Eskiler sözü güzelleştirerek söylemeye çaba sarf ederler; bunu, yazacakları
sözleri kalıcı kılmanın şartlarından biri sayarlardı.
Bu yüzden nesri de şiirsel söylemek, ona ahenk katmak ve anlatımı
kuvvetlendirmek önemliydi.
Cinas denilen sanat böyle doğmuş ve nesir ustaları
cümlelerinin arasında ritm ve kafiye bulundurmayı önemsemişlerdi. Eskilerin
cinaslı bir üslupla ortaya koydukları bu tür yazılara biz sonradan süslü nesir
demişiz. Türkçe'de bu üslubun ilk temsilcisi Fatih çağının ünlü bilgini Sinan
Paşa olup aşağıdaki metin onun Tazarruname (İÜ. Ktp. TY.1818, v. 92a.) adlı
eserinden alınmış ve bir çevirinin(/yalınlaştırmanın) asıl metin karşısında ne
kadar cılız durduğunu göstermek için karşılıklı verilmiştir:
İşarat-ı Evsaf-ı Aşk
Aşk âsâyiş-i cândur; aşk ârâyiş-i cihândur. Aşk nemek-i diyk-i vefadur; aşk
hadîka-i ehl-i safâdur. Aşk hakîkat çerhınun ahteridür; aşk cân leşkerinün
mihteridür. Aşk bir sultân-ı kâhir ü tîzdür ki alem çekicek birbirine urur vücûd
ile ademi; aşk bir bî-karâr u şûr-engîzdür ki kadem basıcak şûr u gavgâya
bırağur âlemi. Aşk bir cevher-i pâkdür araz sanman; aşk râhat-ı cândur maraz
sanman.
Aşk bir mürgdur ki melâmet-i halk ona bâl olur; aşk bir devletdür ki idbâr-ı
dünyâ ona ikbâl olur. Aşk bazarında câme-i dîbâyı bir habbeye almazlar; uşşâk
mahallesinde nâmûs ile nâmı bir çöpe saymazlar. Âşık olanlar gayret ü ârı
bırağurlar; dost isteyenler ol vakârı bırağurlar. Âkıl eydür: "Cübbe vü destâr
hani?"; âşık eydür: "Hâne-i hammâr hani?" Âşık düğünden bîniyâz olur; âşık cihân
içinde serfirâz olur. Aşk bir külüng-i pulâddur ki her vakit varlık binasın
yıkar; aşk bir bennâ-yı üstâddur ki dâim yokluk sarayın yapar. Aşk bir derd-i
mâderzâd olur; âşık iki cihândan âzâd olur. Ne vuslatda şâd u ne gamdan firârı
olur; ne destinde sabr u ne pâyında karârı olur.
Âşık hemîşe belâkeş olur; dâim belâ içinde hoş olur. Âşık her dem sûz u şevkda
olur; derd-i aşk içinde zevkde olur. Âşıka gıdâ belâ olur; âşıka safâ cefâ olur.
Âşık ki yolunda merd olur; renci dârû vü râhatı derd olur. Beyt: "Dil ki bûy-ı
aşkdan bîreng olur / Ehl-i dil katında ol dil seng olur". Dil bağında ki aşk
gülü olmaz; bir bezme benzer ki onun mülü olmaz.
Aşk kıssa vü hikâyet olmaz; aşk-bâzî hadîs ü rivâyet olmaz. Âlem-i aşk âlem-i
diğerdür, pâye-i aşk ondan bülend-terdür, ki her mesken ona menzil ola; veya
onun mekanı bir avuç kül ola. Aşk bir makâm-ı vicdanîdür; cezbesi cezbe-i
nûrânîdür. Aşk halk gözünde dîvânelikdür; aşk kendi vücûduna bîgânelikdür. Aşk
ezel kadehinden bîhûşlukdur; aşk iki âlemi ferâmûşlukdur.
Aşk Üzerine Tanımlar
Aşk canın huzur, cihanın ziynet bulmasıdır. Aşk vefa azığının tuzu; gönülden
anlayanlar için hazırlanmış bir bahçedir. Aşk hakikat göğüne yıldız; can
ordusuna mehterdir. Aşk, öylesine kudretli ve hızlı savaşan bir sultandır ki
sancağını çekip de yürüdüğünde varlık ile yokluğu birbiriyle çarpıştırır; aşk
öylesine delifişek bir kargaşa adamıdır ki ayak bastığı yeri çoraklaştırıp
kavgaya salar. Aşk pak bir cevherdir; onu araz sanmayın; aşk bir can
rahatlığıdır, hastalık anlamayın.
Aşk bir kuştur ki halkın ayıplaması onun kanadı; aşk bir talihtir ki dünya
zilleti onun açık bahtı sayılır. Aşk pazarında ipek kumaşlar bir arpa tanesi
etmez; aşıklar mahallesinde itibar kaygısı veya şöhretin çöp kadar değeri olmaz.
Aşık olanlar gayret ile namusu bırakırlar; sevgili peşindekiler elbette
ağırbaşlılığı terk ederler. Akıllının sorusu "Hani rütbe ve makam?"; aşıkın
sorusu "Nerde aşk meyhanesi?"dir. Aşık dünya eğlencesine dönüp bakmaz; bu yüzden
başı dik dolaşır. Aşk tunçtan bir külünktür ki durmadan varlık binasını
yıkmakta; aşk öyle usta bir mimardır ki (yıktığı varlık binasının yerine) daima
yokluk sarayını yapmakta. Aşk, aşıkta anadan doğma bir derttir ki onunla kendini
iki cihan kaygısından kurtarır; bu uğurda ne vuslat ile şad olup ayrılık
derdinden kaçınır; ne sabır elde edebilir, ne ayağına dur durak bulunur.
Aşık bela çekmede devamlılık gösterir; çünkü bela ile hoş geçimdedir. Aşık her
an yanış ve özlem içindedir; aşk derdiyle daima zevk içindedir. Aşık için
(sevgilisiz) işret bir bela; eğlence de bir cefa olur. Aşık ki gidişatında
mertlik üzeredir; sıkıntıları zehir, rahatı ise dert sayılır. Beyit: "Gönül ki
aşk kokusuyla kendinden geçip sarhoş olmuyorsa; ehl-i diller katında o gönlün
taştan farkı yoktur". Aşk gülü açmamış bir gönül bahçesi; şarabı olmayan bir
işret meclisi kadar beyhude ve yavandır.
Aşk masal veya hikaye değildir; aşk oyunu anlatıl(a)maz, rivayete gelmez. Aşk
alemi başka bir alemdir; aşk payesi ise ondan da yüksektedir; öyle ki sıradan
bir mekana gelip konabilir; hatta bir avuç külde bile vatan tutabilir. Aşk
vicdana ait bir makamdır ve cezbesi de nurani bir cezbedir. Aşk avamın gözünde
bir delilik ve kendi kendisine (kendi varlığına ve varlık alemine)
yabancılıktır. Aşk, ta ezeldeki kadehin sarhoşluğudur ki aşık, bu dünyayı da,
öte dünyayı da unutmuştur (vesselam)!..
[BERCESTE]
Aşk kim ruha gıdadır ne yenir ne yutulur
Bir demir leblebidir çiğneyene aşk olsun
Şinasi
Zaman
04/03/2008