Türkiye’nin atlattığı onca badireye rağmen nasıl da yıkılmayıp ayakta
kalabildiğini ben hep merak etmişimdir.
Normal işleyişlere alışkın bir ülkede bizim yaşadıklarımızın sadece yüzde 1’i
bile o ülkeyi darmadağın etmeye yetebilirdi.
Gündelik sorun olarak, gazetelerinin manşetlerinde yolcu uçaklarının çıkardığı
yüksek sesin köpekleri rahatsız etmesinin yaratabileceği psikolojik sorunları
bilen insanların yaşadığı bir ülkede, örneğin Norveç’te iktidar partisinin
kapatılması için bir gün aniden dava açılıverirse ne olur düşünebiliyor musunuz?
Hayli fazla sayıda insan muhakkak kalp krizi geçirir, önemli bir bölümü de ruh
hastalıkları hastanelerine filan yatarlardı.
Bizim insanımız bu gibi konulara çok kaşarlı, içlerinde bazı duyguları muhakkak
yaşıyor ama bunu fazla göstermiyor dışarıya.
Gençler bunu ‘cool tavır’ olarak nitelendiriyor. Bense bunu insanın ‘bitki
durumuna geçmesi’ veya ‘koma hali’ olarak değerlendiriyorum.
Bu bize hem büyük bir güç veriyor hem de zayıflatıyor. Çünkü demokrasilerde
halkın tepkileri hayli öğretici ve yol gösterici bir işlev görür.
Bizde halk adeta yok ortada. İşte bu nedenle halk bir önceki seçimde verdiği
oyun tamamen aksi bir yönde oyu sonraki seçimde kullanabilir (diyeceğim o ki;
AKP halka fazla güvenmesin, onun ruh sağlığı fazla düzgün değil) veya aynı halk
neredeyse yüzde 100 oyla kabul ettiği bir anayasaya aradan bir yıl dahi geçmeden
karşı çıkmaya başlayabilmiştir. (Meseleye böyle bakınca ben bazen ‘yeni
anayasanın ortada fazla tartışılmaması acaba iyi mi oldu?’ diye de düşünüyorum)
Bunları neden yazıyorum, onu anlatayım... Düşünsenize; AKP için dava açılmış,
ortalık toz duman olmuş.
Başbakan ertesi gün Siirt ve Batman’a konuşma yapmaya gitmiş ama halk cool,
bazıları bunu olgunluk olarak görme eğiliminde.
Hiçbir konuda olgun olamayan insanların neden birdenbire bu konuda olgun
oluverdiklerini de anlayamadım ya...
Başbakan Batman’da konuşuyor, tribünlerde pankartlar var.
Bir tanesi benim özellikle dikkatimi çekti.
Adam şöyle yazmış pankarta: ‘BAŞBAKANIM SENİN İÇİN FENERBAHÇELİ BİLE OLDUK.’
İşte tavır bu. Günün anlam ve önemini bu cümle gösteriyor.
Ankara’da kaos teorileri konuşuluyor ve adam o an sadece bunu düşünüyor. Mesajı
bundan ibaret.
Çok hoş, çok demokratik, gerçekten cool olan bir tavır bu. O huzursuzluk
anlarında insanın beynine limonata etkisi yapan bir pankart asmış adam. O kimse
helal olsun.
‘Hayat sürüyor’ diyor o pankart. ‘Merak etmeyin her şey normal, paniğe gerek
yok’ diyor, aslanım benim.
Şaka yapmıyorum, bu enteresan tavrı çok tuttum. Türkiye’yi her badirede ayakta
tutan insani tavır işte bu.
İnsanlarımız büyük meselelerle değil, kendilerini direkt olarak ilgilendiren
meseleleri büyük meseleye alakalandırıp hayatı yorumluyor.
Ekonomik kriz çıktığında ilk olarak ‘acaba Galatasaray planladığı transferi
yapabilecek mi’ diye tepki verebiliyorlar.
Ben şöyle bir şey de hayal ediyorum. Birçok senaryo konuşuluyor ya; felaket
şöyle çıkacak, bööyle çıkacak diye. Ama o senaryolarda tartışılmayan bir yön
var, o eksik kalıyor hep. O senaryolarda Türkiye’nin tavrı hiç görülmüyor? Acaba
senaryoları yazanlar “Türkiye’yi koyarsak senaryonun düzeni mi bozulur” diye mi
düşünüyorlar ki?..
Kıyamet günleri geldiğinde Türkiye bir Fenerbahçe-Galatasaray maçına
kilitlenmiş, sadece onu düşünüyor olabilir mi? Ben bunu hayli muhtemel olarak
görüyorum.
Türkiye bazen büyük krizleri, onun üzerinde fazla düşünmeyerek atlatıveriyor.
Gerekirse kıyameti de atlatır.
Akşam / 18.03.2008