Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 46 Üye Adayı ve 3 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dünyanın Dışında Herhangi Bir Yer
 eskimiş bir dosta
 Yeni Bir Parti Kuruluyor
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 Şiire dizgin vurulur mu?
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos
 Reklam Edilen Ve Ötesi
 Aşk Coğrafyasında Konuşmalar
 "İyi şiir her zaman dinidir"
 Yapardım biliyorum
 İSTEK
 aşka ve terke dair
 GÜLÜM / Ömer Lütfi METE
 Şiir gibi yaşayanlar...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Engin Ardıç: Ruh hastalarına ölüm tehlikesi
Tarih: 11.04.2008 Saat: 17:00 Gönderen: editor

 

Emekçi halkım bilmez, açıklayalım: İnternette belli bir siteye ya da oraya buraya kendi fikirlerini belirtmek amacıyla düzenli olarak gönderilen, genellikle kısa yazılara "blog" deniyor. "Web log", yani "ağ günlüğü" teriminin kısaltması bu.

Hani genç kızların "sevgili günlükleri" vardır ya, onun kamuya açık edilmişi ve yavaş yavaş okurun önünde oluşanı işte... Akla gelebilecek her konu her çeşit insan tarafından işleniyor. Böylece, Ortadoğu uzmanı kasaplar, nükleer fizikten anlayan soğuk demirciler, Çin yemeği tarif eden muhasebeciler belirdi.
Bizde de var...

Bu sanal ortamda kendince ünlü olan "blogcular" da çıktı...
Bizde bir de "yorumcular" var, bu da bir çeşit blogculuk.

Bazı internet haber siteleri, dedikodu üretmek ya da aktarmakla yetinmediler, basından ve televizyondan "haber ve yazı araklamakla" da kalmadılar, ilgiyi, yani "tıklama sayısını" artırıp reklam almak amacıyla okurlarına "yorum yazdırmaya" koyuldular.

Örneğin bir ya da birkaç köşe yazarının yazısını "kes yapıştır" yöntemiyle "iktibas" ediyorlar, altına da bir yorum bölümü açıyorlar. (Gazete yöneticileri bu yaygın yazı hırsızlığının peşine düşüp telif haklarını isteseler ortada kaç milyar döner ve yüzleri ne renk alır, meraktayım...)

Aslında bu, gıcık kaptıkları yazarlara kazılan bir çukur... "Bu adama bu pencereden rahatlıkla küfür edebilirsiniz" anlamına geliyor.

Önceleri küfürler epey galiz olabiliyordu, çünkü yorumcu ismini sakladığı gibi "siteci" de anonimliğin ardına sığınıyor, ele geçemiyordu. Bir "internet hukuku" geç de olsa oluşmaya başlayınca onlar da bizler gibi "künye koymak" zorunda kaldılar, çünkü işin ucunda mahkeme ve ceza vardı... Böylece artık yorumları "süzgeçten geçirmek" zorunda kalıyorlar, eskisi gibi "ana avrat dümdüz gidilemiyor", fakat yalan ve iftira serbest!

Bu iletişim devrimi, bütün ruh hastalarına da gün doğurdu. Bazı internet siteleri, psikopat çöplüğüne döndüler.
Kimliğini gizleyip "rumuzla" yazınca saçmalamak çok daha rahat ve kolay, üstelik oturduğun yerden "iki tıkla" ruhunun bütün pisliklerini dökebilirsin... Mektup yazıp zarfa koymak yok, pul yapıştırmak yok, kalkıp postaneye gitmek yok, üstelik masraf da yok.

Mağdur olanın seninle uğraşması da çok zor, ya üşenir ya tenezzül etmez... At çamuru, nasıl olsa "sanal bir iz" kalır.
"Telefon sapığı" gibi, bizlerin de "sanal sapıklarımız" oluştu.

Bendeniz, hem Yahudi hem Ermeni asıllı, hem vatan haini, hem de eşcinsel olduğumu bu şekilde öğrendim!
Bunlar yeterli değilmiş gibi namussuz, şerefsiz, satılmış olduğumu öğrenmeme de bu sitecilerin epey katkısı oldu!

Boğaziçi'ne nazır bir köşkte oturduğumu, küçükken de olmayan ağabeyimin ayakkabılarını giyerek okula gittiğimi falan hep sapıklardan öğrendim.
Zamanla, hani şu "maktulkatil ilişkisi" gibi, sapıklarımla aramızda bir tür "empati" de oluşmadı değil... Örneğin John Doe rumuzuyla yazan İsmail adında bir sapığım vardı, uzun zamandır ortalıkta görünmüyor, öldü mü kaldı mı meraktayım...

Bu yorumcu kisvesi altında hezeyan kusanların bazı ortak özellikleri var: Doğru düzgün cümle kurmayı bilmiyorlar, eğitim düzeyleri epey düşük, fikir yerine de sağdan soldan duyulmuş "önyargı kırıntılarını" döküyorlar ekrana...
Fakat onları ölüm tehlikesi de bekliyormuş (yok, ben kendim kesecek değilim.)

Amerika'da, sürekli klavye başında oturup ona buna laf yetiştirmekten iki kişi ölmüş. Ayrıca kilo kaybı ya da aşırı kilo alma, uyku bozukluğu, yorgunluk ve sinir krizi, bu "internet çocuklarını" bekleyen hastalıklar.
Benim bedduam da tutar ha, ona göre ayaklarını denk alsınlar!

 

Sabah/ 11 Nisan 2008


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Engin Ardıç
· Haber gönderen editor


En çok okunan haber: Engin Ardıç:
Elif'in kağnısı


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Elif'in kağnısı

"Ruh hastalarına ölüm tehlikesi" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke