Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 139 Üye Adayı ve 8 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Kayıp Eşya Bürosu
 Doktor Doktor
 Ahmet İnam'la sıradışı bir sohbet...
 Sömürünün kavramları
 Halide Nusret Zorlutuna ile yeniden
 Mutfak kitapları
 Görünmeyen
 FELON
 Kalbin hafızası var mıdır?
 Dahası ne?
 bir cumartesi
 Ayaklarının üstünde
 Bayramsız Çocuklar
 İyi Bayramlar
 bir cezm kaldı
 Uzlette...
 Çizginin Yüzleri...
 Eyy Uhnem! Eyy Uhnem!
 Seçmece
 İmkansızın peşinden koştunuz mu hiç ?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


İskender Pala: Toprak
Tarih: 13.02.2008 Saat: 05:11 Gönderen: karakutu
 

Toprak ayağının altından kayarsa mahvolacağını, sonunun geleceğini düşünen bir varlıktır insan. Hava, su ve ateş arasında bize en yakın olanı odur sanki.


Yerkürenin üstünde bir hayatı harmanladığımızdan mı, yoksa ahirinde gecinde ona karışıp kaybolacağımız için mi nedir, biz kendimizi dünyalı hissederken aslında biraz da topraklı hissederiz. Ayağımızın altında toprak var ise kendimizi güvende zannetmemiz bundandır. Yalınayak çimenlere basmak, toprakta yürümek, kumsalda uzanmak, hep onunla aramızdaki dostluğu pekiştirdiği için güzel ve romantik görünür bize. Bedenimizin olumsuz enerjilerini ona boşaltır, böylece huzur bulduğumuzu vehmederiz. Onun bağrında beslenip büyürüz, serpilip gelişiriz. O bize annelik eder. Şefkati, merhameti, cömertliği herkes tarafından takdir edilmiştir. Evlat nankör dahi olsa o asla üvey annelik yapmaz. Hatta bizi bağrında sakladığı o muhteşem ateş ile de korkutmaz. İçinde evlat ateşi taşıyan bir anne gibi davranır, duyar, hisseder, merhamet gösterir. Bütün bu sebeplerden dolayı onu canlı addedebiliriz. Diğer gezegenlere nazaran yerkürenin yaşadığını, karaciğerlerinin nefes alıp verdiğini, kılcal damarlarında akışkanlıklar olduğunu söylemek yalancılık olmaz.

İnsanın suya, ateşe veya havaya karşı saygısı biraz korkudan, biraz şerri belasınadır. Oysa toprağa gösterdiğimiz saygı böyle değildir. O bu hakkı bize yakınlığı ve şefkatiyle kazanmıştır. Nitekim günlük hayatımızda en çok onunla ilişki içinde oluruz. Dünyanın çekirdeğindeki ateş topunu, yeryüzünün dörtte üçünü kaplamış denizleri veya başımızın üzerinde 480 km. dikey gaz kütlesini hangimiz hatırına getirir ki?!.. Öte yandan her ayağa kalkışımız, her oturuşumuz, her adımımız, elimizdeki kahve fincanını her düşürüşümüzde toprakla, toprağın dönüşüm geçirmiş bir versiyonuyla temas ederiz. Çünkü o, insanın nerede bulunduğundan, sosyal çevresinin oluşumuna, gardrobundaki giysinin renk ve çeşidinden beslenme ve diyet programına kadar hayata hep müdahale eder.

Yerkürenin neresinde, hangi bölgesinde ve ne şartlarda yaşadığınız elbette çok önemlidir. Uzay ölçeğindeki o büyük gayrimenkul ağı içinde en uygun, ucuz ve kullanışlı arazileri, bölgeleri, ülkeleri, kıtaları biz ancak toprakta bulabiliriz. Üstelik o, diğer üçü gibi (ateş, hava, su) değişkenliklere saparak bizim yatırımımızı boşa çıkarmaz. Kum, çamur, mineral, maden vs. hepsi bir yana devasa dağlar ve o büyüklükte kayalar bizi hep sadakatle bekleyip dururlar. Onlar, sismik basınçlar hariç ne yerlerinden kımıldar, ne sallanırlar. Bu yüzden uyanık Laz müteahhitler ev yapmak için kayaların üzerini tercih ederler.

Dünyada bilimin, teknolojinin ve sanatın toprak sayesinde geliştiğini, mimarinin toprağa bağlı olduğunu, ilk aletlerini taştan yapan insanoğlunun gelişme gösterdiği uzun zaman dilimlerini toprağa bakarak isimlendirmesinden anlayabiliriz. Taş Devri, Cilalı Taş Devri, Tunç Devri, Demir Çağı vs. Eğer çağların adları bu sıralamayla devam etseydi bugün belki de Pırlanta Devri veya Bor Çağı'nı yaşıyor olabilirdik. Toprak olmasaydı bugün ne antik dünyanın yedi harikası, ne tarihî sanat eserlerine bakan insanların hayranlıkları, ne modern sanatçıların kendilerini ifade edebilmeleri mümkün olurdu. Toprak olmasaydı insanlar "Altına Hücum" filminin bilmem kaçıncı versiyonunu çevirmek üzere her çağda rol kavgası yaparlar mıydı sanıyorsunuz? Toprak olmasaydı tarih bilimi kimin umurunda olurdu ki!?. Hem bunca uzun zamandır savaşıp duran atalarımızın birbirlerine atacak taşı da, sığınacak kalelerin duvarlarına koyacak mermeri de, mancınıklarla fırlatacakları kayaları da bulamayacakları bir hakikattir. Toprak olmasaydı Kabe de, piramitler de, Tac Mahal de, Süleymaniye de olmayacaktı. Velhasıl insanoğlu toprağa o kadar bağlıdır ki, sanat eseri yapacağı vakit de, yeni bir icatta bulacağı vakit de, hatta savaşacağı ve kardeşini öldüreceği vakit de başını toprağa indirecek, elini ona uzatacaktır. Sanki bir kısır döngü gibi, toprak bize bir yandan hayat sunarken diğer yandan ölümüzü (cesedimizi) bir anne misali kucaklar. Toprak insana kibir değil tevazu telkin eder. Sonunda koynuna girip onunla bütünleşeceğimiz yerdir ve bize, hal diliyle büyüklenmek değil, başını yere indirmek gerektiğini anlatır durur.

Toprak bizim köyümüz, kasabamız, şehrimiz, ülkemiz, vatanımızdır vesselam...


NUH NEBİ'DEN BİR KISSA
Nuh Peygamber zamanında insan ömrü 950 yıl civarında imiş. Bir gün Nuh Nebi ashabıyla sohbet ederken onlara "Ahir zamanda evlatlarımızın ömürleri pek kısa olacak!" demiş. O sırada ashabından biri atılmış:

- Ne kadar kısa olacak ey Allah'ın elçisi!

- Kısa olacak işte, pek kısa.

- Ne kadar ya Rasulallah?

- Hemen şöyle 80-90 yıl kadar.

- O kadar mı kısa olacak ey nebi!?..

- İşte o kadar kısa olacak.

Bu sırada köşede konuşulanları dinleyen birisi sormuş:

- Ya Nuh!. Onlar yeryüzünde ev falan da yapacaklar mı?!..


BERCESTE
Neşv ü nema bulamaz

düşmeyicek hâke nebât

Mütevazı olanı

rahmet-i Rahman büyütür

Tohum, toprağa düşmeyince gelişip büyüyemez. Tıpkı onun gibi mütevazı olanı da Allah'ın rahmeti büyütür.

Laedr



Zaman
05/02/2008
 


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Divan Edebiyatı
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Divan Edebiyatı:
Gelen Giden


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Darbe belgelendi
Gelen giderken
Gelen Giden

"Toprak" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke