Türkiye, AKP liderliğindeki ilerlemenin, milliyetçi, dinsel ve sosyal
sorunları 20. yüzyıl zihniyetiyle çözmek isteyen bir grup tarafından önlenmesini
hak etmiyor. Kapatma davası ülkenin şu anını ve geleceğini tehlikeye attı
Türkiye kaynıyor. Yaklaşık 80 yıldan beri gerçek ve yapay sorunlarla sarılı olan
bu ülkede yaşananlarla ilgili kehanette bulunmak mümkün değil. Son olaylar
kimsenin aklına gelmezdi. Yargıtay Başsavcısı Yalçınkaya, AKP'nin kapatılmasını
ve cumhurbaşkanı da dahil bazı liderlerine beş yıl siyaset yasağı getirilmesini
istiyor. Suçlamaysa, parti üyelerinin Anayasa'da öngörülen laiklik ilkesiyle
çelişen uygulama ve açıklamaları.
Daha da önemlisi, AKP'nin 2002'den beri iktidarda olması. Her genel veya yerel
seçimle birlikte oylarını ikiye katladı. Bununla birlikte başsavcı, ülkede
benzeri görülmemiş demokratik uygulamalar sunan ve en fazla halk desteğine sahip
olan partinin kapatılmasını istiyor. Bir ironi de, AKP'nin Türkiye'yi AB üyeliği
müzakerelerinde ilerletmesi, laiklerinse bu başarıyı 40 yıl boyunca elde
edememiş olması.
Başsavcının adımı, sivil ve askeri Kemalist seçkinler için oluşturduğu 'tehditler'den
kurtulmak amacıyla AKP'nin tasfiyesinin ilk adımı. Ancak AKP sadece iktidardan
ibaret değil, Türkiye'nin şu anının ve geleceğinin projesi. Beş yılda ortaya
koyduğu uygulamalara bakınca, İslamcı köklere sahip olsa da laikliğe bağlı
kaldığı ortaya çıkıyor. Aslında AKP, aşırılıkçı Kemalist seçkinlerin tersine,
Avrupa ve ABD'de bilinen şekliyle uyumlu yeni bir bakışla laikliğe yaklaşıyor.
Temel anlaşmazlık, laikliğin insancıl ve özgürlüklere saygılı hale getirilerek
geliştirilmesi. Onlar, AKP'ye kapatılma davası açarak, halk üzerindeki
tahakkümlerinin devamını garanti edip laikliğin barbar yorumunun sürmesini
istiyorlar. Laiklik her şeyden önce halkın ilgilendiği konulara bağlılıktır. AKP
keskin dönüşlerde halka başvurma ve kazanma konusunda en başarılı parti. Laik
partilerin oyları beş yıldır düzenli olarak eriyor. AKP'nin yasaklanması
davasıysa, demokrasinin sürmesine karşı yapılmış bir darbedir.
AKP entrikacı siyasi tabakanın 90 yıldır 200 milyar dolardan fazla yüke mal olan
hizmetlerini gözler önüne serdi. Herkes AKP'nin ekonomi, enflasyon ve yatırım
konusundaki kurtarıcı rolünü itiraf ediyor. Kronik sorunlarla ağırlaşmış bir
ülkede tam başarı elde etmek doğal olarak mümkün değil.
Fakat AKP'nin tasfiyesinin ekonomik istikrarın sarsılmasına yol açacağı kesin.
Davanın temel hedefi de bu. Ekonomiyi ve AKP iktidarını zayıflatmanın tek yolu,
gerginlik yaratmak.
AKP komşu ülkelerle -özellikle de Suriye, İran, Rusya, Arap dünyası, Kıbrıs ve
Yunanistan'la- iyi ilişkiler kurdu.
Türkiye'nin bölgede güçlenmesinden zarar görenler, AKP'nin tasfiye edilmesi
girişiminde yer alıyor. Bazılarının 'Arap emperyalizmi'ne değinmesi, Türkiye'nin
İsrail dışında kimsenin yararlanamayacağı faşist eğilimlerle tehdit edilmesidir.
Eski başsavcı Vural Savaş'ın, ABD ve Avrupa'nın ABD'deki Yahudi lobisi nedeniyle
Erdoğan'ın iktidardan düşürülmesine izin vermeyeceğine dair sözleri, eski İsrail
başbakanı Şaron'un siyasetini 'devlet terörü' diye niteleyip Araplarla en iyi
ilişkilerin modeli olmuş bir kişi hakkındaki gerçekleri örtbas etme girişimidir.
Erdoğan Temmuz 2006'daki İsrail saldırılarını kınarken, Arap liderlerinden 'daha
fazla Arap'tı.
Bu çalkantılardan dolayı kaybeden yine Türkiye'nin şu anı ve geleceğidir.
Türkiye AKP liderliğindeki yürüyüşün, dini, milliyetçi ve sosyal sorunların
çözümü noktasında hâlâ 20. yüzyıl zihniyeti taşıyan bir grupça durdurulmasını
hak etmiyor. Ülke yol ayrımında. AKP demokrasi çerçevesinde iktidarda kalırsa
kurtulur, kapatılırsa boğulur. Tercihin belirlenmesinde nihai rol de halkındır.
Muhammed Nureddin
(Katar gazetesi Şark, Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü, 23 Mart
2008)
Radikal
25/03/2008