Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 188 Üye Adayı ve 9 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Güncel: Avni Özgürel: Uzun Mehmet kömür için öldürüldü
Tarih: 02.03.2008 Saat: 14:33 Gönderen: karakutu
 

Buharlı gemilerin vazgeçilmez yakıtı kömür bir dönem en değerli maden niteliğindeydi. Uzun Mehmet, ithal edilen kömürü Ereğli'de buldu ama işletme imtiyazını almak isteyenlerin hırsına kurban gitti...

Bir haftadır ortalık MTA'da yolsuzluk, el altından satılan maden haritalarına ilişkin dedikodular, bürokratların kendi yakınları adına kurdukları şirketlere aktardıkları maden işletme imtiyazlarına dair iddialarla çalkalanıyor. Önemli holdiglerin vs. de adı açılan soruşturmalarla anılıyor...



Maden konusu önemli elbette. İnsanoğlunun ateşi keşfi, uygarlaşma sürecine girişinden itibaren her dönemde enerji ve enerjinin kaynağı cevher kıymet kazandı. Odundan kömüre geçiş yeni değil ama kömürü vazgeçilmez kılan onun sanayide kullanılmaya başlanması. Buhar gücü dediğimiz şeyin gerisinde kömür var. Buharın güç olarak ortaya çıkmasıyla deniş ulaşımında kullanılmasının arasında fazla zaman yok. Rüzgâra tabi yelkenin ve insan gücüne bağlı küreğin yerini almakta gecikmedi kömür/buhar ikilisi.

Osmanlı Devleti için de vazgeçilmez oldu buharlı gemiler ve kömür. Seyahat için değil elbette, donanma için. Ancak kömür üretimi yapılmayan geniş Osmanlı coğrafyasında çokça tüketilen bu madde ithalatla sağlanıyor, hazine para yetiştirmekte zorlanıyordu. Bu nedenle bahriyede askerlik yapan gençlere terhislerinde bir parça taşkömürü verilmesi ve memleketlerine döndüklerinde yaşadıkları yerde bu maddeden buldukları takdirde haber vermeleri isteniyordu.
Şiir, Behçet Kemal Çağlar'ındır: Yurtta kömür diye şevkin yanıyor/ En büyük kuyuya adın konuyor/ Mehmedim, Mehmedim Uzun Mehmedim!

Türkiye'nin kömür yatağı olan Zonguldak'ta her sene kasım aynın başında anılan Uzun Mehmet'in donanmada askerlik yaptığını, terhisinde eline bir parça taşkömürü verilip gönderilen askerlerden biri olduğunu anladınız herhalde.
Uzun Mehmet II Mahmud'un saltanat yıllarında Zonguldak Ereğlisi'nin Kestaneci Köyü'nde yaşamış bir genç. Madencilikle falan da ilgisi yok haliyle. Terhisinde tarlada çalışmaya başladığında sabanına takılan siyah taşlı bulduğunda aklına hemen onu komutanının mendile sarıp verdiği kömürle karşılaştırmak geldi mi bilinmez. Ama karşılaştırdığında iki taşın biribirine çok benzediğini, üstelik aynı taştan bölgede çokça bulunduğunu görünce heyecanlandığına şüphe yok. Köseağzı denilen mevkide değirmen çevresinin bu taşla dolu olduğunu gördüğünde 'İşte bu o!..' demiş olması pekâlâ mümkün. Heyecanının bir sebebi herkesten istenen şeyi bulan kişi olmaktı herhalde ama diğer bir sebebi de kömür parçaları dağıtılırken komutanlarının 'Bulan padişah tarafından ödüllendirilecek' sözü olmalı. Kuşkusuz bütün askerler gibi o da 'İnşallah' diyerek kuşağına yerleştirmişti taşı.

Uzun Mehmet'i büsbütün saf Anadolu çocuğu diye görmek doğru değil. Uyanıklığı şuradan belli ki bulduğu taşın sadece rengine bakıp 'İkisi aynı' demekle yetinmedi. Evine taşıdı, yaktı ve bulduğunun kömür olduğundan emin olduktan sonra harekete geçti.

50 altın ödül ve cinayet

Uzun Mehmet'in 1829 senesi Kasım ayının başlarında bulduğu kömür damarından örnekleri bir küfeye doldurup İstanbul'un yolunu tuttuğunu biliyoruz. Kimine göre yürüyerek geldi İstanbul'a denir, kimine göre Ereğli'den bir kum teknesine binerek.
Uzun Mehmet'in başkente ulaştığında derhal tersaneye gidip eski komutanını aradığı 'Beybaba işte istediğin taşlar' diyerek küfeyi onun önüne indirdiğini düşünmek mümkün. Komutanın da örneklere bakıp kanaat getirdikten sonra onu yanına alıp Bahriye Nezareti'ne götürdüğünü de. Uzatmayalım, bakılıp incelenip bulunan taşın kömür olduğu anlaşıldıktan sonra Uzun Mehmet padişahın vaat ettiği doğrultuda ödüllendirildi. 50 altın... Önemsiz bir meblağ değildi bu elbette ama madenin işletme imtiyazının binlerce altın edeceği düşünüldüğünde sembolik bir paraydı verilen.
Uzun Mehmet saraydan gelen emirle örnekleri aldığı yeri göstermek için Bahriye Nezareti görevlileriyle birlikte dönecekti memleketine. Madenden anlayan kişilerden heyet hazırlamaya, kömürün nasıl yeraltından çıkarıtılıp taşınacağını planlayacak uzmanları yanlarına katmaya hazırlanıyordu nezaret.
Heyet hazırlık yaparken Leblebici Han'a yerleştirilmişti donanmanın kahramanı. Ve onun kömürü bulup İstanbul'a götürdüğünü duyunca bu keşfe karşılık ödül almak yerine işletme imtiyazını koparmanın daha akıllıca olacağını düşünen Ereğli çevresinin mültezimi Hacı İsmail Ağa'nın adamlarıyla birlikte peşine düştüğünden hebersizdi elbette. İsmail Ağa'nın İstanbul'a vardıklarında Uzun Mehmet'in izini hasıl buldukları bilinmiyor. Bilinen onu Leblebici Han'daki odasından kahve içme bahanesiyle çıkartıp kehvesine kattıkları zehirle öldürdükleri.

İhyanın kahramanı Yusuf Beyazıt

Beyazıt'ın çalışmaları hayli olumlu...
Türk ve medeniyet kelimelerinin karşısına bir şey yazmak icab etse, en uygunu ne olur diye uzun uzadıya düşünemeye gerek yok, tek sözcük kafi: Vakıf!
Müslüman olmadan önce de Türk halkının kültüründe vakıf duygusu vardır. Nitekim Orkun Kitabelerinde Kültekin Kaan hükümdarlık devrinin muhasebesini yaparken: 'Açları doyurdum, çıplakları giydirdim, az halkı çok ettim, halkı müreffeh kıldım...' diyerek öğünür.
İslam'ın kabulünden sonra 'Mülk Allah'ındır' anlayışını benimseyen halkın vakıf kavramının müsseseleşmesini sağladığını biliyoruz. Ülkemizde 45 bin kadar vakıf var ve 41 bin kadarı Selçuklu ve Osmanlı asırlarında kurulmuş. 41 bin vakfın sorumluluğu yani yönetimi Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait. Onun başında da tanıdığım en başarılı bürokratlardan biri olan Yusuf Beyazıt var.

Son düzenlemeler

Yapılan son yasal düzenlemenin AB uyum yasaları doğrultusunda getirdiği değişiklikler öne çıktığı için Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün faaliyetlerine getirdiği kolaylık perdenin gerisinde kaldı. Balkan Savaşı ve 1. Dünya Savaşı yıllarında gerek gayrimüslim vakıf okullarının gerekse kiliselerin oynadığı olumsuz rol dolayısıyla Cumhuriyet'in inşasını gerçekleştiren kadronun endişelerine hak vermemek elde değil. Atatürk'ün hilafeti kaldırmaktaki esas maksadının Ermeni ve Rum patrikanelerini hudut dışı etmeye gerekçe üretmek olup olmadığı tartışmalı. Tıpkı Tevhid-i Tedrisat yasasıyla medreselerin değil misyoner okullarının kapatılmak istenmesi gibi.
Aradan bir asra yakın zaman geçtikten sonra o endişeleri güne taşımak anlamsız. Kaldı ki yeni düzenleme gayrimüslim vakıflarını denetimsiz bırakıyor da değil. Yıkılmaya yüz tutmuş yapılarda küçük onarımların yapılması için dahi söz konusu vakıfların izin almak için yıllarca uğraştıklarını biliyorum. Vakıflar Genel Müdürlüğü faaliyetlerinden toplumun haberdar olmadığı bir kuruluştu. Yasa bu konuda ferahlık sağlayacak. Restorasyonların bürokrasi çarkına takılmadan sürmesi, müze tesisi ve esas olarak binlerce vakfın tesis maksatlarına uygun faaliyetler için Yusuf Beyazıt'ın yasa/yönetmelik/tüzük labirentinde dolaşmaktan helak olduğunu biliyorum...

Restorasyonlar

Buna rağmen son üç yılda 1100 eserin rostorasyonu sağlandı. 10'a yakın müze hizmete açıldı. Anıt/Müze yapılar arasında Konya'da 750 yıllık Sahip Ata Hanigahı, Tokat'ta Muslu Ağa Köşkü , Edirne'de Selimiye Dar'ül Kurra'sı gibi biblo değerinde eserler var. Vakıflar genel Müdürlüğü depolarında küflenen fermanlar, vakıf senetleri, hüccetler ve binlerce obje bu mekânlarda gün ışığına çıkıyor. Ve bence önemli iki hizmet: Biri İstanbul'da diğeri Ankara'da açılan tarihi halıların yıkanacağı havuzlar ve eser onarımlarının yapıldığı Konservasyon atölyesi...
Beyazıt ve ekibinin yeni yasayla üstlendikleri sorumlulukların başında büsbütün anlamsız sayılamayacak gerekçelerle yeni yasaya itiraz eden çevrelere endişelerinin yersiz olduğunu göstermek geliyor.
Herhalde ikinci bir sorumlulukları da vakıf kavramını günümüzde hayli aktif olan özel vakıflarının eğitim/kültür/sanat faaliyetleri seviyesinde gören topluma kurumun mazisini hatırlatmak olmalı.



Radikal
02/03/2008


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Tarih Üzerine
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Tarih Üzerine:
Sarkozy'nin beğenmediği Kapadokya


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Sarkozy'nin beğenmediği Kapadokya

"Avni Özgürel: Uzun Mehmet kömür için öldürüldü" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke