Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama

Google


Online üyeler
Şu an sitemizde, 115 Üye Adayı ve 8 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos
 Reklam Edilen Ve Ötesi

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


İskender Pala: Yahya Kemal'e dair
Tarih: 25.03.2008 Saat: 06:59 Gönderen: karakutu
 

Malum, 2008 Yahya Kemal Yılı olarak kutlanıyor ve büyük şair hakkında toplantılar düzenleniyor, etkinlikler gerçekleştiriliyor, yayınlar, filmler hazırlanıyor. İnsanımızın bakışlarını edebiyattan; dikkatlerini Yahya Kemal'den yana kaydırması bakımından önemli gelişmeler bunlar.



Yahya Kemal (Beyatlı), gerek kendi çağında, gerekse daha sonraki araştırmacıların bazıları tarafından divan şiirinin devam ettiricisi, son temsilcisi, yirminci yüzyıldaki divan şairi gibi tanımlamalara muhatap olmuştu. Hatta vefat ettiği gün gazetelerin çoğu "Aruz öldü", "Divan şiirinin son temsilcisi öldü" gibi başlıklarla çıkmıştı. Bunun başlıca nedeni, onun tarih ve dil bilincini eski ile irtibatlandırması ve eski kültüre ilginin azaltıldığı bir dönemde eski ile bağlarını berkitmesi ve bunda da ısrarcı olmasıydı. Söylediğimizden, onun bir Divan şairi gibi davrandığı sonucu çıkartılmasın; hayır, üstat eski şiirden ilham almış, ama asla eskinin temsilcisi olmak gibi bir gayret içinde bulunmamıştır. Rubaîleri dışta bırakılırsa, klâsik şiirin diğer kurallarına baş kaldırdığı bile söylenebilir. O bütün şairlik macerası boyunca eski şiirimizi dönüştürmenin, Tanzimat, Servet-i Fünun ve diğer edebiyat kuramcıları tarafından örselenen bu şiirin içindeki zengin ilhamları çağının edebiyat zevkine sunabilmenin, okuyucuyu kendi mazisi ile buluşturmanın peşinde olmuştur. Çünkü o, maziyi devşirmeden yeni şiiri inşa etmenin zor olacağını düşünüyordu. Şiirinin mazi fikrine sarılması bundandı; ama mutlaka kendi çağının şiirini yazmak gerektiğine inanıyordu. Yani mana biriktirilenlerden, üslup kullanımdakilerden olmalıydı. "Bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir" korkusunu taşıyan bir adam için kopan teli bağlamaktan ziyade, oraya yeni bir tel uzatmak önemliydi. Üstadın bu tavrı, klâsik üslûpla yazdığı şiirlerin toplandığı kitabın ismine "Eski Şiirin Rüzgârıyla" biçiminde yansıdı. Hakikaten o, eski şiirin rüzgârıyla yeni bir bahçede güller açılmasını hedeflemişti ve bunu da kısmen başardı. Öyle ki klasik tarzda yazdığı şiirleri okurken şeklin eski, ama ses ve mananın yeni olduğu hemen anlaşılıverir. O, klasik şiir ile modern zamanlar arasında geçişi sağlamak bakımından dikkatle okunması gereken şairdir. Kendi Gök Kubbemiz'de bize sayısız hediyeler sunarken biraz da eski şiir adına bize müjdeler ve lezzetler sunar. Üstelik lutuflarını eski şiirin rüzgârıyla söylediği şiirlerde daha da arttırır ve söz gelimi Kanuni çağında bir divan şairinin dudaklarından dökülmesi muhtemel fikir ve hayalleri yeniden harmanlayıp Cumhuriyet Türkçesi'yle söyleyiverir. Artık lezzet değişmiş, gazel yeni bir kimlik kazanmıştır. Okuyucu, eğer istiyorsa geçmiş zamanların uzak hatıralarını, eğer istiyorsa değişim sancıları çekmekte olan çağının hüzünlü lezzetini hissedebilir. Mesela şu beyitteki şekil ve edanın eskiliği yanında mana ve fikrin derinliğine bakınız:

Şeb-i yeldada uzar fecre kadar kıssa-ı aşk

Ta ki Mecnun bitirir nutkunu Leyla söyler

Aşk üzerine bir sürecin uzunluğunu anlatabilmek için eski şairlerin pek cazip ve sanatkârane mübalağalarına rastlayabilirsiniz; ama üstadın bu beyitte anlattığı türden zarif bir hayale pek nadir rastlarsınız. Dünyanın en kadim mesleği olan âşıklık üzerine sözün bitmeyeceğini, âşık ile maşuk arasındaki irtibatın söze ve dile gelmeden de devam edeceğini böylesine güzel söylemenin yolunu bilen pek az şair yaşamıştır. Der ki beyit:

"Aşk hikâyesi, yılın en uzun gecesinde anlatılsa, yine de fecre kadar uzar (da sonuna gelinemez); çünkü Mecnun sözünü tamamlasa Leyla anlatır (Leyla'nın sözü bitince Mecnun konuşmaya başlar)."

Divan şairi, aşkın yalnızca âşıkı ilgilendiren hikâyelerine vurgu yapar, âşıkın hicranını, hasretini, firkatini anlatır. Oysa Yahya Kemal bir aşk hikâyesinde maşuka da söz hakkı tanır ve tek kişilik aşkı diğer yarısıyla tamamlar. İşte bu Divan şiirinin de düşünmediği bir hayal unsurudur. Yine sonsuzluk fikrine dayandırdığı şu bercesteye bakalım:

Meyve-î memnû'dan tatmak günâhından beri Kârbân-ı aşk bitmez bir beyâbândan geçer

"(Adem'in Havva'ya olan aşkı yüzünden) yasak meyveyi yeme günahını işlediği günden bu yana âşıklar, kervan kervan olmuşlar, sonu gelmeyen bir aşk çölünü geçeceğiz (de vuslata ereceğiz) diye durmadan yol almaktalar."

Beytin ikinci dizesinde üstad, eskilerin sihr-i helal (helal büyü; büyünün helal olduğu tek yer; sözü sihirli kılmak) sanatını kullanır ve isterse bir Divan şairi gibi davranabileceğini gösterir. Bu sanata göre dizedeki "bitmez" kelimesinin önüne veya sonuna virgül getirildiğinde ayrı anlamlar çıkar ve kendinden önceki kelime grubuyla okununca ayrı ("Kârbân-ı aşk bitmez" = aşk kervanının sonu gelmez, âşıklar kervanı ta Hz. Ademden bu yana dizi dizi yol almaktadır); kendinden sonraki kelime grubuyla okununca yine ayrı bir anlatım ortaya çıkar ("bitmez bir beyâbân" = çölün sonu yoktur, aşk kervanı sonsuzluk çölünde yol alır). Bu sihirli ifadeyi anlamak için beyti tekrar okuyunuz lütfen!..

Not: Çanakkale'de can, ülkemize şan verenlere rahmet dileriz.

[BERCESTE]

Zaman o gül gibi gül görmemiş zaman olalı

Gülün güzelliği dillerde dâsitân olalı

Yahya Kemal



Zaman
25/03/2008


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Divan Edebiyatı
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Divan Edebiyatı:
Gelen Giden


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 2


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Darbe belgelendi
Gelen giderken
Gelen Giden

"Yahya Kemal'e dair" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke