Fıkrayı bilirsiniz. Padişah vergileri arttırmış; vezir insanların kızdığı
haberini getirmiş... Padişah “devam” demiş ve bir müddet sonra vergileri gene
arttırmış, vezir insanların daha da çok kızdığını aktarmış... Padişah “devam”
demiş ve gene vergileri arttırmış; vezir padişaha bu sefer insanların
kahkahalarla güldüğü ve sokaklarda zil takıp oynadıkları haberini getirmiş...
Bunun üzerine padişah “aman duralım” demiş, “vaziyet kötüye gidiyor!”
Bizim vaziyet de buna benzedi. Kendilerini padişah zannedenler kendi
tahakkümlerini, hegemonyalarını gizlemek ve sarsılan bu hegemenonyalarının
açıklarını kapatmak için toplumun konuşma yollarını kapatmaya çalışıyorlar.
Bitmez tükenmez bir inatla, toplumun sinir katsayısını test ediyorlar. İpleri
elinden bırakmamak için, her gün skandal değeri taşıyan başka bir zorbalığa imza
atıyorlar. Kendi gazetelerini bombalıyorlar, insanları sindirmek için “İran /
şeriat” korkusunu, “bölünme” korkusunu provoke ediyorlar, “ihanet! ihanet!” diye
bağırıyorlar. Gerekçesi kendinden menkul kararlarla genç kadınların
başörtüleriyle üniversiteye girmesini engelliyorlar. İnsan hakları ve demokrasi
konusunda atılmak istenen adımların karşısına dikiliyorlar; “güvenlik”
kelimesini kalkan yapıp, yıllardır partiler kapatıyorlar, yenilerini kapatmak
için akla ziyan yollar deniyorlar...
Ama artık toplum sinirlenmek, kızmak aşamasını tüketip, sanki başka bir aşamaya
geçti. Artık attıkları bu adımlarla toplumu güldürüyorlar. İşte Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı Bay Abdurrahman Yalçınkaya vasıtasıyla sahneye konan
AKP'yi kapatma operasyonu, niyetinin aksine bir 'parodi' olarak karşımıza geldi.
Sözlüklerde “ciddi bir yapıtın konusunun ya da anlatı yöntemlerinin gülünç
biçimde değiştirilmesiyle ortaya konan hicivli öykünme yapıt” olarak tanımlanan
(Büyük Larousse) ve bir üslubun taklidini içeren, abartarak güldürmeyi amaçlayan
'parodi'ye bambaşka bir boyut kazandırdı bu operasyon. Bu vesileyle, “yargı
alanının tarzını, dilini ve üslubunu taklit ederek, ona gülünç ve abartılı
yorumlar ekleyerek, statükonun açıklarını göstererek güldürmeyi amaçlayan bir
parti kapatma iddianamesi operasyonu” sahnelenmiş oldu. Ve tabii ki, “sizi
güldüreceğim” diyerek espri patlatmak için yanıp tutuşanlarınkine kıyasla,
sıradanlığın, normalliğin içine sıkıştırılmış bir güldürme tekniği her zaman
için daha başarılı olur. A.Y.'ninki de böyle oldu.
Bu parodi bir korkudan besleniyor... “Paranoyanın dehlizlerinden mizah
hikayeleri” başlığı taşıyacak bir kitabı dolduracak bu operasyonlar zinciri,
kitabın adından da anlaşılabileceği gibi, hep 'korku'yu anlatıyor... A.Y.'nin
aracılık yaptığı bu son operasyon da bu kitaptaki -şimdilik- son hikaye... Bu
son hikaye, 'korku'nun nasıl akıldan, düşünceden koptuğunu gösteriyor;
uçuklaşıyor ve 'gerçeküstü' bir mizah boyutu kazanıyor...
Aslında niyetinin hilafına güldüren ciddiyet ve korku yapıtlarının en sonuncu
versiyonu, geçen hafta Star gazetesinde yayınlanan, Mümtaz'er Türköne ve Ahmet
Demirel ile birlikte yaptığımız “Toplumun İslam algısı” araştırmasının hemen
akabinde geldi. Bu araştırmada dinden kaynaklanan korkuları besleyen bir
azınlığın seçkin-sınıfsal özelliğine vurgu yapmıştık ki, o azınlık, A.Y.
vasıtasıyla 'konuştu'. Bizim araştırmanın rakamları arasında yer alan o
azınlığın 'sert çekirdeğini' görünür kıldı. Binbir dereden su getirerek, gazete
haberlerinden kesme-yapıştırma yaparak, hurafe yazarak, bir “laik inanç-kurgu”
üreterek bütün iptidailiğini, yetersizliğini, zavallılığını ortaya serdi.
Korkuyu üreten ve araçsallaştıran bu parodi yazarları toplumda, toplumun
inançlarında, toplumsal kesimlerin taşıdığı değerler ve taleplerde sürekli
olarak bir 'art niyet' bulmaya çalışıyor. Varsaydığı art niyet bir 'ötekilik'
fikrine dayanıyor. Bu 'ötekilik' bazen din, bazen dil oluyor; bazen de Avrupa,
İran ya da Arap ülkeleri gibi coğrafya ve kültürler olarak tezahür ediyor. Ancak
her seferinde, bu ötekilik inşası bu toplumun insanlarını, insanların
taleplerini görünmez kılmaya çalışıyor.
Son olarak, akıldan kopmuş olan bu korkuyu bir ölçüde anlamak da mümkün... Bu
memlekette şimdiye kadar bu parodi yazarlarının sürdürmüş oldukları korku
politikaları kendilerinin de korkusu haline geliyor. Bastırdıkları insanlık
halleri ve yarattıkları travmalar onların kişilik ve kimliklerine de yansıyor ve
en çok travmaya uğrattıklarının kendileri gibi davranacaklarından korkuyorlar.
Bu yüzden insanların nefes almasından bu kadar çok korkuyorlar.
Bu memleketin insanları onlar gibi davranmak istemediğini söylüyor habire... Ama
padişah hikayesinde olduğu gibi, parodi yazarları ve oyuncularının artık dikkat
etmeleri gerekiyor. Her şeyin bir sınırı var ve artık kabak tadı vermeye başladı
insanların tahammül sınırlarını zorlayarak gülmelerine neden olan Deli Dumrul
hikayeleri... Birbirini takibeden bu hikayeler bu toplumda çok derin yaralar
açıyor ve insanların bütün dirençlerine rağmen, birbirlerine olan güvenini
yıpratıyor.
Ama belki de, bu parodilerin yazarları bu güven kaybından korkmuyorlar ve hatta
istedikleri belki tam da bu... Eğer öyleyse, çok daha korkunç niyetleri var
demektir... Ya da çok daha korkunç niyetleri olan birilerinin uzantılarıdır
onlar...
Gazetem.net
20/03/2008