Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 172 Üye Adayı ve 18 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Perihan Mağden: Rezaletçilerin rezil olma korkusu ya da kayıp trençkotun esrarı
Tarih: 06.04.2008 Saat: 12:29 Gönderen: editor
 

Geçen hafta Ayça'yla sokakta yürürken "Melekler korudu o gece bizi rezalet çıkarmaktan: Nasıl oldu da bi rezalet çıkartmadık!
Ne biçim nezil olacaktık hakkaten" dedim. Bırrrladım.
Yani ses çıkararak değil, içimden bırrladım. Korku dalgalanmalarıyla ürperdim anlamında. (Bırrladım.)
Aradan 2 ay filan geçmiş.

O gece yine Fener'in maçı vardı, yine kazanmıştı.
Çok zaman geçmiş yani. Ve benim birden pazarpazar aklıma, Rezil Olma İhtimalimiz'den sıyırtmış olmamız düşüyor.
O ihtimalin utanç vericiliğinden!

Ayça da bi cumartesi köşesinde olayı yazdı gerçi. 'Çok Mutlu
1 Hadise' şeklinde.

Ebru (Çapa), Ayça (Şen), ben bi yemeğe çıktık bir akşam. Yemek yiyip Deniz Arcak'ı dinlemeye gideceğiz: Amaç BU.
Güle oynaya (oynama: metaforik) yedik yemeğimizi. Sonra vestiyerden Ayça açık bej bi hanımkız kabanı aldı. Giydi.
"Nasıl ama?" dedi. Böyle başarılı Kadın Hamleleri (giyim-kuşam konusunda filan) gönendiriyor bizleri.
"Çok şahane" dedim yarım (hanım) palto için. Hakikaten hoş durmuştu.

Şimdi ve fakat, Cinayet Anı'nı geriye dönerek düşünüp "Esasında tok durmuştu" diyorum içimden. Zira her esrarengiz olayda sonradan bir 'Ben esasında kırıntısından hissetmiştim' hissiyatlanması, zaruridir.
Ebru'nun trençkotuna geldi sıra.
Yok! Yok! Yok!

Ara, tara. Garsonların birisi ikisi, ikisi üçü- zaten çok bi vestiyerlik eşya da kalmamış. Her tarafa bakılıyor: Ebru'nun trençkotu yok!
Ahbabımız olduğu için içerden müdürü çağırttık filan.
O "executive' bakıyor: Yine yok trençkot.

Bu aranmalar, 'Kayıp Trençkotun Esrarı/Afacan Üçüzler' kız çocuk polisiyesi esnasında birisi Ayça'nın trençkotu acaba kabanının içine giyip gitmediğini de sorguluyor. Ayça bir nevi bakıyor, 'Yok canım tabii ki içime giymemişim' ya da benzeri bi şey yapıyor.
AMA EN MÜHİMİ: biz özellikle kendimizden hiç umulmayanı yapıyoruz: Hiç öngörülemeyecek bir başarıya ve hatta sofistikasyona ve hatta şehirli olgunluğa imza atıyoruz: Hiçbir rezalet çıkartmadığımız gibi, hiçbir gıcırtı DAHİ çıkartmıyoruz.

Tamam, yediğimiz yer ahbablarımızın mekânı. Bu bize hem bir güven, hem de frenleme arzusu ihsan ediyor.
Ayrıca Kayıp Trençkotun Sahibi Ebru, böyle durumlarda mihnet edecek biri asla değil. İcabında pembeincilikaftanlayacak biri trençkotunu. Yere atıp
üstüne de oturur, filan.

Bütün bu hafifletici nedenlere RAĞMEN Ayça'yla ben
(sonradan) ne kadar tekin olmadığımız hakikatiyle sarsıl sarsıl sarsılıyoruz. Zira Rezaletçilerin 'self-righteous' olmak gibi korkarım, bir sayrılığı var.
Yani biz adalet ve daha iyi bir dünya için, güzellikler için, barış için, kara mayınları artık çocukları öldürmesin diye ve daha pek çok harikulade nedenle orda feci bir rezalet çıkartabiliriz.

Bu kesinkes trençkot adına değil de, İnsaniyet Namına çıkartılmış olduğu için de, orantısız güç kullanımına (burda 'çene' oluyor) girişebiliriz.
O Göz Kararması Anları'nda amacından sapmış her çeşit oku atıp, Rezaletleme'nin akabinde de Dünyayı Kurtaran Kadın kadar emin ve gururlu, atımıza atlayıp uzaklaşabiliriz.

Ertesi sabah 'self-righteousness' krizinin dozu düşüp de, Acı Hakikatler'le, yani Rezil 1 Rezaletçi olduğumuz fecaat gerçeğiyle yüzleşinceye kadar, obadaki kıl çadırımızda gönül rahatlığıyla mışıl mışıl uyuyabiliriz BİLE.

Neyse Rezalet Yaratmaksızın ve hatta 'Bulursanız yollarsınız' zerafet çizgisinde ayrıldık oradan. Taksiye bindik. Telefon çaldı. BİR KEZ DAHA Ayça'nın içine bakmasını önerdiler kibarkibar. Ayça bi de baktı ki: evet! trençkotu, astarıymış kabanının gibi giymiş içine. (Sonradan aşırı hissizliğini, iyi ve neşeli bi gece geçiriyor olmasına bağladı. Zorlanınca.)

İşte orda bizde bir şükran, minnet duygusu, korku dalgalanması. Rezalet çıkarmadığımız için duacıyız. Minnettarız kofralarımıza. Atmadılar işte.
Ayça, bi barda ne biçim Rezaletlediğini anlattı şekerpare (=mükâfat) olarak. "Şerrrefsizler, haysiyetsizler, cep hainleri! Sizde olduğunu biliyorum. Telefon değil; hakikat!" filan diye bütün YılmazGüneylikleri, CüneytArkınlıkları topaçlayıp- Rezaletini yerine getirmiş birinin gönül rahatlığıyla arabasına binince, torpido gözünde kendine sırıtan cep telefonuyla karşılaşmamış mı?

Arkadaşının rezaletini anlatmak da baldan tatlı oluyor. (Bu arada.)

Ben bu janrdan bi anılama yapamadım. Ya başka janrlardan/nedenselliklerden/yakın alakalardan yaratıklandırdığım
için Rezaletlenmelerimi. Ya da utanç dalgaları silip süpürmüş hafızamdan.

Bi de tabii bizim vur sırtına/al sırasını/kötü muamele et şubede/mağazada/dairede filan gibi anlarımız da pek sık oluyor. Yani Göz Kararma Anları'nın NE zaman fırlayacağı bataklıklardan, tamamen belirsiz.

Onun için Adalet Savaşçısı hissiyatlanmalarımız da, 'Çok İttiler Kaktılar Ama Bizi de' intikam/isyanlar/patlamalarımız da gayet hakiki. Hatta içli.
'Rezaletçilik' denilen (sonrasında) mahçubiyet basması illetten mustarip olmayan MUTLU ÇOĞUNLUK! Size sesleniyorum!
Rezaletçilerin dramlı durumlarını anla. Nesli giderek tükenen bu kuşları; anlayışla karşıla. Tüm o Manasız Adalet Savaşçıları'nın arkasında babalanmamış kız ve oğlan çocukları yatıyor. Otorite-özürlü başıboş çocuklar, Mayın Temizleyici Mahçup Atlılar onlar!

Not: Ayça'nın bu meselden çıkardığı sonuç- "Peki, ama kollar nasıl tam kollarımın içine yerleştirilmişti?" E, tabii obsessif kompülsifler esrarlarını koruyor.

 

 

Radikal / 06/04/2008


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Perihan Mağden
· Haber gönderen editor


En çok okunan haber: Perihan Mağden:
Dava Açılan Yazının Tamamı


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 1
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Senin davan balondu söndü
The Daily Star: Kapatma davası Ortadoğu'da açılsa silahlar konuşurdu
Muhammed Nureddin: Kapatma davasının sonunda kaybeden Türkiye olacak
Dava Açılan Yazının Tamamı
Çağrılmayan Yakup - Tamamı

"Rezaletçilerin rezil olma korkusu ya da kayıp trençkotun esrarı" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke