Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 158 Üye Adayı ve 20 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Güncel: Cengiz Çandar: Irak Savaşı; 5 yıl önce, 50 yıl sonra...
Tarih: 21.03.2008 Saat: 05:52 Gönderen: karakutu
 

Geçen yıl Henry Kissinger ile bir toplantı vesilesiyle geldiği İstanbul’da üst üste birkaç gün birlikte olduk.

Bir ara kendisine, “Çin Başbakanı Çu en-Lai ile aranızda geçen bir konuşma tüm dünyada bilinir; Siz, ona ‘Fransız Devrimi hakkında ne düşündüğünü’ sormuşsunuz...” diyerek bir soru yöneltirken, sözümü kesti, “O, bu soruya karşılık olarak ‘Bu konuya ilişkin bir şey söylemek için henüz çok erken demiş’” deyiverdi.


“Evet” dedim, “Sorum şu: Aranızda böyle bir diyalog cereyan etti mi?”

Kissinger, saniye sektirmeden kestirdi attı: “Hayır!”

Bu cevabı beklemiyordum, “Ama” diye ısrar ettim, “Tüm dünyada yaygın biçimde böyle bir diyaloga gönderme yapılıyor...”

Güldü, “Biliyorum” dedi, “Ben de bu diyalog olmuş gibi alıntı yapıyorum!”

Kissinger ile Çu en-Lai arasında 1972 yılında gerçekten böyle bir diyalog cereyan etmiş olmasından daha önemli olan, “Fransız Devrimi hakkında bir hüküm vermek için henüz erken” olmasının anlatılmak istenmesi, bunun vurgulanması. Büyük, dönem kapayan, çağ açan “tarih olayları” hakkında kesin ve hızlı hüküm vermek kolay değil. Doğru da değil.

Beşinci yıldönümü söz konusu olan Irak Savaşı da (2003) böyle; çok önemli ve henüz cevaplanmamış sorularının, tatmin edici cevaplarından çok daha fazla olduğu bir tarih olayı.

Batı eğitimi görmüş, Saddam rejimi döneminde çok uzun yıllar Irak dışında yaşadıktan sonra, Saddam’ın yıkılması üzerine ülkesine dönerek iki ayrı Bağdat hükümetinde Savunma ve Maliye bakanlarında bulunmuş, şu sırada Başbakan Nuri el-Maliki’nin başdanışmanı sıfatını taşıyan Ali Allavi’nin (Şiî) geçen yıl yayınlanan ve büyük yankı uyandıran bir kitabı var. Kitabın adı “The Occupation of Iraq: Winning the War, Losing the Peace” (Irak’ın İşgali: Savaşı Kazanmak, Barışı Kaybetmek).

Irak Savaşı’nın birinci yılında koca bir beş yılı, bu kitap adından daha çarpıcı ve kısa biçimde anlatan bir şey olamaz.

Ali Allavi, yüzlerce sayfalık ve “içerden” bilgilerle donattığı kitabının önsözünde şöyle diyor:

“Tarihteki çatışmalar ve savaşlar içinde, Irak’ın istilası ve işgalinde olduğu kadar savaşın dürtüleri ve amaçlarının belirsiz olduğu bir örneği bulmak zordur.”

Bu işi “içerden” bilenler bile, “Irak’ta niçin savaş oldu?” sorusuna kendinden emin cevap veremiyorlar.

* * *

Irak’ta niçin savaş oldu?

Kestirme cevapların hiçbiri geçerli değil. Kestirme cevapların başında “petrol” geliyor. “Amerikan emperyalizmi, Irak petrollerini konmak istedi”. Amerika, gelişmiş ülkeler arasında Ortadoğu petrollerine en az bağımlı ülke. Kendisi petrol üreticisi olmaktan gayrı, ithal ettiği petrolde Körfez pek az yer tutuyor. 2 trilyon dolara kadar tırmanacak yıkıcı bir bilanço ve bunun ortaya çıkartacağı fatura göz önüne alınırsa, bu iddia havada kalıyor.

Irak’ın eski petrol bakanı ve şu ara Başbakan Maliki’nin “Danışmanlar Kurulu”nun başında olan Tamir Gadban, bir süre önce İstanbul’daydı. Tamir Gadban, siyasi kimliği pek olmayan bir teknokrat, zaten Saddam döneminde de görevde imiş ve “Petrol İşleri Genel Müdürü” sıfatını taşıyormuş. Kendisine, “Savaş gerekçesi olarak petrolün payı”nı sormuştum. “Varsa bile, pek aşağı sıradadır” karşılığını verdi.

