Türkiye, Amerika’ya rağmen Kuzey Irak’ta kara harekatı yapabilir miydi?
Bu sorudan öncesi de var; Türkiye, Amerikan onayı olmadan Kuzey Irak’a girebilir
miydi?
“Güneş Operasyonu”nu başladığı günden beri bu köşede buna gayet net bir “Hayır”
hükmü vermiştik.
Yabancı yayın organları bizi aradığında, harekatın süresine ilişkin tahminimizi
“azami bir hafta-10 gün daha” diye ifade etmiştik. Bu tahminimize bu köşede de
yer vermiştik.
Yukarıdaki soruya bir soru daha ekleyelim:
Türkiye, Kuzey Irak topraklarına girdikten sonra, Amerika’ya rağmen orada “süre
belirtmeden” ve kendisine “sınır tanımadan” kalabilir miydi?
Hayır, kalamazdı. Ve, zaten kalmadı.
Yani, dün sabah saatlerinde tüm Türkiye ve dünyanın Kuzey Irak’taki TSK
personelinin Türkiye topraklarına geri döndüğünü öğrenmesinde anormal bir durum
yok.
Hayır, var.
Geri çekilme, tüm harekât bilançosunu kuşku altına sokacak ve Türkiye’nin
itibarını yaralayacak bir görüntü ile çekilme gerçekleşti. İster istemez, tüm
zihinlerde “Amerika çekilin dedi, Türkler, ertesi sabahı bile beklemeden
çekildiler” diye bir fotoğraf yerleşti.
Hükümetin, Genelkurmay aldığı geri çekilme kararından haberdar olmadığından
haberdarız. Hükümet mensupları da, biz vatandaşlar gibi, geri çekilmeyi dün
sabah uyandıklarında öğrendiler. Yani, geri çekilme bir “siyasi karar” eseri
değil.
Bu, Türkiye’deki “yönetim zaafı” bakımından başlı başına bir skandal.
Hükümetin, siyasi inisyatifi elinden kaçırması olgusunun olumsuzluğu bir yana,
geri çekilmeye ilişkin Genelkurmay’ın dün, geri çekilmenin öğrenilmesinden
saatler sonra yaptığı açıklama da, zihinlerde uyanmış tedirginliği ve soru
işaretlerini kaldırmadı.
* * *
Ortada besbelli ki, kocaman bir “yanlışlık” söz konusu.
Kara harekâtının “süre ve kapsamı bakımından sınırlı” olacağı işin en başında
zaten en yetkili ağızlardan ilân edilmişti. Dolayısıyla, “yanlışlık” geri
çekilmede değil, geri çekilmenin zamanlaması ve şeklinde.
Evet. Gerek hükümet, gerekse Genelkurmay, zaten böyle olacağı belli, besbelli
bir durumu, özellikle “iç kamuoyu”na dönük, Amerika’ya “hava basma” vesilesine
dönüştürmekle, kendilerine kimi çevrelerden bir bumerang gibi dönecek, iletişim
politikası hatası, “PR hatası” işlediler.
Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates, Türkiye’ye gelmeden önce gerek Avustralya,
gerekse Hindistan’da yaptığı açıklamalarda, “mesaj” göndermiş ve Türkiye’nin
“kısa süre içinde çekilmesi” çağrısını yapmıştı. Ayrıca, bırakın Kürt sorununu,
PKK sorununun bile “sadece askeri yöntemler”le ve bizzat bu “kara harekatı” ile
çözülemeyeceğini söylemişti.
Ankara’da bu görüşlerini tekrarladı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar
Büyükanıt, “Kısa süre izafidir. Bir yılda olabilir, bir gün de. Amerikalılar,
Afganistan’da terörizme karşı yıllardır savaşıyorlar” demişti.
Türk medyasının bu sözleri, Amerikalılara “alaycı bir gönderme” olarak
algılaması doğaldı. Hükümet kanadından yapılan ve hatta Bağdat’a gönderilen
Dışişleri heyetinin başındaki Ahmet Davudoğlu’ndan, harekatın “süresi ve
sınırları”na ilişkin ta oradan yapılan açıklamalar da, “Amerikan mesajı”nın
“kabul görmediğini” algılamaya imkan veriyordu.
Nitekim, sadece Türk medyası değil, yabancı medya da, dün bu algılamaya uygun
başlıklarla çıktı. AFP, “Bush’un Türklere kuzey Irak’ı’çabucuk terketme’ çağrısı
Ankara’da sağır kulaklara düştü” haberini verdi. Arap basınında bu başlığa yer
verildi. Daha önemlisi, New York Times, “Türkiye Gates’in Irak Saldırısını Sona
Erdirme Çağrısına Direniyor”başlığını yayınladı.
New York Times’a göre, Gates, Ankara’ya Kuzey Irak dağlarındaki harekatın birkaç
gün içinde sona erdirilmesine ilişkin kesin bir mesajla geldiğini, ama üç saati
aşkın süre, sivil ve askeri liderlerle yaptığı görüşmelerde, harekatın ne zaman
sona ereceğine ilişkin herhangi bir güvence almamıştı.
Gates, Amerika yolunda uçakta bilgi verirken, “Sanıyorum, Türkler, mesajımızı
aldı” dedi. O havadayken, bizzat, Başkan George W.Bush, -bu konuya ilişkin
olarak alışılmadık biçimde- kameraların önüne çıktı ve Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin “hızla hareket ederek amaçlarını elde etmelerini ve ardından
mümkün olan en kısa sürede çıkmalarını” istedi. (to move quickly, achieve their
objective and then get out... as quickly as possible)
Herhalde, Bush’un bu sözlerinden “Birkaç saat içinde çıkın” anlamı çıkmaz.
Gelgelelim, Bush’un ve Gates’in dünya kamuoyu önünde açıkça yaptıkları
çağrıların ardından yarım gün geçmeden TSK’nın Kuzey Irak topraklarını
terkettiği haberleri geldi.
Türk iç siyaseti, bunu etkili bir “muhalefet ve hoşnutsuzluk kozu” olarak
elbette kullanır, muhtemelen kullanacaktır. Uluslararası sistem ve bölge
ülkeleri ninise, “manzara”yı “ABD’nin Türkiye üzerindeki gücünün göstergesi”
olarak algılayacağı kesin gibi.
Bir haftayı aşkın süredir tüm televizyon kanalları ve muhabirlerinin, müthiş bir
“savaş propagandisti” kesilmesiyle zihinleri “gerçek dışı” bombardımana tutulan
Türk kamuoyu ise, büyük bir ihtimalle “hayal kırıklığı” duygusu yaşayacak.
Yaşıyor da.
En büyük şaşkınlığı ise, bir haftadır ekranlara fırlayan ve “Hedefin Kandil”
olduğunu “uzman eda”yla açıklayan emekli generaller ile kerameti kendinden
menkul “terör ve askerlik uzmanları” yaşayacak herhalde.
“Kullanım süresi dolmuş” böylelerine her seferinde manşet açan ve ekran sunan
medya da şaşkınlıktan nasibini alacak. Aldı da.
Bu durumda, Genelkurmay Başkanı, “Kısa süre izafidir demiştim. Bu, birkaç saat
anlamına da gelebilir” diyebilir tabii. Hükümet ise, “Biz, ta en başında sürenin
ve kapsamın sınırlı olduğunu söylememiş miydik” gibi bir açıklamaya
başvurabilir. İkna edici ve tatmin edici olabilir mi?
Nereden baksanız, “iyi yönetilmemiş” bir “PR kampanyası”ndan söz edilebilir.
Ya, Bush ağzını açtığında, Gates’den mesaj alındığında, birkaç saat sonra Kuzey
Irak’tan çekilme olacaksa, “Amerika’ya efeleniyor” görüntüsü vermeseydiniz; veya
madem verdiniz, bari, bir 48 saat sonra çekilmeyi başlatsaydınız.
* * *
Kuzey Irak’a uzun yıllardan sonra gerçekleştirilmiş “ilk kara harekatı”nın ne
olduğu, ne olmadığı, bu şekilde durmasının “siyasi ve askeri sonuçları”nın ne
olacağı önümüzdeki günler uzun uzun tartışılacak.
Bu harekâtın, beklenmedik bir zamanlama ile apar topar sona ermesi için,
“harekâtın devam etmesini mümkün kılmayan” bir neden olması gerekir.
Bunun, PKK’nın sahada verdiği sert karşılık olması mümkün değil. TSK’nın ateş
gücü ile PKK sahada karşılaştırılamaz bile.
Ya Amerika’nın “Irak hava sahasını kapatacağını” veya “istihbarat işbirliğini
keseceğini” bir yolla Genelkurmay’a bildirmesi gerekiyor. Bu, tamamıyla
“spekülasyon.” Bilmiyoruz. Muhtemel de gözükmüyor.
Kara harekâtının neden ve nasıl böyle aniden duruverdiği, belki ilerde ortaya
çıkacak bir “sır” olarak kalacak.
Bundan sonraki gelişmeleri, şu an itibarıyla kestirebilmek kolay değilse de, bir
şeyden emin olunabilir:
Türk halkı, sivil ve asker yöneticilerinin açıklamalarına, bundan sonra daha az
güvenecek ve inanacak...
Referans
01/03/2008