'Körlük ve İçgörü' edebiyat eleştirisini kuramsal bir temele yayarak
değerlendirirken saptadığı her noktada açtığı kuyulardan cevherler çıkarıyor.
Paul de Man'ın ustalığı burada
Eleştirinin dünya edebiyatındaki özel adlarından Paul de Man'ın Körlük ve İçgörü
kitabının kendi çevresindeki alanı etkilediği kuşkusuz söylenebilir. Bazı
kitaplar böyledir ama şu da sorulabilir: Bir kitap, sonunda yalnızca okuyanların
bilişsel dünyasına mı sızmış olur?
Bununla sınırlı kalsaydı, belki de hayatımızdan çoktan çıkmış olurdu kitap.
Yaratıcı yazının taşıdığı anlamın gizilgücü ve sürekliliği kitabın etkisini
geometrik biçimde çoğaltırken, ayrıca anlamın yeniliği, özgünlüğü de ikinci bir
katsayıyla bu etkinin katlanmasını sağlar.
Körlük ve İçgörü ise okuduğumuz kitap, edebiyatın düşünce evreninin
genişlemesine büyük bir katkı yaptığı biliniyor. Bu nitelikte bir kitabın bizim
edebiyatımız üstündeki düşünsel etkisinin çok daha büyük olması da beklenir. Bu
tür kitaplar düşünmediklerimizi düşündürür.
Verilmiş enerjinin yol açacağı katkı büyük bir dünyada zor ayırt edilirken küçük
bir dünyada gözle görülür büyüklükte olur. Sanırım Körlük ve İçgörü de, onu
derin yapısına dönük okumalarla içselleştirmiş yazarlar, önce de eleştiri
yazarlarınca edebiyat dünyamıza donatılması gereken yepyeni bir oda açacaktır.
Körlük ve İçgörü edebiyat eleştirisini kuramsal bir temele yayarak
değerlendirirken saptadığı her noktada açtığı kuyulardan cevherler çıkarıyor,
bunları da her sözcüğü tartılmış bir anlatım biçimi içinde geliştiriyor. Paul de
Man'ın ustalığı burada. Giriş yazısında Paul de Man için, "ince eleyip sık
dokuyan ("cerrah titizliğinde" diyenler daha çok)," diyor Wlad Godzich. Yazınsal
bir dil kurmaya çalışmıyor Paul de Man, ama dili kendine özgü; bazen etkili
biçimde önermeleri art arda anlaşılır biçimde belirtirken, bazen birkaç kez
okumayı gerektiren çetin yollara giriyor.
Aslında eleştirinin neye yaradığı sorusuna verilecek yanıt her zaman aynı: okuma
kültürünün düzeyini yükseltmek. Bunun dışında belirgin bir somut katkısı olur
mu? Hayır, olmaz. Eleştirinin bugün soyutlanabilen katkısı, belki okuma
kültürünün düzeyinin yükseldiği bir gelecekte somut olarak da anlaşılabilir.
Günümüzün yeni ve çağdaş eleştiri anlayışı içindeki her eleştirmen de okuma
uğraşının bilişsel donanımına yaptığı katkıyla kendi konumunu belirler.
Okumayı bilmenin eleştirisi
Paul de Man'ın eleştiri yazıları okumanın bilinmediği varsayımının çevresini
kuşatır ki, sonunda nasıl okunacağı bir biçim olmaktan çok içerik ve anlam
üstüne kurulmuş derin bir söyleme karşılık gelir. Bir söylem yaratma endişesini
kavrayamamış eskil eleştiri anlayışları okumanın pastoral biçimlerinden
kalıplaşmış gerçekçi anlayışlara uzanan bir yelpazeyi açarken "onu dedi, bunu
demedi" sınırlarından dışarı çıkamamış, bu yüzden bugün yazılanlardan daha hızlı
eskimeye başlamıştır.
Körlük ve içgörü gibi iki köktenci kavram sanırım Paul de Man'ın eleştiri
anlayışının niçin bu denli etkili, etkileyici, temel alınası olduğunu açıklar.
Paul de Man'ın önemi, bu iki kavramı eleştirinin ve okumanın iki kıtası gibi
görüp ona bütüncül bir düşünsel derinlikten geçerek ulaşma çabasından gelir.
Çünkü bugünkü eleştiri de sonunda kendini körlük ve içgörü kavramlarına giden
yolda bulur; sanki önsel bir kabul gibi, ikisinden biri olmadan sonunu
bulamadığı bir yolculuktur bu ve aralarındaki ilişkiyi aydınlık ve bireşimsel
biçimde açıklayan eleştiri daha yukarıdaki basamaklara çıkar.
Eleştirinin, yazınsal yapıtı tamamıyla içselleştirip oradan kendine geri
dönerken açığa çıkardığı bilgi, her aşamada yeniden kurulması gereken bir
eleştiri biçimini de zenginleştirir. Bu süreç her zaman yapıtın kör noktalarına
yönelen okuma biçimiyle iç içe yaşanır, metnin kör noktasını saptamaya çalışır.
Kör noktaları anlamak yerine sözcük, tümce ve gerçek ya da yazınsal bilginin
doğrularıyla yanlışlarını ayırt etme üstüne kurulan eleştirinin edebiyata
katkısından söz edilemez. Belki bu arada okumanın yakın çekimlerini de yapar bu
tür eleştiri, ama onlar da somut saptamalar olarak kalır. Oysa yorum alanları
aydınlatıldıkça bir anlam zinciri oluşacak, bu zinciri kavrayabilen eleştiri
yazarı kendi anlayışını oluşturacaktır.
Paul de Man, "Gündelik iletişim dilinde, anlam karşısında göstergenin ya da
gösterge karşısında anlamın önsel olarak ayrıcalıklı bir konumu yoktur;
yorumlama edimi, bu ilişkiyi mevcut belirli durum için her seferinde tekrar
tesis edecektir," diyor.
Her seferinde yeniden kurulan dil, eleştiriyi gündelik dilin dışında bir üst-dil
olarak yaratırken öncekinden de yukarıya taşır. Sonunda, şiirden ya da romandan
söz etmiyoruz ki, şair ya da yazarın gençlik yapıtları bazen olgunluk
dönemlerindekilerden daha önemli olsun. Eleştiri yazarının son yapıtının her
zaman ilkinden daha önemli olduğunu söylemiş oluyorum. Değil mi ki yazınsal
dilin yanında düşünsel düzeyde ve zincire yeni halkalar ekleyerek yazılmaktadır
eleştiri, sonuncusunun ilkinin üstünde bulunacağından kuşku duyulamaz.
Modernizm ve Paul de Man
Modernizm ile edebiyat kavramlarının herhangi bir açıdan uyumlu olup olmadığına
ilişkin kuşkuları da Paul de Man'ın eleştiri dünyasının önkabullere karşı
dayanıklılığını gösterir. Modernlik yaşanmakta olanın aşılması, geleneksel ya da
klasik olanın dışına çıkılması ve onların yerine yeni edebiyat kaygılarının
geçirilmesi biçiminde anlaşılıyorsa, Paul de Man da bu anlayışın yanındadır.
Yoksa modernliğin edebiyatı kendiliğinden yücelttiği önermelerini dışlar o.
Bütün edebiyatı onunla açıklamak yerine, edebiyatın bazı sorunlarını açıklamak
için kullandığı modernliği, ortaya çıktığı yerde geçmişi yadsırken hemen içinde
bulunduğu ânı da eskiterek kendini yadsıyan bir oluşum biçimi olarak görür.
Üstelik arada şu önemli saptamayı da yapar:
"Modernizm kendi stratejilerinin bilincine varır varmaz -ve bu metinde olduğu
gibi bir gelecek kaygısıyla haklı çıkarılıyorsa, bilincine varmaması mümkün
değildir- kendisinin yalnızca tarih yaratan değil, aynı zamanda geçmişe dek
uzanan yaratıcı bir şemanın parçası da olan yaratıcı bir güç olduğunu keşfeder."
Kendisi yaratıcı bir güç halini alan modernizm, tarihin yeniden
anlamlandırılmasını gerektirirken geleceğe dönük öngörüleriyle de belirleyici
bir düşünce olarak, maddi bir güce dönüşür. Bir yüz yıl daha geçtikten sonra
geçmişe bakanlar, Avrupa tarihinin en önemli kesitini modernite içinden mi
ayıracaktır, sorusunu, Bana kalırsa öyle olacaktır, diye yanıtlarım. Çünkü
tarihin kendisi, sözgelimi postmodern bakış açılarının bütünüyle kavrayamayacağı
bir dağınıklık ve parçalanmışlık içinde dururken, yeni düşünce biçimleri
postmodernizmin bıraktığı yerden tuttukları çizgiyi ortalamaya hizalar. Orada
modernizmin keskin gözlerine gereksinim duyulur.
Paul de Man moderniteyi bu düzeyde, belki bu yazıdaki düşüncelere de yakın, ama
tam olarak tanımlanması kolay olmayan bir genişlik ve çapraşıklıkta
anlamaktadır; onun bu çok boyutluluğu da edebiyat ve eleştiri ile modernizm
arasındaki ilişkinin niteliğini yükseltir. Üstelik yaşanıp yadsındıktan sonra da
kabul edilmektedir ki, modernizm edebiyatın yaşadığı en büyük sıçramayı
açıklamak ve çözümlemek için sağlam bir dayanaktır. Edebiyat eleştirisi için
bunun daha da vazgeçilmez olduğunu eklemek gerekir; eleştirinin hem yazınsal,
hem de açıklayıcı biçimleri terk edip çözümleyici niteliğini korkusuzca öne
geçirmesini sağlayan yordam da modernizmdir.
Körlük ve İçgörü'de, son on yıl içinde kendimce sürekli yinelediğim, ama hem
düşünce tembelliğinden, hem de edebiyatı bu düzeyde kabul edebilme
yetişkinliğinden yoksun olmaktan, yazınsal yapıtın sonunda eleştirinin nesnesi
olacağına, eleştirinin günümüzde bundan başka bir düzeyde kabul edilmesinin
olanaksızlığına ilişkin düşüncemin karşılığını da görüyorum
"Fakat kendisine aktarılan deneyimi doğru bir şekilde anlamaya çalışan bir
eleştirmen açısından, eserin kendisi de, eleştirmen onun münhasıran
duygulanımsal mahiyetine saygı duyduğu oranda, bir bilme nesnesidir," diyor Paul
de Man. Çözümlenen yapıtın sonunda nesne olmasının onu değersizleştirmekle
ilgisi yok elbette, yalnızca eleştiriyi özgür bırakmaktır bu. Eleştiriyi
özgürleştirecek ikinci ana yol da onun niteliksel varlığının yadsınamayacak
yetkinlikte olmasıdır. Yoksa yolda bırakılır.
Radikal Kitap
29/02/2008