Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama

Google


Online üyeler
Şu an sitemizde, 124 Üye Adayı ve 7 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 kongo tren istasyonunda ertelenen lübnan bandıralı sevgili
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 Dünyanın Dışında Herhangi Bir Yer
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos
 Reklam Edilen Ve Ötesi
 Aşk Coğrafyasında Konuşmalar
 "İyi şiir her zaman dinidir"

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


İskender Pala: Az gittik uz gittik, dağ tepe düz gittik
Tarih: 13.02.2008 Saat: 05:14 Gönderen: karakutu
 

Musevilik ateşinin yandığı Sina, Hıristiyanlığın kutsal temaşası Zeytindağı, İslamiyet'in ilk tecelligahı Hira, Türklüğün derin anlamı Tanrıdağı, Anadolu'nun efsanesi Ağrı ve dünyanın zirvesi Everest...


Hepsi birer dağın adı. Onları yerkürenin her yerindeki benzerlerinden ayıran şey ne taşının, ne de toprağının ayrıcalığı. Hayır, onlar birer mânâsı olan, insanları çevrelerinde biriktirecek anlamlarla yüklü özel mekanlar. Zirveleri birbiriyle ölçmek elbette zordur, ama bütün dağlar içinde bunlar ruhu olan dağlardır. Onlar orada oldukları için o bölgede olumlu bir enerji birikir; onlar orada oldukları için o civarda insanlar daha masum, daha dürüst, daha duyarlı ve daha dindar, daha kimliklidir. Bir an için de olsa bunların orada olmadıklarını düşünmek çıldırtır bizi, onlara zarar verecek olanlar, oradan bir taş koparacak olanlar bizim kutsal alanımıza hücum etmiş olurlar ve biz onların orada, her zaman durdukları yerde durmalarıyla kendimizi güvende hisseder, kimliğimize bütünlük atfederiz.

Bir dağ her ne kadar yerkabuğunun üstünde görünürse de aslında o yaşadığımız dünyanın altyapısını oluşturan bir simetrinin yalnızca yarım yüzüdür. Ülkelerin sınırlarını çok zaman onlara bakarak çizeriz. Pastoral veya epik şiirler yazacağımız zaman onlardan ilham alırız. Rüzgarları (hava) ve pınarları (su) onlar yönlendirir. İlk çağlarda onları İlahi öfkenin yeryüzüne fırlattığı ucubeler veya toprak ananın dışladığı hayırsız çocuklar olarak algılayan atalardan bu yana dağlar her daim bir ihtişamın temsilcisi ola gelmişlerdir. Zaten birçok ilkel toplumda tanrıların, dağların tepelerinde yaşadığı vehmedilmiştir. Zeus'un yıldırımlarının Olimpos'un tepesinden yeryüzüne yayıldığını söyleyen Yunanlar da, Şiva'nın altın sarısı ve eflatun bulutlar arasında Himalayalar'ın zirvesinde bir yerde uyuduğunu söyleyen Hindular da bunun bilinen örneklerindendir.

Budistler Nirvana için hâlâ dağlara tırmanırlar. Japonya'da her yıl yarım milyon insan Fuji dağının zirvesine tırmanarak hacı olduğuna inanır. Çin'de Taishan Dağı hâlâ hac mekanıdır. Bütün bunlarda insanı etkileyen, ona uhrevi ve dini hissiyatı sindiren taraf elbette dağın zirvesidir. Zirve demek, tırmanma demektir. Tırmanma aslında bir tür aşkınlık metaforu, bir tür arınma sürecinin de adıdır. Fiziksel olanın dışında ruhların da yükseğe tırmanmasına ihtiyaç vardır. Belki de bu yüzden İlahi vahiy elçilerin yükseğe tırmanmaları sürecine vabestedir. Hz. Musa Sina Dağı'nda, Hz. Muhammed Hira'da vahye ermişlerdi. Hz. İsa'nın en büyük vaazı bir dağın zirvesinden yamaçlardaki insanlara yönelik olmuştu.

Bir dağa göre tepe, bir kabadayıya nazaran muhallebi çocuğu gibi görülebilir. Düz araziye sahip bir coğrafyada tepeler azametli dağlarmış gibi algılanabileceği gibi sıra dağ silsilelerindeki cesametli ve heybetli dabbeler de tepe adıyla anılabilir. Ben hâlâ dağ ile tepe arasındaki ayrımın kaç metrelik yüksekliği taban ölçü kabul ettiğini tam kavrayabilmiş değilim. Söz gelimi Mekke'yi görmeyen birisi için Safa ile Merve isimleri Hacer anamızın yavrucak İsmail'e su bulmak için çırpına çırpına koşturup durduğu iki tepenin adıdır. Öylesine mübarektir ki bu tepeler, bizim yurtlarda anne babalar, çocukları erkek olunca Safa, kız olunca Merve adını bile koyarlar. Zihinlerinde Safa ile Merve çöl kumlarıyla savrulan iki çıplak tepedir ve eğer bir gün nasip olur da umre veya hacca gidecek olurlarsa o iki tepe arasında Hacer'in gözyaşları içindeki merhamet feryatlarını hissedeceklerini zannederler. Söz gelimi Safa ile Merve'yi en azından şöyle yüzer, iki yüzer metre yükseklikleri olan birer tepe olarak görmek isterler, belki tırmanmak, kumundan, toprağından ayaklarının yanmasını, koşuşturmaca ile terlemeyi vs. hayal ederler. Elbette hoş ama boş hayallerdir bunlar. Çünkü Safa ile Merve artık ziftle kaplanmış birer kaya parçası halini almıştır ve Anadolu ölçülerine göre hiç de öyle "tepe" falan sayılamaz.


AZRAİL'İN CENNETE GÖTÜRDÜĞÜ BİR AVUÇ TOPRAK
Din kitaplarında İsrailiyyat kabilinden olmak üzere şöyle bir rivayet yer alır. Allah cennette Adem'i yaratacağı vakit onun topraktan olmasını irade buyurup Cebrail'i çağırmış ve "Haydi git," demiş, "dünyadan bir avuç toprak getir!" Cebrail dünyaya gelmiş ama geriye eli boş dönmüş. Allah bu itaatsizliğinin sebebini sorunca da "Rabbim!" demiş, "Dünya, kendisinden bir parçayı koparıp götüreceğim için öyle ağladı, öyle yalvardı ki ona acıdım ve eli boş döndüm!" Allah bunun üzerine İsrafil'i göndermiş. Ardından da Mikail'i. Ve tabii elleri boş dönmüşler. Sıra Azrail'e gelince o gitmiş ve avucunda bir parça toprak ile gelmiş. Allah sormuş:

- Dünya sana da yalvarıp yakarmadı mı, ağlayıp sızlamadı mı?

- Elbette yalvarıp ağladı. Amma değil mi ki Sen benim Rabbimsin, ben de senin kulunum, elbette Senin emrini yerine getirmek, dünyaya merhamet göstermekten bana daha yakışır.

- Madem ki merhameti tanımadın, bundan böyle ölüm meleği ol ve aldığın parçayı dünyaya geri vermek üzere toprak bedenlilerin canlarını kabzet.


BERCESTE
Orda bir dağ var uzakta

O dağ bizim dağımızdır

İnmesek de, çıkmasak da

O dağ bizim dağımızdır

Ahmet Kutsi Tecer





Zaman
12/02/2008
 


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Divan Edebiyatı
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Divan Edebiyatı:
Gelen Giden


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




İlgili Haberler

Darbe belgelendi
Gelen giderken
Gelen Giden

"Az gittik uz gittik, dağ tepe düz gittik" | Hesap Aç/Yarat | 1 yorum | Tartışma Ara
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Re: Az gittik uz gittik, dağ tepe düz gittik (Puan: 1)
Gönderen: panikadam Tarih: 15.02.2008 Saat: 23:28
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
menüde "biraz daha iskender pala"olursa,büyük ihtimalle kusacağım.


 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke