Harem ile Doğu’da gizem peşine düşen Sarah Brightman’ın son albümü Symphony
EMI müzik etiketiyle yayınlandı. Brightman yeni albümüyle gizem arayışlarına
Batı topraklarında devam ediyor
Jorge Luise Borges, Batı insanının Doğu’yu ve Doğulu yaşam tarzını hiçbir
şekilde anlayamayacağından dem vurur. Haklıdır da çünkü Batı, Doğu’ya bakarken
sadece görmek istediklerini görmüş ve bakış açısını geniş tutamaması yüzünden de
bir türlü Doğu’yu anlayamamıştır.
Onun Doğu’dan anladığı tek şey neredeyse
oryantalizmdir ve kendi yarattığı bu kavramı bencilce de sömürmüştür. Binbir
Gece Masalları ile başlayan bu sömürü hız kesmeden de devam ediyor.
Doğu’dan Batı’ya ihraç edilen eserlere bakarsanız o eserlerin Batı’ya satılmak
için var olduğunu görürsünüz. Hal böyle olunca da Batı’dan Doğu’ya her alanda
tıkanan sanatçılar akın etti. 2003 yılında yayınlanan Harem albümüyle birlikte
bakışlarını doğuya çevirin sanatçılar kervanına ünlü soprano Sarah Brightman da
katılmıştı. Iraklı müzisyen Kazem al-Sahir’in büyük müzikal desteğiyle çıkan
albüm Brightman için de önemli bir adımdı. Doğu’nun gizemli zenginliğini
albümüne satır satır işleyen soprano, EMI etiketiyle yayınlanan son albümü
Symphony ile birlikte yeniden müzikseverlerin karşısında.
Sanatçının birçok dilde söylediği şarkılara bu albümde ilk kez Almanca’da
katılıyor, uzun yıllar beraber çalıştığı Frank Peterson, bu albümün de
prodüktörü... Andrea Bocelli, Alessandro Safina, Paul Stanley ve önümüzdeki
günlerde adını çok fazla duyacağımız Meksikalı tenor Fernando Lima da Sarah
Brightman’a eşlik ediyor. Albümün bir diğer özelliği de, “Batılı toplumların
Hıristiyanlığa geçişle birlikte gizemli düşleri ve masalsı yapıyı yitirme
aşamasına geldiklerini, oysa bu değerlerin, asla üzeri örtülmemesi gereken ve
hayati önem taşıyan öğeler olduğunu” söyleyerek gizem aramak için çıktığı Doğu
yolculuğundan geri dönüyor Sarah Brightman. Aradığı gizemin Batılı toplumların
içinde de var olduğunu öğrendiğini görüyoruz.
Albüm genel atmosfer itibariyle Hıristiyanlık öncesi Britanya’ya uzanıyor.
Sakson saldırılarından bıkan ve küçük krallıklar halinde yaşayan ve daha büyük
olarak anılmayan Britanya’ya...
Gizemli ormanlar, roma sitili binalar ve Kral Arthur’un yaşadığı mitsel bir
coğrafyaya götürüyor dinleyiciyi. Gothica adlı introyla açılıyor albüm ve daha
girişte dinleyiciye birazdan karşılaşacağı dünyanın kapıları yavaş yavaş
aralanıyor. Fluer du Mal ile oldukça sert başlıyor Symphony... Brightman’ın
tarif ederken kelime bulmakta insanı zorlayan sesi devreye girince müzik de
sesle birlikte yumuşuyor. Baştan sona bir ortaçağ senfonisinin içinde
kayboluyorsunuz. Ses geçişleri, vokalin insanüstü becerisi ve müzikalite
bakımından albüm Sarah Brightman’ın en önemli çalışmaları arasına şimdiden
girecek gibi gözüküyor.
Dünya çapında 26 milyon kopya CD ve 2 milyon kopya DVD satışı ile tüm zamanların
en çok satan sopranosu olarak kabul edilen Brgihtman, Harem’le başlayıp Symphony
ile devam eden bu değişimin asıl temelleri ise yine bir ilişkiyle atıyor. Ünlü
İngiliz besteci Andrew Lloyd Webber ile yaşadığı sekiz yıllık evlilik
Brightman’ın müzikal kariyerini etkileyen en önemli olaydı. Webber’in karısına
deli gibi aşık olması onu en tepelere taşıdı.
Dünyanın en güzel besteleri onun için yapıldı ve Weber yazdığı tüm operalarda
başkarakter olarak hep Brightman’ı düşündü. Müzikal dünyasının en güzel, en
popüler, en dokunaklı eserlerinin altında Weber ile ikisinin imzası yer aldı.
Eşinden ayrıldıktan sonra kendine başka bir yön çizmek zorunda kalan Sarah
Brightman, müzikal olarak bambaşka bir yol izledi ve bu alanda da Frank
Peterson’un etkisi çok önemliydi.
Peterson bilindiği üzeri vaktiyle ortalığı kasıp kavuran, erotizm ile new age
müziği birbirine geçirmeyi başaran Enigma’yı yaratmıştı. Enigma’nın müziğini
hatırlayanlar onun melodilerindeki gizemli havayı da hatırlarlar. Son yıllarda
popüler olan daha sonra garip bir şekilde ortadan kaybolan Gregorian’ın da
arkasında Frank Peterson imzasını görmek mümkün.
Bir mezhebin ritüel müziğiyle yapılabileceklerin sınırlarını zorluyordu
Gregorian ve bunu yaparken de inkar edilemeyecek bir başarıya imza attılar.
Sarah Brightman ise uzun süredir Peterson’la çalışıyor ve ikili arasında bir aşk
ilişkisinin söz konusu olduğu yolunda bir rivayet de var, ama aşkı bir tarafa
bırakırsan Weber’den sonra devreye giren Peterson, Brightman’ın eşsiz sesiyle
yapılabilecek en güzel müziği bulmuş gibi geliyor bana ve Symphony’de bunun en
başarılı örneği diyebiliriz.
FERHAT ULUDERE
Taraf
24/03/2008