Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 189 Üye Adayı ve 11 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Noam Chomsky: Chomsky’yle ABD ve dünyanın sahibi olmak üzerine
Tarih: 26.02.2008 Saat: 03:22 Gönderen: karakutu
 

Noam Chomsky, ünlü dilbilimci, yazar ve dış politika uzmanı. 15 Ocak’ta Michael Shank kendisiyle ABD’nin Irak, İran ve Pakistan politikasındaki son gelişmeler üzerine görüştü. İki parça halinde yapılan söyleşinin ilk kısmında, Chomsky, Birleşik Devletler hükümetinin dış politikasını şekillendiren dünyaya sahip olduğu inancını da tartıştı.

Michael Shank: Demokratlar’ın Irak karşısındaki temel politikası, Bush yönetiminin politikasıyla her yönüyle farklı mı?



Noam Chomsky: Bir dereceye kadar farklı. Durum Vietnam’a çok benziyor. Bütün olası adaylar da dahil, seçkin çevrelerdeki bugünkü savaş karşıtlığı, saf kötümserlik, tamamen karaktersiz: “Eğer paçayı kurtarabilirsek, iyi. Eğer bu bize çok pahalıya mâl olursa, kötü”. Seçkin çevrelerde Vietnam karşıtlığı olmasının nedeni bu. Medyada bulabileceğiniz, eleştirellikten en uzak kişi olan Anthony Lewis’i ele alalım. 1975 yılında New York Times’ta yaptığı savaş değerlendirmesinin son sözleri olarak, savaşın ”iyiyi yapmak için gözü kara çabalarla” başladığını ama Amerikalı işadamı çevrelerinin savaş karşıtlığına döndüğü 1969 itibariyle, “Birleşik Devletler’in kendisine pahalıya mâl olmayacak bir çözümü dayatamayacağının” çok açık olduğunu, bu nedenle de durumun “felâket bir hata” olduğunu söyledi. Nazi generalleri aynı şeyi Stalingrad sonrasında söyleyebilirlerdi ve muhtemelen söylemişlerdir de.

Bu, sol liberal yelpazedeki en uç konum. Ya da saygıdeğer tarihçi ve Kennedy’nin danışmanı Arthur Schlesinger’i ele alalım. LBJ kontrolündeki savaş kötüye gittiğinde, hepimizin, şahinlerin haklı çıkması ve daha fazla askerin zaferi sağlaması için “dua etmesi gerektiğini” yazdı. Ve o, zaferin ne anlama geldiğini biliyor. Bizim “harap ve viran olmuş” bir toprağı terk ettiğimizi ama savaşın kızışmasının başarıya ulaşması için “dua etmemizi” ve eğer bu olursa “hepimizin, Amerikan hükümetinin bilgeliklerini ve devlet adamlıklarını selamlayabileceğimizi” söyledi. Ama muhtemelen şahinler hatalıydı, bu nedenle kızıştırma kötü bir fikirdi.

Bu retoriği neredeyse kelime kelime, siyasi elitin de dahil olduğu, Irak Savaşı’na karşı olan elite çevirebilirsiniz.

Bu [durum] iki ilkeye dayanıyor. Birincisi: “Amerikan ideallerini tamamen reddederiz.” Amerikan ideallerini kabul eden tek halk Iraklılardır. Birleşik Devletler onları tamamen reddeder. Hangi Amerikan idealleri? Nuremberg kararının prensipleri. Temelde Amerikalı olan Nuremberg mahkemesi, bizim açıkça söylediğimiz yüksek idealler tarif eder. Yani bütün savaş suçları içinde, saldırı, bütün kötülüklerin eşlik etmesini de içinde barındıran uluslararası suçların en büyüğüdür. Irak işgalinin saf bir saldırı durumu olduğu besbelli ve bu nedenle, ideallerimize göre, bütün kötülüklerin eşlik etmesini de içinde barındırır, El-Kaide’yle Irak’ta, Ebu Garip’te ve herhangi bir yerde yapılan ayrımcı savaş gibi. Birleşik Devletler başsavcısı Robert Jackson, mahkemeye seslenerek, “bu Nazi savaş suçlularına zehirli kadeh (burada kadeh olarak çevrilen “chalice” kelimesi, Hristiyan ayinlerinde kullanılan ve içine şarap konan kadeh anlamına gelir – ç.n.) uzattığımızı hatırlamalıyız. Eğer artık bunu özümsemişsek, aynı prensipleri hüküm altına almalı ya da bütün bunların bir saçmalık olduğuna inanmalıyız.” Görünen o ki, Amerikan seçkinlerinden hiçbiri bunu kabul etmez ya da anlayamaz bile. Ama Iraklılar kabul eder.

Amerikan ordusu tarafından yapılan en son Irak kamuoyu çalışması, bir açıklama sunuyor. Bununla ilgili Washington Post’ta Karen DeYoung tarafından [yazılmış] ilginç bir makale var. Amerikan ordusunun, Iraklıların “ortak kanaat”e sahip olduğunu gösteren bu son çalışmanın sonuçlarıyla ilgili oldukça heyecanlı ve sevinçli olduğunu söylüyor. Bir araya geliyorlar. Siyasi uzlaşmaya varıyorlar. Peki, bu ortak kanaatler ne? Ortak kanaatler, Irak’ta yer alan dehşetin tamamından Amerikalılar’ın sorumlu olduğu, Nuremberg prensipleri uyarınca, [Irak’ı] terk etmeleri gerektiği. İşte ortak kanaatler bunlar. Bu suretle, evet, Amerikan prensiplerini kabul ediyorlar. Ama Amerikan hükümeti, seçkinlerin düşüncesi gibi, onları tamamen reddediyorlar. Aynısı, sırası gelmişken söyleyeyim, Avrupa’da da geçerli. Birinci nokta bu. İkinci nokta ise, burada ve Batı’da paylaşılan bir “biz dünyanın sahibiyiz” varsayımı olduğu. Siz bu varsayımı kabul etmedikçe, cereyan eden bütün tartışma anlaşılamaz hale gelir. Örneğin, gazetede benim Christian Science Monitor’de gördüğüm gibi “Irak’ta yabancı savaşçılar üzerine yeni çalışma” benzeri bir manşet görüyorsunuz. Irak’taki yabancı savaşçılar kimlerdir? Suudi Arabistan’dan gelmiş olan bazı adamlar. Peki, 160 bin Amerikan askerine ne demeli? Güzel, onlar Irak’taki yabancı savaşçılardan değiller çünkü biz dünyanın sahibiyiz; bu sebeple biz hiçbir yerde yabancı asker olamayız. Örneğin, eğer Birleşik Devletler Kanada’yı istila ederse, biz yabancı olmayacağız. Ve eğer biri buna direnirse, onlar düşman savaşçılardır ve biz onları Guantanamo’ya göndeririz.

Aynı şey İran’ın Irak’a müdahelesi hakkındaki bütün tartışmada da geçerli. Eğer buna mantıklı bir noktadan bakıyorsanız, alay edilmeye katlanmalısınız. Vichy Fransa’da müttefik müdahelesi olabilir mi? Olamaz. Ülke fethedilmiştir ve askeri işgal altındadır. Ve tabii ki bunu anlıyoruz. Ruslar Amerikalıların Afganistan’a müdahalesiyle ilgili şikayet ettiklerinde, gülmüştük. Ama İran’ın Irak’a müdahelesi hakkında konuştuğumuzda, olası politik adaylara dönersek, içlerinden her biri bunun çok çirkin olduğunu söyler -yani, İranlılar bizim dünyanın sahibi olduğumuzu anlamamaktadırlar. Yani eğer biri herhangi bir hareketimize engel olursa, ne olduğu önemli değil, en yüksek derecede bir uluslararası suç da olabilir, onlar suçludur. Ve onları Guantanamo’ya göndeririz ve haklarını alamazlar vesaire. Ve Yüksek Mahkeme bunun hakkında tartışıyor. Aslında neredeyse baktığınız her yerde aynısı geçerli. Dünya bizim olduğundan bu yana, yaptığımız her şey ister istemez doğru. Durum pahalıya patlayabilir ve o zaman, biz bunu sevmeyiz. Ya da Ebu Garip’teki gibi, yanlış şeyler yapan bir çift çürük elma var olabilir. Nuremberg mahkemesine dönersek, insanları imha odalarına atan SS askerlerini yargılamadılar. Yargılananlar, önleyici savaşa destek vermekle suçlanan dışişleri bakanı von Ribbentrop gibi en yukarıdakilerdi. Almanlar Norveç’i Almanya’ya bir İngiliz saldırısını önlemeyi denemek için işgal etti. Bizim standartlarımıza göre tamamen haklıydılar. Ama Powell yargılanmadı. İdama mahkum edilmeyecek.

Peki, Demokrat bir başkanla, bu düşünce kökten değişecek mi?

Değişecek. Oldukça dar bir politik, aslında entelektüel ve ahlaki eksen mevcut. Ama sıfır değil. Ve Bush yönetimi son derece olağandışı. Aslında, anaakım tarafından benzersiz bir saldırıya maruz kalması son dereceden de garip. Vietnam Savaşı üzerine Schlesinger’in [söylediklerini] aktardım. Kendi hesabına, [Schlesinger], anaakım içinde Irak savaşı üzerine ilkeli duruş sergileyen tek kişi. 2003’te bombardıman başladığında, Schlesinger, Franklin Delano Roosevelt’ten alıntı yaparak, bugünün alçaklıkla anılacak bir gün olduğunu ve Birleşik Devletler’in sömürgeci Japonya’nın politikalarını izlediğini söylediği bir başyazı yazdı. İlke sahibi olmak, budur. Liberal Demokratlar bunu yapıyorken, [ortada] pek ilkeli eleştiri yoktu. Ama Irak’ın işgaline yönelik yaptığı eleştiri, ilk günlerde, alışılmadıktı. Muhtemelen tekti, bunun için bir çeşit bastırılmışlıktı. [Bu eleştiri], her şeyden önce, ülkedeki fikir değişimini ve Bush yönetiminin anaakımda ifşa edildiği üzere oldukça garip olduğu gerçeğini de yansıtıyordu.

Bush yönetimi, 2002 Eylül’ünde temel olarak Irak’ın işgal edilmesi için bir çağrı olan Ulusal Güvenlik Stratejisi’ni açıkladığında, olabildiğince saygın olan Foreign Affairs, sadece iki hafta sonra, bir anaakım tarihçi ve analizci olan John Ikenberry’nin bunu, yeni emperyal büyük strateji şeklinde adlandırarak biraz sertçe ayıpladığı bir makale yayınladı. [Ikenberry, bu stratejinin] bir sürü soruna yol açacağını; bizi tehlikenin içine atacağını söyledi. Bu tamamen sıra dışıydı. Ama Bush’un durumunda, onun gibilerinden daha var. Bu nedenle, evet, onlar son derece olağandışı. Şu anda herhangi bir aday, belki Giuliani hariç, politkaları biraz yumuşatacak.

Bush’un Körfez’deki kampanyası, Körfez ülkelerini İran’a karşı hazırlarken, şimdiki stratejisi nedir? Bu gezinin zamanlamasının önemi nedir?

Her şeyden önce, zengin güçlü bir ülke olan ve daima her şeyi kazanan Birleşik Devletler’de tarihe bir ilgisizlik olduğunu dikkate alın. Tarihsel amnezya (hafıza kaybı-ç.n.) gereklidir. Ama kurbanlar açısından bu doğru değildir. Onlar tarihi hatırlarlar, üçüncü dünyanın her tarafı. İranlıların hatırladığı tarih doğru olanı. Birleşik Devletler, 1953’ten beri İran’a durmaksızın eziyet ediyordu. Parlamenter hükümeti düşürdü, diktatör Şah Rıza Pehlevi’yi oturttu ve [Pehlevi’nin] berbat işkencelerine ve her şeyine destek oldu. Şah’ın devrildiği dakika, Birleşik Devletler yeni rejimi devirmek için bir an önce harekete geçti. Birleşik Devletler Saddam Hüseyin’i ve [Hüseyin’in] İran’a yaptığı, yüzbinlerce insanın kimyasal ve benzeri silahlarla katledildiği saldırıyı desteklemeye yöneldi. Birleşik Devletler Saddam’ı desteklemeye devam etti. 1989’da İran-Irak savaşı tamamen bitti.

(Baba) George Bush, sözümona yumuşayarak, Iraklı nükleer mühendislerini silah üretiminde ileri eğitim amacıyla Birleşik Devletler’e davet etti. İranlılar bunu unutmaz. Bu tamamlandıktan sonra, neler olduğuna dair bütün kötümserliği görebileceklerdi. Birleşik Devletler’in Irak’a ambargoyu kırarak, İran ticari uçaklarını vurarak vs. temelde kazandığı savaştan hemen sonra, İranlılar, Birleşik Devletler’le başedemeyeceklerine ikna oldular. Dolayısıyla teslim oldular. Birleşik Devletler’in devam eden ağır yaptırımları dayatmasının ardından daha da kötüye gittiler. Şimdi [ise] Birleşik Devletler saldırı tehdidinde bulunuyor. Bu, eğer umursayan biri bulunuyorsa, güç tehdidini düzenleyen Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın bir ihlalidir. Ama kanundışı devletler bunun gibi şeyleri önemsemezler.

Ve bu dikkate alınması gereken bir tehdit. Sadece birkaç hafta önce Körfez’de bir gerilim meydana geldi. Hikaye şu: “İranlıların ne kadar korkunç olduğuna bir bakın”. Ancak İran savaş gemilerinin Massachusetts Koyu’nda ya da Meksika Körfezi’nde yüzdüğünü farzedin. Bunun iyi bir şey olduğunu düşünebilir miydik? Ama tabii biz dünyanın sahibi olduğumuzdan bu yana, bunu onların sahillerinde yapmamızın bir önemi yok. Ve biz orada dünyanın çıkarı için bulunuyoruz, ne yaptığımızın bir önemi yok, dolayısıyla bu iyi [bir şey]. Ama İranlılar bunu böyle görmeyeceklerdir. Yok etme tehditlerini sevmiyorlar. Bunun dikkate alınması gereken bir tehdit olduğu gerçeğini sevmiyorlar. Her taraflarından düşman Amerikan güçlerince sarılmışlar. Ellerinde savaş birimlerini Körfez’e yollayan Amerikan donanması bulunuyor.

Bu son İsrail-Filistin’le ilgili Annapolis Toplantısı’nı ele alalım. Neden Annapolis’i seçtiler? Washington bölgesindeki tek toplantı yeri orası mıydı? İranlılar muhtemelen, Annapolis’in, İran’ı tehdit etmek için gönderilen Birleşik Devletler donanmasının üssü olduğunun farkına varır. Bunu göremeyeceklerini mi düşünüyorsunuz? Amerikalı başyazarlar ve muhabirler bunu göremezler, ama eminim İranlılar görebilir. Dolayısıyla evet, sürekli bir tehdit altında yaşıyorlar. Bu,1953’ten beri hiç bitmedi. Ve Bush şimdi umutsuzca Condoleezza Rice’ın “Arap Devletleri’ni yatıştırmak” olarak adlandırdığı şeyi, yani Suudi Arabistan gibi dünyadaki en aşırı köktendinci diktatörlükleri örgütlemeye çalışıyor. Bu nedenle, “Arap devletlerini yatıştırmak”, onları İran’la karşılaşmasında Birleşik Devletler’e katılmak için örgütlenmeye zorlamak [oluyor]. Buna yanaşmıyorlar. Bush ve Rice’a ‘evine dön’ demezler. Nazikler, falan filan ama yanaşmıyorlar. İran’la sınırlı ama gerçek ilişkiler kurmaya devam ediyorlar. [İran’la] bir çatışma istemiyorlar.

Ulusal İstihbarat Kararı, bir geciktirme ya da herhangi bir ara süre önerdi mi?

