Medeni yerlerde insanlar hayata daha zevk, gusto, kalite ve huzur getireceği
için kadınların sayısını
her ortamda erkeklerden fazlaya çıkarmaya önem veriyor. Türkiye ise beyin ölümü
gerçekleşmiş olduğu için temelde ürktüğü kadınları hayatından daha fazla
çıkarmaya çalışıyor.
New Yorker dergisinin her hafta, içindeki sayfalarında ‘Şehirde olan bitenler’ (Goings
About Town) bölümü vardır.
Eski sayılardan bir tanesinde bu bölümde ‘Battery Park’ ile ilgili enteresan bir
yazı okudum.
Bu park, Manhattan adasının ortasındaki 42. Cadde’de, kütüphanenin hemen yanı
başındadır.
Şehirde üniversite öğrencisi olarak bulunurken, park şehrin suç merkezi gibiydi.
Değil parkın içine girmek, yanından geçmeye bile korkulurdu. Fazla yaklaşanları
ölüm tehlikesi bekliyordu.
Kafamın hayli iyi olduğu bir gece, o haldeki parka girip bir bankın üstünde
uyumuştum.
Bu, atom bombasının satıldığı gün Hiroşima’da pikniğe çıkmak gibi bir şeydi.
Demek ki insan anormal koşullar altında her şey normalmış gibi davranırsa başına
da bir şey gelmeyebiliyordu.
Neyse; o park aradan geçen zamanda olağanüstü değişti ve şıklaştı. Şimdi güneşli
günlerde parkın içinde yüzlerce insan ya çimlere ya da parkı yönetenler
tarafından konulan iskemlelere oturup güneşin tadını çıkarıyor. Konserler, film
gösterileri düzenleniyor. Ayrıca New York’un ‘Moda Günleri’ defilesinin
yapıldığı çadır da oraya geliyor.
Yani geçmişte zenginler sadece korku romanlarında okudukları parka girip defile
bile seyrediyorlar artık.
Okuduğum yazı işte bu park ile ilgiliydi. Ben bilmiyordum, bu parkta görevi her
gün parka girenleri saymak olan bir kişi çalışıyormuş. İki elinde birer sayma
aleti, sağ eliyle kadınları soldaki ile erkekleri sayan bu kişi, toplamı ve
cinsiyetler arasındaki dağılımı her gün parkın yönetimine rapor edermiş. Adamın
işi bundan ibaret.
Başına film senaryosu olabilecek bir iş de gelmiş. Bir gün parka girenleri
sayarken yanına ‘Ne yapıyorsun’ diyen bir kadın yaklaşmış. Adam da anlatmış.
Kadın ‘Beni de saydın mı’ deyince adam; ‘O kadar güzelsin ki, sen iki kez
sayıldın’ demiş. İki ay sonra evlenmişler.
Bu gerçek olay, Nora Ephron filmi senaryosu gibi.
Neyse; park yönetimi açısından cinsiyet dağılımı raporunun özel bir önemi
bulunuyormuş. Çünkü ellerinde, alanlarda kadın sayısının erkek sayısından fazla
olmasının, her durumda o alanın temizlik, düzen ve huzur açısından daha olumlu
olduğu anlamına geleceğini gösteren bir çalışma da varmış.
Yani herhangi bir gün parkta oturan kadın sayısı erkeklerden fazla olduğu zaman
yönetim parkın geleceği açısından çok seviniyormuş. Parkın karşısında Conde
Nast’ın merkezi de var. Hani ‘Şeytan Prada Giyer’ filminin geçtiği yer. Yani
Vogue dergisinin de içinde olduğu dergileri bünyesinde bulunduran şirket.
Bunun da anlamı; öğle saatlerinde parkta bakımlı ve güzel kadınların
oturmasıdır.
Bir diğer anlamı da AKP’liler bu parka gelmeyecekler. Çünkü kadından
korkuyorlar. Biz de parkta bir gün otururken onlardan bir tanesini şanssızlık
eseri görüp sinirimizi bozma riskine artık girmeyeceğiz.
Bu noktada Türkiye’nin beyin ölümünün neden gerçekleşmiş olduğuna gelerek,
sonucu bağlayayım. Medeni yerlerde insanlar hayata daha zevk, gusto, kalite ve
huzur getireceği için kadınların sayısını her ortamda erkeklerden fazlaya
çıkarmaya önem veriyor.
Türkiye ise beyin ölümü gerçekleşmiş olduğu için temelde ürktüğü kadınları
hayatından daha fazla çıkarmaya çalışıyor. Zevksiz, kalitesiz yaşamlarını daha
da kalitesiz hale getirmek için çabalıyor. Bu konuda çok da ilkeli, inançlı ve
militanlar.
Yapılabilecek fazla bir şey de bulunmuyor. Belki bir gün geçer diyerek
beklemekten başka çaremiz yok. Beyin ölümü vakalarında bile arada bir mucizeler
olabilir diye umuyorum.
Akşam /08.03.2008