Amerika’nın savaş gerekçelerinin başında Irak’taki kitle imha silahları (nükleer, kimyasal, biyolojik) geliyordu. 11 Eylül sonrası dünya şartlarında, Amerika, Irak’taki Saddam rejimi gibi bir “haydut rejim”in elindeki bu gibi silahların, el-Kaide gibi terör örgütlerinin eline geçmesi kaygısını, bir “savaş meşruiyeti” olarak sundu.

Irak’ta kitle imha silahları çıkmadı. Yani, ABD yönetimi kendi halkı başta, tüm dünyaya Irak’a saldırabilmek için “yalan” söylemiş oldu.

Görüntü bu. Ama, tümüyle gerçeği yansıtmıyor. Zira, Saddam, kitle imha silahları konusunda zaten “sabıkalı”ydı. Bunları, İran ile savaşında bol miktarda kullanmıştı. 1988’de Halepçe Katliamı’nda Kürtlere karşı kullandığı da biliniyordu. 1998’de kitle imha silahlarını araştırmak için ülkesine gelen BM denetçilerini de sınır dışı etmiş ve kendisini “şaibe” altına sokmuştu.

Amerikalıların, Irak’ı işgal ederken, kitle imha silahları bulacaklarına inandıkları kesin. Ama, yanıldılar. Başta CIA, belli başlı bütün Batılı istihbarat servisleri de bu konuda yanıldı.

Amerika’nın savaş gerekçeleri arasında değilse de, amaçları arasında “rejim değişikliği” ve gerçekleşecek rejim değişikliğinin “Ortadoğu’nun Arap-İslam dünyasında demokratik rejimlerin çoğalmasını” tetikleyeceği beklentisi vardı. Bu amaç, kısmen gerçekleşti, yani gerçekten de Saddam rejimi yıkılarak, Irak’ta “rejim değişikliği” mümkün oldu; ama daha geniş çaplı amaç, demokratik rejimlerin bölgede yaygınlaşması yerine bölge dengelerinin altüst olması ve Amerikan dış siyasetinin “Wilsoncu idealizmi” terkederek, “Realpolitik” ölçülerine, bilinen “katı realizm”e dönmesine yol açtı.

Bu “politika ayarı” ve “kadro değişikliği”, Irak’taki duruma, son bir yıl içinde, iki yıl ve daha öncesine kıyasla daha “toparlanıyor” görüntüsü kazandırdı.

Irak, yine de, geleceği hayli belirsiz, güvenlik ortamı hayli kırılgan bir ülke.

* * *

“Irak dosyası” daha kapanmadı. Uzun yıllar da açık kalacağa benziyor. Savaşa ABD’yi götüren dürtü ve gerçek amaçlarının ne olduğu da daha uzun yıllar tartışılacak. Bazı elle tutulur sonuçları da ortada. Yüz binlerce Iraklı hayatını kaybetti. Milyonlarcası yer değiştirdi. Ülke dışına göç etti ya da ülke içinde yerlerinden oldu. Amerika’nın Irak için harcadığı para, ilk tasavvurlarıyla kıyaslanamaz ölçülerde milyarlar da değil, trilyon dolarlarla ölçülür hale geldi. Amerikan imajı, dünya çapında muazzam bir yara aldı.

İstatistiklerle çizilen bu tabloda dikkatten kaçmaması gereken “gerçekler ve sonuçlar” da var. Irak’ta diktatörlük sona erdi. Irak halkının yüzde 80’e ulaşan çoğunluğunu oluşturan Şiiler ve Kürtler, tarihte ilk kez iktidar kullanır hale geldiler. Nüfusun yüzde 60’ına yakınını oluşturan Şiiler ile yüzde 17 dolayındaki Kürtlere, “Savaştan önceki mi, sonraki Irak’ı tercih ettiğini” sorsanız, ezici çoğunlukla “ikincisi”ni işiteceksiniz.

Amerikan stratejik perspektifleri açısından bakıldığında ise...

1990’lara damgasını vuran Amerikan stratejisi “dual containment” yani “çifte tecrit, çifte çevreleme”ye dayanıyordu; İran ve Irak’ı. Oysa, savaş sonrası, Irak, “Amerikan müttefiki” bir ülke halini aldı. Amerika, siyasi gücünün yanı sıra, “fiziki gücü” ile de, Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar olan dönemde İngiltere’nin bölgede sahip olduğu yeri aldı. Bölge ile ilgili her gelişme, her atılacak adım, herhangi bir soruna çözüm girişimi, Washington’u by-pass ederek ilerleyemez durumda. ABD, Soğuk Savaş yıllarında Sovyetler ile paylaştığı “Ortadoğu hegemonyası”nda tek kaldı. Tek rakibi, bir “süperdevlet konumu ve gücünde olmayan” İran.

Irak’ın iç bünyesi de, iki yıl öncesine oranla çok farklı. El-Kaide ve benzeri terör örgütlerinin birçok militanı ya saf dışı kaldı veya hapishanelerde. Ciddi güç yitirdiler. Şii-Sünni dengesi, bir ölçüde tekrar kuruluyor. Irak petrol ihracatı, günde 2,4 milyon varile çıktı. Ekonominin de toparlanma şansı mevcut.

Birçok ülkeden ötede ve öncelikli olarak Türkiye’yi ilgilendiren “toprak bütünlüğü” konusunda, “Kuzey”in yani Kürtlerin “Irak’a entegre” rolüne ilişkin dikkate değer bir sinyal, birkaç gün önce Erbil’den geldi. Arap Parlamentolar Birliği toplantısında, Kürtlerin ev sahipliğinde Erbil’de yaptı. Hemen ardından, Amerikan Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Erbil’i ziyaret eden en yüksek konumdaki Amerikan yetkilisi oldu.

Bunlar, bir yandan Kürtlerin Irak’a entegrasyonuna, diğer yandan da Kürtlerin bölgede savaş sonrası elde ettikleri “özel statü”ye işaret ediyor.

Şiiler ile Sünniler arasındaki çekişme ve kanlı hesaplaşma tümüyle sona ermediyse bile, bir hayli dindi. Çünkü, -ironik bir şekilde- hem her ikisinin karışık yaşadıkları bölgelerde “mezhebî temizlik” büyük ölçüde sağlandı; hem de Iraklılar, çatışmadan yorgun düştüler.

“Yeni ve Büyük Ulusal Uzlaşma” için zemin oluşuyor. Şu dönemde, “çelişkiler”, Şii-Sünni’den ziyade Şii-Şii, Sünni-Sünni gibisinden her topluluğun kendi içinde. Bunların çözülebilmeleri için illa şiddet gerektirmiyor. Siyaset öne çıkıyor.

Bundan 5 yıl sonra, 10 yıl sonra, 50 yıl sonra; ilerden geriye bakınca nasıl bir Irak ve Ortadoğu görebileceğimizi şimdiden kestiremiyoruz. Şimdi, bu savaş niçin çıktı sorusuna nasıl kesin bir cevap verilemezse, Irak’ın geleceği de net biçimde şimdiden görülemiyor.

Bu soruların cevabı belki 5 yıl, 10 yıl, 50 yıl sonra bile tatmin edici ölçüde alınamayacak.

Baksanıza, Çu en-Lai, Kissinger’e “Fransız Devrimi hakkında hüküm vermek için çok erken” demiş.

Irak için de aynı şey geçerli. Irak’ta neyin, neden olduğunu anlamak, tarihi olarak neye yol açacağını söyleyebilmek için de, muhtemelen, çok erken...


Referans
21/03/2008


 
İlgili Bağlantılar
· Doğu Konferansı
· Karakutu Beyrut Galerisi
· Daha fazla Ortadoğu
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Ortadoğu:
Karakutu Lübnan - Beyrut'tan bildiriyor.


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Karakutu Sartre: Hiçlik
Karakutu forum/ sartre: hiçlik
Karakutu'dan çağrı: Cehennem yoksa hep beraber Kapitalist olalım!
Yalanlar cumhuriyeti
Çok karışık çooook!
Yakarı
Ahmed Amrabi: ABD ve Fransa Hizbullah'a karşı tüm Lübnan'ı feda etmeye hazır
Lübnan raporu
Lübnan-Suriye
Syd Barrett - Bob Dylan Blues
King Crimson - Epitaph
The Verve - Bittersweet Symphony
Karakutu Lübnan - Beyrut'tan bildiriyor.

"Cengiz Çandar: Irak Savaşı; 5 yıl önce, 50 yıl sonra..." | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke