AKP’nin kapatılma davası süreciyle birlikte, medyada yine Demokrat Parti
Hükümeti’nin 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesiyle yıkılması gündeme getirildi.
Bazı köşe yazarları, Yassıada Mahkemesi kararlarıyla AKP’nin kapatılma davası
arasında paralellikler kurdu.
Benzerlik abartılı olsa da, yakın siyasal tarihimizi tartışmakta her zaman yarar
vardır. Ancak bu tür tartışmalar çoğu zaman tarafların bilgi-belge yoksunu
olduğunu ortaya koyuyor.
Yassıada Mahkemesi’nin en önemli delillerinden biri, DP’lilerin tuttukları
günlükleri, not defterleriydi. DP’lilerin hatıra defterlerinde neler yazıyordu?
Yazılanları yorumsuz aktaralım ki, sizler bugünün siyasal ortamına ne kadar
benzeyip benzemediğini -etki altında kalmadan- değerlendiriniz...
ETHEM MENDERES’İN GÜNLÜĞÜ
“İsmet Paşa’yı sehpaya götürmekte hiç tereddüt etmem!”
Tarih 8 Kasım 1957: (DP) Grubun fiskos havasını beğenmiyorum. Dün gece Samet
(Ağaoğlu), Şem’i (Ergin), Hayrettin (Erkmen) vesaire arkadaşlar Cumhur reisine
(Celal Bayar) davetli idi.
Bayar, ‘Tehlikeli vaziyetteyiz, icap ederse diktatörlükle idare edeceğiz’ demiş,
dinleyenler üzerinde tesir menfi. (Bu hava) Yavaş yavaş grup içinde yayılıyor;
Hayrettin endişede, Şem’i tenkit ediyor; Samet te.
Tarih 14 Kasım 1957: (Celal Bayar’ın) Umur motöründe (teknesinde) Cevat Açıkalın
ve Fahrettin Kerim (Gökay) ile beraber konuştuk. Açıkalın daha sonra geldi.
Bayar ‘İcap ederse İsmet Paşa’yı da sehpaya götürmekte hiç tereddüt etmem’ dedi.
Korkunç ihtiras. Böyle bir sebep hiçbir zaman mevcut olamaz. Bu telkinler
karşılıklı, Başvekille (Adnan Menderes) hangisinden çıkıyor acaba?
Tarih 11 Haziran 1958: Başvekil (A. Menderes), milletvekili Fahri Ağaoğlu’nun
gruptaki konuşması münasebetiyle çok ağır konuştu. Kırıcı mukabele taraftarı.
Başvekilliği bırakmamak için silaha dahi müracaat edeceğini söyledi. Bir nevi
delilik alameti.
Tarih 9 Mayıs 1959: Başvekil (A. Menderes) İzmir’de İsmet Paşa’ya selam
durdurulan emniyet ekibinin subayı hakkında sordu. Emniyet ekibini selama
durduran subayın vaziyetini halletmek mühim imiş?
Küçük işlerden kurtulamayacaklar.
Tarih 6 Haziran 1959: İktidarımız durmadan yıpranmakta. Zavallı Başvekil (Adnan
Menderes) 7–8 ay evvel ‘Vatan Cephesi harekâtı ile üç, beş ay içinde Halk
Partisi’ni boş çuvala çevireceğim” demişti. Zeka ile idraksizlik bir arada.
Tarih 2 Ekim 1959: (Başbakan) Menderes, Avni Doğan’a, ‘seçimi kaybedeceğimizi
hissedersem Halk Partisi’ni dağıtırım, yine iktidarda kalırım’ demiş. Düşüncesi
de bu; ‘Radyo mücadelesiyle Halk Partisini eriteceğim, İsmet Paşa’yı
mahvedeceğim” diyor.
REFİK KORALTAN’IN GÜNLÜĞÜ
“Gazetelere bozguncu yazılar yazdırıyor!”
Tarih 1 Şubat 1958: Bu adama (Adnan Menderes) bir zamandır gurur geldi. Artık emruhu emrüküm; nerede ise tek adam. Her şeye hakim ve sahip rolüne geçti. Yani
geçmişteki çökenlerin hatalı yoluna giriyor. Artık kimseyi dinlemiyor. Efkarı
umumiye diye de tehdit savuruyor.
Tarih 25 Mayıs 1959: Reisicumhur (Celal Bayar) hala itilaf (uzlaşma) taraftarı
görünmüyor. Partiler arası uzlaşma fikrinde değil, bu maksatla Zafer ve Havadis
gazetelerine daha çok bozucu yazılar yazdırıyor…
Tarih 25 Temmuz 1959: Dün İstanbul’dan dönen Cumhurbaşkanı’nın (Celal Bayar)
ziyaretine gittim. Umumi hasbıhal sırasında Adliyeden ve hakimlerden şikayet
etti. ‘Türkiye’de hakim ve mahkeme yoktur’ dedi…
Tarih 3 Şubat 1960: Reisicumhur (C Bayar) geldi. Otomobilde muhalefet
partilerinin verdiği tahkikat önergelerinin gündeme alınmamasını istedi; bu hal
TBMM gibi murakabe (denetleme) organını manen bitiriyor.
