Ne olmuş? - Türkiye’nin en eski köşe yazarını sabaha karşı gözaltına
almışlar. Çete üyesi olmakla suçluyorlar.
- Bu çete ne yapmış?
- O yazarın gazetesini bombalamış.
- Yani yazar kendi gazetesini mi bombalamış?
- ...
- Peki nereden biliyorlar bunları?
- Bir talk-show’cunun bilgisayarında Ergenekon diye bir dosya bulmuşlar, oradan
çıkarıyorlar kimleri tutuklayacaklarını.
- Talk-show’cu mu?
- Aslında haham!
- Efendim?
- Vallahi öyle. Adam dinci bir kanalda program yaparken sonra Kanada’da haham
olmuş.
- Nasıl yani?
- İşte öyle yani.
“Büyük” entelektüeller
- Nasıl anlatayım? Böyle anlatıyorum. O tıknaz düşünce adamı Fehmi Koru’nun kaş
çatmalı, kendine göre racon kesmeli, kendini fevkalade önemli zannetmekle önemli
hale gelen teorisyenliği bende yok tabii.
Yapamıyorum öyle “Batıcılar aslında Doğu’cudur. Doğucular acayip Batıcıdır.
Ergenekon’da bence İlhan Selçuk tutuklanmalı!” gibi Harvard’lara, Oxford’lara
layık analizler.
Düşünüp korkuyorum
Çok öfkeliyim. Hem de çok. Adam olmayanların adam sayıldığı, şu kadarcık fikri
olmayanların iktidarın peşinden hop hop altın top diye koşturduğu için baş
ideolog koltuğuna oturtulduğu günlerin en beterlerine geldik. “Türkiye’de
demokrasi AKP’dir, gerisi faşisttir” fasaryalarını Batı’da filan da
satabiliyorlar diye kendilerini allame-i cihan sanan adamlara öfkeliyim.
Bildiğimiz anlamda Türkiye’nin sonuna gelirken, bütün bu kaosu demokrasi yolunda
atılmış adım zannedenlere öfkeliyim.
Çok ciddi bir sivil çatışmaya doğru gidilirken kendi atları kazanıyor diye
içlerinin yağları eriyen, ağzı-burnu içyağı olmuş adamlara öfkeliyim. Ben eğer
bu kadar öfkeliysem insanlar ne yapar, bunu düşünüp korkuyorum, korktuğum için
öfkeliyim.
Bir tek onlar demokrasi istiyor!
Ortada daha iddianamesi olmayan Ergenekon Soruşturması’nın Türkiye’nin
demokratikleşmesi yolunda atılmış en büyük adım olarak satılmaya çalışılmasına
öfkeliyim.
Derin devleti ele geçirme çabasının su yüzüne fışkırmış hali olan bu davayı
takip eden savcılardan ve o savcılara köşelerinden hedef gösteren tıknaz düşünce
adamlarından başka Türkiye’de demokrasi isteyen yokmuş gibi düşünülmesine
öfkeliyim. Savaşa karşı çıktılar diye çocuklara işkence ediyorlar
üniversitelerde; işçiler, memurlar sokaklara dökülüyor binlerle; jandarma bile
Hrant’la ilgili itiraflarda bulunuyor gerçek açığa çıksın diye; milletin imanı
gevriyor hapishanelerde siyasi koğuşlarda...
Bu insanların hiçbiri demokrasi istemiyor, bir tek bu Ergenekon davası demokrasi
istiyor öyle mi? Bir tek Yeni Şafak gazetesi, bir tek Zaman gazetesi, bir tek
Tayyip Bey, bir tek “Sevgili Fehmi” ve hayali oyun arkadaşı Taha Kıvanç
demokrasi istiyor, öyle mi?
Eleğin üzerinde kalan
Önceki gece haber bombardımanının arasında “Hatırla Sevgili” dizisi vardı.
Dizide Deniz’lerin öldürülüşü. Denk geldi, tuhaf. Bir o çocuklara bakıyor insan,
bir bu adamlara. “Eleğin üzerinde kimler kalıyor?” diyorsun. Bakıyorsun,
öfkeleniyorsun, çünkü biliyorsun:
Bunlar eleğin üzerinde kalanlar. Sağcısı da, solcusu da... İyi, kaliteli
olanların kökünü kuruttular belki de bu ülkede diyorsun. İşte buna
öfkeleniyorsun. Çünkü biliyorsun, sen artık eleğin üzerinde kalan bir ülkede, o
ülkenin dökülen kırıntılarıyla yaşıyorsun...
Milliyet
23/03/2008