Bildiğim bir şey var. Türkiye geçmişte olduğu gibi yine tehlikeli sularda yol
almaya başladı. Ve tehlikede olan, kimilerinin sandığı gibi ‘laiklik değil
demokrasi’dir.
Evet Erdoğan hükümeti, muhafazakarlık anlayışı ve laikliğe dönük bazı
yaklaşımlarıyla toplumun bir kesiminde haklı kaygı ve tepkilere yol açtı ve de
bu konuyu fazla önemsemedi.
Evet Erdoğan hükümeti, üniversitede başörtüsü-türban yasağının kaldırılmasına
tüm öncelik ve enerjisini verirken, ‘sivil anayasa’yı unuttu.
Evet Erdoğan hükümeti, son birkaç yıldır demokratikleşme alanında ipe un serdi.
Evet Erdoğan hükümeti, Avrupa Birliği’ni 2005’den beri boşladı.
Evet Erdoğan hükümeti, Şemdinli’de, Hrant Dink cinayetinde, 301’de demokrasi ve
hukukun üstünlüğüne yan çizdi.
* * *
Anayasa Mahkemesi, ‘yargısal darbe’ye geçit verecek mi?..
İktidarla muhalefet aynı demokrasi çizgisinde buluşup şöyle bir ses verebilirler
mi:
“Rejime dıştan müdahalelere hep birlikte hayır diyoruz. Askeri darbelere de,
hukuki darbelere de hayır! Bizim için nihai hesaplaşma yeri, demokrasilerin
gerçekleştiği son yerdir, yani seçim sandığıdır, milletin oyudur.”
Şöyle devam edebilirler mi:
“İktidar ve muhalefet partileri olarak, Türkiye’yi siyasal partiler mezarlığı
olma ayıbından kurtaracak, gerçek demokrasi ve hukuk devletini rayına oturtacak
anayasal düzenlemeler konusunda uzlaştık.”
Noktayı birlikte koyabilirler mi:
“AKP’yi kapatma davasını düşürecek ve laikliğe ilişkin haklı kaygıları giderecek
şu düzenlemelerle açıklamaların yapılmasında anlaşma sağlanmıştır.”
Olabilir mi?
Ne yazık ki hayır.
Olabilse, işte o zaman Türkiye’nin yakın geleceğine dönük kara gölgeler ortadan
kalkmış ve iyi niyetli sağduyu çağrıları yerini bulmuş olurdu.
Ama maalesef çok partili demokrasiye adım attığımızdan beri iktidar ve muhalefet
partileri, böyle bir ‘demokrasi mucizesi’ni yaşatmadılar bu ülkeye.
Yaşatmış olsalar, Türkiye çoktan rayına girmiş, aş ve iş sorunlarını çözmüş,
Yunanistan gibi, İspanya ve Portekiz gibi AB’nin birinci sınıf demokrasileri
içindeki yerini almış olurdu.
Bunu başaramadık.
Bugün hâlâ neler yaşıyoruz.
CHP lideri Baykal, seçim sandığında yenemediği AKP’nin yargısal darbe yoluyla
tasfiyesine umut bağlamış durumda.
MHP lideri Bahçeli, yargısal darbe yoluyla AKP’nin başını, Tayyip Erdoğan’ı yok
etmeyi amaçlıyor.
Bu tablodan uzlaşma çıkmaz.
Sadece kavga çıkar.
Geçmişte örneklerini çok gördüğümüz, 27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün, 28
Şubat’ın öncesinde ve sonrasında yaşadığımız o siyasal istikrarsızlık ve
kavgaların bu ülkeye ne kötü bir maliyet ödettiğini, nasıl kayıp yıllar
yaşattığını çok iyi bildiğimiz halde, ne yazık ki yine aynı yolun yolcuları
gibiyiz.
Kurtulamayacak mıyız?
Yine kavga mı?
Yine kayıp yıllar mı?
Bu tablodan yine kavga çıkmaması için şimdilik tek bir çıkış yolu gözüküyor. Bu
da Anayasa Mahkemesi’nin kendi içinde “Yargısal darbeye hayır!” demesidir.
Bu ihtimal var mı?..
Bilemiyorum.
Bildiğim bir şey var. Türkiye geçmişte olduğu gibi yine tehlikeli sularda yol
almaya başladı. Ve tehlikede olan, kimilerinin sandığı gibi ‘laiklik değil
demokrasi’dir.
Evet Erdoğan hükümeti, muhafazakarlık anlayışı ve laikliğe dönük bazı
yaklaşımlarıyla toplumun bir kesiminde haklı kaygı ve tepkilere yol açtı ve de
bu konuyu fazla önemsemedi.
Evet Erdoğan hükümeti, üniversitede başörtüsü-türban yasağının kaldırılmasına
tüm öncelik ve enerjisini verirken, ‘sivil anayasa’yı unuttu.
Evet Erdoğan hükümeti, son birkaç yıldır demokratikleşme alanında ipe un serdi.
Evet Erdoğan hükümeti, Avrupa Birliği’ni 2005’den beri boşladı.
Evet Erdoğan hükümeti, Şemdinli’de, Hrant Dink cinayetinde, 301’de demokrasi ve
hukukun üstünlüğüne yan çizdi.
Evet Erdoğan hükümeti, Kürt sorununda başlangıç noktasından farklı olarak
milliyetçi rüzgarlara dümen kırdı.
Evet Erdoğan hükümeti, 2003-2004 darbe tertiplerini herkesten iyi bildiği halde
demokrasi ve hukuk düğmesine basamadı.
Bütün bunlar gerçek.
Bunlardan dolayı Başbakan Erdoğan’ın, AKP’nin eleştirilmesi gerekir,
eleştiriliyor da...
Ama bütün bunlar için AKP’den hesap -askeri ya da hukuki- darbeyle değil,
seçimle sorulacaktır.
İşin püf noktası budur.
Demokrasi bunu gerektirir.
Bu ülkede bugüne kadar ne yazık ki iktidar ve muhalefet partileri arasında
darbelere geçit vermeyen bir anlayış birliği kurulamamıştır. Demokrasi bir ortak
platform olarak bir türlü içtenlikle benimsenmemiştir.
Dün de öyleydi.
Bugün de öyle.
‘Devlet’le, sivil ve asker bürokrasi ile oynamayı, oynaşmayı seven partilerimiz,
sözde sosyal demokratlar dahil, siyaset sahnemizden hiç eksik olmadılar,
olmuyorlar. Çok kolay devletçi olurken, demokrat olamıyorlar.
Bin yıldır yaşıyoruz bu gerçeği.
Ama aklınızdan çıkarmayın:
Bugün Türkiye’de asıl tehlikede olan demokrasi ve hukuktur.
Bu ülkede askeri ya da hukuki darbeciler ve de Ergenekon’cular, hiç kuşkunuz
olmasın, Türkiye’nin AB ve demokrasi yolunu kesmeyi bir numaralı hedef olarak
bellemişlerdir. Yargısal bir darbe, onları bu hedefin çok yakınına getirecektir.
Bu tehlikenin farkında mısınız?
Anayasa Mahkemesi, Türkiye’yi böyle bir maceraya atabilecek bir yargısal darbeye
geçit verecek mi?
Yani kazık meselesi.
Altıncı yazı yarın.
Milliyet
29/03/2008