Yok, yere ısrar artık kabili müdafaa olmaktan çıkan bir iş haline geldi. ‘Ben
çok müşkül durumdayım’ dedim. Cevaben, ‘Bunda ne var bir müddet daha kalsın’
gibi sathi (yüzeysel) bir cevapta bulundu.
Bir daha anladım ki bu zat da ruh ve cevher kalmamış. Halbuki gündeme alınmayan
bu önergeler, mevzuları itibariyle önemli ve Anaya hükümleri ile teminat altında
bulunan hakların çiğnenmiş olduğuna mütedairdi (ilişkindi) ve adeti 11 kadar
vardı.
Mesela; şahsın hürriyeti, can emniyeti, seyahat hürriyeti ile ilgili, (İsmet
İnönü’ye saldırılan) Uşak, Topkapı olayları, bedeli peşin verilmeden Anayasa ve
İstimlâk Kanunlarına aykırı yapılan istimlaklere ve muayyen suiistimallere
mütealikti (ilgiliydi).
Bir an önce gündeme alınıp umumi efkârın aydınlatılması ve yolsuzlukların
müsebbibleri (sebeb olanları) hakkında gereken muamelenin yapılması zarureti
vardı.
Gündeme alınmamakla içtüzük ve Anayasa hükümleri fiilen işlemez hale getirildi.
Yazık.
Tarih 18 Nisan 1960: Reisicumhur ta 4 Nisan’dan bu yana her gün; gerek sathı
vatanda ve gerekse matbuatta (basında) artan tahrik ve tezvirler (bozgunculuk)
ile bunalan ve adeta tehlikeli bir hal almaya başlayan fitne ve fesattan çok
endişeli olduğunu, hükümetin en şiddetli tedbirleri almasını söylüyor.
Esasen öteden beri müşarün ileyh (bu şahıs) hep böyledir. Ne yazık ki iş
çığırından çıkmış doğru yanlış tezgaha konmuştur. İşte bunun için de bu gibi
mevzular çok defa söylenmiş öylece kalmıştır.
(Gazeteci) Ahmet Emin Yalman’ın hapishaneye girmeden affını söylemiş ve Bayar’a
adeta kerratla telkinde bulunmuş idim. Hayır, dedi. Başvekili de doldurdu.
ŞEM’İ ERGİN’İN GÜNLÜĞÜ
“Biz milletvekili değil tasdik makinesiyiz”
Tarih 28 Ekim 1957: İşte bir (DP’li Bakan) Emin Kalafat, işte bir Maliye Vekili
(Bakanı) Hasan Polatkan; ne olsun zavallı millet bu kadar aç insanı doyurmağa
müsait midir?
Tarihsiz: 27 Ekim 1957’de yapılacak milletvekilliği seçiminde Demokrat Parti’nin
aday listesi hazırlanırken bir gün Anadolu kulübünde DP Genel Kurul üyesi Celal
Ramazanoğlu’nu görerek ‘ne var ne yok’ diye sordum.
’Bir tasdik makinesi gibi çalışıyoruz. Adnan (Menderes) Bey, listeleri içeride
tanzim ediyor; bize gönderiyor, bizim reyimizi dahi almıyor. Biz de herkes bizi
alışverişte görsün diye her gün toplanıyor, havanda su dövüyoruz’ dedi.
Tarih 19 Haziran 1959: Reisicumhurun daveti üzerine Çankaya Köşkü’ne gittim. O
gün pek iltifat etti. Acaba nedir diye kendi kendime sordum.
Biraz sonra iltifatın manası ortaya çıktı. Reisicumhur, ‘(Çankaya Köşkü’ndeki)
Muhafız Alayı TBMM’ye bağlı, Köşke bir taaruz vaki olduğu zaman bu alay kimden
emir alacaktır’ diye sordu. Reisicumhur olarak doğrudan emir verebilmeli imiş ve
Alay Meclisten ayrılmalı imiş!
Malum evhamın uyku kaçıran sancıları; darbeci hükümet. Sanki her gün, herkes
Reisicumhuru nasıl devirebiliriz, nasıl Köşke taaruz edebiliriz diye düşünüyor?
İşte devlet adamının kafasına bu evham girdikten sonra ondan memleket ve millet
adına hizmet beklemeye imkan yoktur. Onda artık yalnız ve yalnız sandalyenin
korkusu ve endişesi vardır.
İşte Reisicumhur Celal Bayar’da kendisini bu ejdere kaptırmış durumdadır. Artık
iflah olmaz.
ABDULLAH AKER’İN NOT DEFTERİ
“Tek çare CHP’yi kapatmak mebuslarını tevkif
etmektir!”
Tarih 22 Mayıs 1960
Yer Ankara Başbakanlık Binası
Demokrat Parti’nin son bakanlar kurulu toplantısı yapıldı.
Kabinenin gündeminde; İstanbul ve Ankara’daki sıkıyönetimin tüm yurdu kapsaması
ve CHP ile bir kısım basının faaliyetlerini tahkike memur edilen TBMM Tahkikat
Komisyonu Encümeni’nin raporu vardı.
Koordinasyon Bakanı Abdullah Aker tüm konuşmaları bir bir not aldı.
Hayrettin Erkmen (Ticaret Bakanı): Sokak nümayişleri (olayları) hükümet için de
bile endişe yaratmaktadır. Üç zabitin (subayın) bile katılması bizi
düşündürürken, üzerine bir de Harbiye talebesinin böyle bir hadiseye katılması
oldukça mühimdir.
Bidayette ilgisiz görünen halk şimdi alakalı görünüyor. Örfi idare fonksiyonu
itibarıyla tatminkar görünmüyor. Ama hadiseye sebep verenlerin cezalandırılması
çok mühimdir.
Fatin Rüştü Zorlu (Dışişleri Bakanı): Biz sokakta hasta birilerinin araziyle
uğraşıyoruz. Gazetecilerin kötülüğü vardır; orada gördüğü 200 kişiyi 1000’den
fazla yapıyor.
Gazete kapatıyoruz peki yarın? Tek çare vardır; Halk Partisi’ni kapatmak ve
bütün mebuslarını tevkif etmektir.
Tevfik İleri (Bayındırlık Bakanı): Bu raporu mutlaka kullanmak
mecburiyetindeyiz. Bu raporu meydana çıkarmadan seçime gitme taraftarı değilim.
Böylesine seçime gidersek bu hava içinde sandık başına müşahit bulamayacağız.
Seçim yoluyla iktidarı bunların (CHP’nin) eline vermiş oluruz.
Bunlardan hesap sorabilir miyiz soramaz mıyız? Komitecilerden soramazsak
kendimizden şüphe ederiz. Fatin Rüştü’ye katılıyorum; her sahada kuvvetle olur.
Yoksa bu korku içinde icra-i hükümet edemeyiz.
Hasan Polatkan (Maliye Bakanı): Burada kendi kendimize konuşmamız iyi olmuyor.
Raporu hemen neşredelim.
Çok rica ediyorum (Milli Savunma Bakanı) Ethem (Menderes) Beyefendi
arkadaşımızdan, içeriden ve dışarıdan matbuat (basın) hürriyet aleyhtarı, önlem
alınsın.
Haluk Şaman (Çalışma Bakanı): Bu raporu vicdanlı, izanlı bir mahkeme tarafından
suçluların mahkum olacakları kanaat getirildikten sonra neşretmeliyiz. Bu
raporun suçluları beraat edecekse bu bizim için ağır olur. Şahısların ceza
görmeleri şarttır.
İzzet Akçal (Devlet Bakanı): Bunları mutlaka cezalandırmak lazımdır. Bu tür
müessir tedbirler alınmazsa vakıalar devam edecektir. Cumhurbaşkanımızın
bildirdiği gibi Harbiye talebesi derhal tevkif edilmeli ve mahkemeye sevk
edilmelidir.
Adnan Menderes (Başbakan): Biz bunları iki dakikada tenkil (cezalandırma) etme
yoluna giderdik. Ama askeri halkın huzurunda dövdürmek istemedik.
Şimdi neticede bundan sonra ne olacak onu düşünelim. Bu işin içinden nasıl
çıkalım? Tahkikat raporu yarın meclise gelecek, müzakeresi yapılacak, kabul
olunacak.
Raporda istenilen cezalar için ne yapacağız? Biz nerelerde tertiplendiğini
yakaladık. Üç yerde 20’şerlik ekip birbirinden habersiz çalışıyor.
Biz yerlerini bulduk, yarın tevkif edilecek. Bunlar bir merkezden idare
ediliyor. Yedek subay ve Harbiye de buradan dağılıp gidecektir.
Atıf Benderli (Milli Eğim Bakanı): ‘Üç noktada toplanıyorlar’ dediniz, Subaylar
aralarında var mıdır yok mudur?
Adnan Menderes (Başbakan): Bunlarda endişeli bir vaziyet görmüyorum.
Şem’i Ergin (Ulaştırma Bakanı): Bu konuşmanızdan içim çok ferahladı.
Adnan Menderes (Başbakan): Bu raporda birtakım telefon muhavereleri vardır.
Bunlar orijinal sesleriyle teybe alınmıştır. Bu Halk Partisi’nin nasıl bir yolda
çalışmakta bulunduğunu tebyin eder mahiyettedir.
İzzet Akçal (Devlet Bakanı): Sayın Menderes’i dinledikten sonra huzura kavuştum.
Bir politikanın mevcut olduğunu öğrendim.
Halk Partisi’nin kapatılmasını intaç edecek şekilde (sonuçlandıracak), Büyük
Millet Meclisine gelecek şekilde burada konuşmamız lazımdır. Netice alacak
şekilde hareket etmek lazımdır.
Hürriyet / 30 Mart 2008