Öyle düşünüyorum. Bence [karar], muhtemelen kendi görkemli rejimlerini sonuçlandırmak için bir savaş çıkarmak isteyen Cheney ve Bush gibi kişilerin bastıkları halıyı altlarından çekti. Ama bugün bunu yapmak oldukça zor olacak. Bununla beraber Olmert, İsrail’in İran’ın bir tehdit olduğuna karar vermesi halinde, İran’a saldırı seçeneğini açık bıraktığını dün bir kez daha duyurdu. Birleşik Devletler’in bir müttefik devleti olan İsrail, Birleşik Devletler’in doğrudan emsali olarak tanındı. Birleşik Devletler dünyanın sahibi ve her şeyi yapabilir ve onun müttefik devletleri bölgesel egemenler olabilirler. İsrail bölgeye hükmedeceğinden emin olmak ister ve bundan dolayı işgal ettiği yerleşimlerde istediği bütün politikaları icra edebilir, Lübnan’ı istila edebilir ya da her ne olursa. Kendi başlarına üstesinden gelemeyeceği tek tehdit, İran. İsrail ve İran 1980’ler boyunca oldukça iyi ilişkilere sahiptiler. Bunlar gizli ilişkilerdi ancak kötü değildi. Ve şimdi İran’ın, bölgeye topyekün hakimiyetlerinin önündeki tek engel olduğunu teşhis ediyorlar. Ve bu nedenle koca oğlan Birleşik Devletler’den devreye girmesini ve kendisine göz kulak olmasını istiyor ve eğer bunu yapmazsa, kendisinin yapacağını iddia ediyor. Ben Birleşik Devletler’in izin vermediği takdirde yapabileceğini düşünmüyorum. Bu çok çok tehlikeli. [İsrail] bunu, ancak işin içine Birleşik Devletler’i sokabileceğine çok emin olursa yapabilir.

Demokrat Parti’deki başkan adayları, Pakistan karşısında hangisinin daha militarist olacağı, hukuki istihbarat olursa kimin daha önce bombalayacağı üzerine birbirine üstünlük sağlamaya çalışıyorlar. Washington’un Pakistan’a yardımda şu andaki rolü ne? Bir rolü olmalı mı ve eğer olmalıysa bu rol neye benzemeli?

Tekrar, halkın iktidar merkezlerinden uzaklaşmasında önem taşıyan birazcık tarih anlatacağım. Her şeyden önce, Birleşik Devletler Pakistan yaratıldığından bu yana Pakistanlı askeri hükümetleri destekledi. En kötü dönem, Reagan yönetiminin, canavarca zalim bir diktatörlük ve de koyu İslami bir tiranlık olan Ziya El-Hak rejimini güçlü biçimde desteklediği 1980’lerdi. Bu nedenle, medreseler kurulduğunda, İslamcı köktendincilik ortaya çıkarıldığında, okullarda bilim ve buna bağlı şeyleri daha fazla okumadılar; bir yandan da nükleer silahlar geliştiriliyordu.

Reagan yönetimi nükleer silahların geliştirilmesiyle ilgili bir şey bilmiyor gibi göründü, bundan dolayı her yıl ISI’yı, istihbarat teşkilatlarını, köktendinci tiranlığı vs. daha fazla finanse etmek için kongre kararı alabildi. Bu [durum] kuyruğun kaplana sahip olmasıyla sonuçlandı. Bu genelde olur. Reagan yönetimi, aynı zamanda zamanla El-Kaide’ye dönüşen şeyin yaratılmasına yardım da etti. Ve Afganistan’ı, Kabil’de gerektiği gibi giyinmeyen kadınların yüzlerine kezzap atmaktan zevk alan Gülbeddin Hikmetyar gibi vahşi, ahlaksız köktendincilerin ellerine terk etti. İşte Reagan’ın destediği buydu.

Birleşik Devletler, hanedan sistemini de hoş gördü. Aslında Birleşik Devletler bunu hâlâ destekliyor. Han, evhapsi diye anılan koşullarda, ki bu hemen hemen hoşlandığı bir şey. Ve bu Müşerref diktatörlüğünün verdiği destekle devam ediyor. Şu anda Birleşik Devletler sıkışmış durumda. Halk güçlü biçimde diktatörlüğe karşı. Birleşik Devletler, esnek bir aday olabileceğini düşündükleri Butto’yla bir çeşit uzlaştırma sağlamayı denedi. Ancak Butto geride net olmayan bir durum bırakarak suikaste uğradı. Pakistan’da aşırı güçlü olan istihbarat teşkilatı ISI, aşiret bölgelerindeki radikal militanlara olan desteğini çekti ve şimdi [onlarla] mücadele etmeye hazırlanıyor. Gerçekten de, liderlerinden birinin, şu anda yaptıkları gibi Pakistan ordusuna direnmeye devam edeceklerini söylediği henüz bildirildi.

Robert Fisk gibi Ortadoğu’yu bilen kişiler yıllardır Pakistan’ın her çeşit sebepten ötürü, dünyadaki en tehlikeli devlet olduğunu söylüyorlar. Biri için, parçalanıyor. Beluci bölgesinde ayaklanmalar var. Aşiret bölgeleri şu anda ISI’nın kontrolü dışında. Bir Hindu muhalefet hareketi mevcut. [Bu muhalefet], özellikle Butto suikastinin ardından, madem ki o bir Hindu, pekala bir direniş hareketi olabilir. Güçlü Pencaplı karşıtı, ordu karşıtı, seçkinler karşıtı vs. duygular gelişiyor.

Bu nedenle ülke güç bela bir arada duruyor. Nükleer silahları var. Son derece Amerikan karşıtılar. Kamuoyundaki düşünceye bir bakın; çok güçlü Amerikan karşıtlığı var çünkü tarihi hatırlıyorlar. Biz unutabiliriz. Kendimize ne kadar iyi ve mükemmel olduğumuzu anlatabiliriz, ama diğer insanlar, özellikle kulübün yanlış tarafında duranlar, onlar dünyayı olduğu gibi görüyorlar. Bu nedenle son derece Amerikan karşıtılar. Eğer Birleşik Devletler orada bir şeyler yapmak istiyorsa, iktidara geçip bunu yapacak bir vekil tayin etmek zorunda. Birleşik Devletler’in desteklediği diktatör Müşerref ve ordu bile, Birleşik Devletler’in şu aralar hakkında konuşulan aşiret bölgelerine henhangi bir doğrudan ABD müdahelesine şiddetle karşı. Nükleer silahlara sahip bir ülkeye karşı bir başka savaşı neyin başlatacağını kim biliyor?

Bush yönetimi gerçekten ateşle oynuyor. Bu noktada çok fazla seçeneğe sahip olduklarını düşünmüyorum. Eğer bir politika tavsiye etmem istenseydi, ne diyeceğimi bilemezdim. [Tabii ki] diktatörlüğe verilen desteğini çekmeyi denemek ve halk güçlerinin bir şeyler yapması için yolu açmak dışında. Birleşik Devletler, örneğin, avukatlara ve başını çektikleri muhalefete hiçbir destek vermedi. Verebilirdi. Birleşik Devletler büsbütün güçlü değil ama bir şeyler yapabilirdi. Ama Obama “Tamam, bombalayalım onları” derse, bu pek de yararlı olmayacaktır
 


Michael Shank
Forign Policy in Focus (www.fpif.org) katılımcılarından ve George Mason Üniversitesi Çatışma Analizi ve Çözümü Enstitüsü analistlerinden.



Sendika.org


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Röportaj
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Röportaj:
Prof.Dr. Ümit Meriç: Cip süren örtülü kadınlara kızıyorum


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Prof.Dr. Ümit Meriç: Cip süren örtülü kadınlara kızıyorum
Prof.Dr.Mehmet Bekaroğlu: F tipi küreselleşme
Prof.Dr. Necati Polat: Irkçı olmak
Ümit Kardaş: Aleviler resmileşmek mi istiyor?
Ümit Kardaş: Militarizm, tezkere ve Kürt sorunu
Necip Mahfuz - Kahire Üçlemesi Türkçeye çevriliyor
Cipli erkeklere âşık kadınlar
Nokta, 4 gün süren baskını mahkemeye taşıyor
Kilise ayinleriyle 3 gün süren bir ortaçağ filmi
BAŞÖRTÜLÜ ERKEKLER
ERKEKLER ÖKÜZ OLMADIĞI SÜRECE BEN KADINLARA 'İNEK' DİYORUM

"Chomsky’yle ABD ve dünyanın sahibi olmak üzerine" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke