travesti ve
transvestit. Ruhen. Saldırgınca taaruzda bulunup Erkek Milleti'nin iktidarını
buduyorsun.
Not: 98'de yazılmış bir yazı(m). Ne kadar cüretkâr! buldum. Yıllar bana
mazbutluk, muhafazakârlık, makullük (3 M) katmış da katmış Ey Okur! Bir de tabii
Teoriden Uygulamaya Geçme Trafiği!
Radikal
12/04/2008