Biz öldürünce, 'etkisiz hâle getirmiş'; öldürülünce de 'şehit olmuş' oluyoruz.
Devlet ikiyüzlüdür, en temelde; toplum da zaten yalanlar üzerine kuruludur,
kendi kendine ürettiği uydurma söylemler aracılığıyla işler. Ama biz bütün bu
işi biraz fazla ileri götürmüyor muyuz acaba?
Kendimizi aldatacak kadar ileri?...
* * *
Eskiden devletler biraz daha mı dürüstlerdi acaba? Örneğin bugün 'Savunma
Bakanlığı' adını kullanan makam, kendisine 'Savaş Bakanlığı' (bizde 'Harbiye
Nezareti') derdi. Bugün 'Silahlı Kuvvetler' ('Armed Forces'ın çevirisidir) adını
kullanan kurumun adı 'Ordu'ydu. Bu 'Ordu' da, bir yerlere gidince, savaş etmek
için giderdi, 'işgal eder', 'muharebe eder'; 'hücum eder' ve 'zayiat verdirir',
'telefat verir'di. Bugünlerdeyse, 'harekât düzenleni'yor, 'tesisler tahrip
edili'yor, 'sıcak temas sağlanı'yor ve 'teröristler etkisiz hâle getirili'yor.
Bütün bu 'terminoloji', 'insanlar öldürülüyor' dememek için. İnsanların
öldürüldüğünü hepimiz biliyoruz; ama 'dilimiz varmıyor' herhalde, bunu açıkça
dile getirmeğe. Üstelik 'şehitler ölmez' diye de bağırıyoruz, oysa pekâlâ
biliyoruz ki, 'şehit' olmak 'ölmüş olma'yı gerektirir.
Zaten de öyle oluyor: İnsanlar ölüyorlar, çünkü öldürülüyorlar. Öldürülüyorlar,
çünkü kendileri de öldürmeğe çalışıyorlar.
Hiç değilse, "Terör örgütü üyesi olmak, bile isteye insan öldürme amaçlı bir işe
girişmektir; dolayısıyla, insan olmaktan çıkmayı ve kendi öldürülmesini de hak
etmeyi içerir" diyebilsek, yapılan işin öldür(ül)me olduğunu daha açık olarak
teslim edebileceğiz, kendimize de başkalarına da. Ama öyle de demiyoruz. Biz
öldürünce, 'etkisiz hâle getirmiş'; öldürülünce de 'şehit olmuş' oluyoruz.
Devlet ikiyüzlüdür, en temelde; toplum da zaten yalanlar üzerine kuruludur,
kendi kendine ürettiği uydurma söylemler aracılığıyla işler. Ama biz bütün bu
işi biraz fazla ileri götürmüyor muyuz acaba?
Kendimizi aldatacak kadar ileri?...
Radikal
04/03/2008