Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 191 Üye Adayı ve 11 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Deneme: Mustafa H. Okutucu: Umudum sendin anne...
Tarih: 12.02.2008 Saat: 17:15 Gönderen: karakutu
 

(Annesini, ona en çok ihtiyaç hissettiği zamanlarda kaybeden bütün evlatlar adına)


Ellerimde yılgın rüzgârlardan biriktirdiğim yitik umutlar, gözlerimde yağmurların tanelerine saklanıp kalmış tesellisiz aşklar, yüreğimde hasar tespiti henüz yapılmamış derin, depderin yaralar, ayaklarımda taze baharlara inat bol baharatlı yorgunluklar, başımda değirmen taşlarının gıcırdayan ağır sesi, kulaklarımda yangın yerlerinden yükselen bol çığlıklı feryatlar…

İşte sen, beni böyle bir günde terk edip gittin Sabahın Rabbi’ne…



Sıcaklar henüz bastırmamıştı Maraş’ın tepelerine; esir almamıştı çocukların ince ve narin bedenlerini…

Genç kızlar, orta yaşlı kadınlar henüz çıkarıyordu yazlıklarını…

Aşıkların bahardan kalma umutları sararmamıştı henüz…

Okul çocukları tatilin varlığını ancak ancak keşfediyor; gözleri ve bedenleri tatil mahmurluğuna yeni alışıyordu…

Çiftçiler buğdaya tam da o günlerde başlayacaktı…

Pamukçular daha ekmemişti pamuk tohumlarını…

Tarhana mevsimi bir kaç gün önce gelmişti. Şehrimiz, tarhana katığının kokusuna bürünmemişti henüz…

Bağlara göç için yeni yeni kıpırdanıyorlardı insanlar.

Yaza dair ümitler, beklentiler Maraş için henüz başlıyordu, sen Karanlıkların Rabbi’ne doğru kanatlanıp uçtuğunda…

Bense büsbütün yıkılmış, ezilmiş, horlanmış, kaderime terkedilmiştim. Başarısızlıklarım ayaklarımda onulmaz yaralar, gözlerimde katran karası yıkıntılar oluşturmuştu. Yüreğim, öfke dolu yüreğim, vicdan hırsızlarına sövmekle meşgûldü. Dertler, kederler ve yıkılmışlıklar içindeydim. Umudum sendin, senin gece görmemiş umutlarında sakladığın sözlerindi. Sana gelecektim, ince ellerimin tırnak uçlarına sakladığım masum yalanlarımı anlatacaktım. Bahaneler uyduracaktım başarısızlıklarıma. Senden bol tevekküllü bahaneler uydurmanı isteyecektim. Yıkılan gururumu onarmanı, kaybettiğim umutlarımı bahar tazeliğinde yenilemeni isteyecektim. Kendimi kandırdığım düşüncelerimi, öfkelerimi, yılgınlıklarımı, kaybettiklerimi paylaşacaktım seninle: en büyük kaybımın sen olacağını bilmeden...

Seni babama karşı koz olarak kullanıp, masum yalanlarıma âlet edecektim. Öfkeler, kızgınlıklar, kırgınlıklar hep sana dönecekti; başarısızlığımın kalkanı, ümitsizliklerimin ümidi olacaktın. Yitip gitmekte olan zamanı durduracaktın belki de. İçimde erimekte olan beni görüp, tevekkülle yoğrulmuş bir savaş başlatacaktın, kimbilir… Dualar edecektin kör ve karanlık gecelerde Rabbine. Ellerin karıncalanacak, ayakların uyuşacak, gözlerin bahar yağmurları akıtacak, seccaden ter içinde kalacaktı; ne adaklar adayacaktın Rahmet-i Rahman’a belki de. Yüreğinde biriktirdiğin dürdaneleri en temiz, en halis duygularla Rahim’e gönderecektin. Ben gecenin kuytusunda uyurken, sen henüz sabaha varmamış ellerini büyük bir azim ve kararlılıkla açacak ve yalvaracak, yalvaracaktın benim için. Bana dair duaların bedeninde hasarlar oluştururken, duası kabul edilmiş bir kul edâsıyla uyandıracaktın beni. Sonra bana dönüp kederli gözlerime en karasından bir bakış fırlatıp, “Üzülme oğlum, her şey düzelir, gün gelir, gün geçer. Allah en hayırlısını, en güzelini verir, bizim işimiz ona tevekkül etmek, üzülmeden sabırla beklemek” diyecektin. Bense önce biraz öfkeli, biraz mutedil, biraz ümit, biraz ümitsizlik, biraz karamsarlık içinde, biraz da başımda dolaşan savruk rüzgârlar gibi dinleyecektim seni.

Sen, mutmain olmuş bir kalple devam edecektin anlatmaya... “Sabır” diyecektin, “tevekkül” diyecektin, “Allah’ın şartları nasıl değiştireceğini” anlatacaktın. Peygamberimiz’in, Sahabi’nin ve âlimlerin hayatlarından örneklerle süsleyecektin anlatımlarını. Ben de içinde bulunduğum keşmekeşten kurtulmaya çalışıp daha bir serinkanlı dinlemeye başlayacaktım seni. Sen anlattıkça, kendimden daha çok utanacaktım. Utandıkça da daha çok sevecek, daha çok bağlanacaktım sana…

Senin, o tevekkülün, beni kopmayacak iplerle bağlayacaktı hayata, yüreğim açık denizlere açılmış mutlu balıkçılara dönecekti o zaman. Gözlerim daha keskin, umutlarım yeni doğan çocuğun azminden daha diri, dipdiri olacaktı. Gözlerime astığım karanlıklar aydınlanıverecek, ellerimde biriktirdiğim yılgınlıklar uçup gidecekti. Sendeki masumiyet kaynaklı riyasız, yalansız, umut dolu sözcükler, tamahkâr umutsuzluklarımı, umuda çevirecekti, alabildiğince mavi-yeşil tonu güzelliklerle dolacaktı bütün benliğim. Değirmen taşına dönen başım, öğütmekten yorulmadığı karanlık düşüncelerini, yitik umutlarını gıcırdayan sesiyle eritecekti. Bir başka adam oluverecektim; avurdu çökmüş yanaklarım, sert ve keskin bakan gözlerim, karanlık çizgilere boyanmış haşin yüzüm, gülmeyi çoktan unutmuş gözlerim, yılgınlıklar, hüzünler içindeki ruhum müjdelenmiş birer mü’min edâsına bürüneceklerdi. Yaşama hırs ve arzusunu kaybetmiş bir adamken kıpır kıpır olacaktım, hüzün çarşısından satın aldığım ustura ağızlı koyu karanlık düşünceleri apansız fırlatıp atacaktım, yüreğimden ayak parmaklarıma kadar inen umutsuzluklarımı gri kaplı ajandamda bırakacaktım. “Umutsuzluğa kapılmak yok, umutsuzluğa kapılmak yok…” diye aynı cümleyi onlarca kez tekrar edecektim.

Sonra, kederli gözlerimle sana dönüp, gözlerinin gölgesinde saklanan gri bulutları sarı nüktelerle dağıtacaktım. Sense, benim mutluluğumdan daha büyük mutluluklar, benim umutlarımdan kocaman umutlar çıkaracaktın kendine. Alıp gittiğin bunalımlarımın neler olduğunu bilmeden, “Senin mutluluğun, benim mutluluğumdur” diyerek Karakız’ın sütünü sağmaya inecektin. Bense, korkularım, endişelerim, umutsuzluklarımla baş başa kalmamak için senin Karakız’ı sağışını seyredecektim.

Henüz buharı çıkmamış sorular soracaktın hayata, mutluluğa dair; cevaplarımı beklemeden, sanki içimdeki korkuların yeniden geldiğini görür gibi vazgeçecektin. Ağzından hiç eksilmeyen dualar edecektin bana ve kardeşlerime. Öğütler verecektin hayata ve insana dair, “Herkesin canından, malından emin olduğu insan ol. Güçsüzün, fakirin, yolda kalmışın yardımına koş. Vicdanını her zaman yanında taşı. Kimseye minnet etme, ne isteyeceksen Allah’tan iste. Her zaman ve daima iyi insan ol. İyilik malla, mevkii ile olmaz; yürekle, vicdanla olur…” diyecektin. Cebimde beş kuruşum olmadığını bilecektin, hiç hissettirmeden cebime biriktirdiğin paralardan koyacaktın. Her seferinde beni mahçup etmeye devam edecektin. Başımın daha dik, gururumun daha sağlam olmasını sağlayacaktın.

Kışları İstanbul’un bunalımından kurtulup yanına geldiğimde, bana yazlardan devşirdiğin Maraş işi patlıcan, biber, kabak çeşnilerinden, lezzeti damağımdan hiç silinmeyecek yemekler yapacaktın. Bense, her seferinde kıtlıktan çıkmış insanlar gibi saldıracaktım bu eşsiz lezzetlere…

Benim yanımda güzel günler görecektin; çalışmaktan törpülenmiş ellerin, hastalıktan parçalanmış ayakların rahat edecekti.

Gemileri gören bir evim olacaktı; sen de pencereden o çeşit çeşit gemileri izleyecektin, denizdeki hareketlerine bakıp yorumlar yapacaktın. Babam ise bu yorumlarına sinsi sinsi gülecek ve seni tek başına bırakıp arkadaşlarının yanına gidecekti. Ama babamı beni beklediğin gibi hasretle beklemeyecektin. Eve her geç kalışımda pencere kenarında oturup beni bekleyecektin. Beni beklerken dualar edecektin; ettiğin dualar kabul olacaktı ve hemen gelecektim. Yemekleri sen yapacaktın, kimselere güvenmeyecektin. Eşkilaya sulusu, ekşili köfte, yoğurtlu köfte, sömelek köfte, boranı hazırlayacaktın. Bol şalgamlı tarhana çorbası pişirecektin, bol cevizli içli köfteler yapacaktın. Ben ne yemek istersem hazır edecektin. Evimde her mevsim kabak olacaktı, sen bu kabaklardan bol kıymalı dolmalar yapacaktın, ben de bu dolmaları, köfteleri huzurla yiyecektim.

Sen, bütün bu yaşanacakları, umutları unutmuşçasına, beni terk edip gittin.

Oysa gözlerime her değişinde gözlerin mevsimler açardı dudaklarımda, her gelişimde huzur dolardı bedenimin en kuytularında dolaşan kanım. Maraş, bir başka büyürdü gözlerimin karasında; ama sen gittiğinden beri ne gözümde Maraş kaldı ne de Maraş’a dair umutlar. Ne Tekke’nin biçimsiz ve karanlık yolları, ne kara bahtlı insanları, ne de Tekke…

Sen gittiğinden beri bir kalemde silindi yaşadıklarım. Sen gittiğinden beri eşkilaya sulusu, sömelek köfte, boranı yemedim. Sen gittiğinden beri umutlarım yıkık dökük, gözlerim kederli, dualarım daha sessiz, yalnızlıklarım daha koyu, öfkelerim daha çabuk. Sen gittiğinden beri ne gemileri gören bir evim oldu, ne de böyle bir evim olsun diye hayâlim. Sen gittiğinden beri daha duygulu, daha tedirgin ve daha umutsuzum.

Oysa sen umuttun, hayattın, yüreğimdin…

Fakat artık gurbetsin, hüzünsün; en güzel ve en tatlı hatırasın.

Seni rahmetle anıyorum sevgili anacığım…

 


(*) Avukat-yazar / İstanbul Barosu
 


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Deneme
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Deneme:
DOĞRULUK KAYGISI


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.94
Toplam Oy: 18


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

DOĞRULUK KAYGISI

"Mustafa H. Okutucu: Umudum sendin anne..." | Hesap Aç/Yarat | 1 yorum | Tartışma Ara
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

? (Puan: 1)
Gönderen: eylem Tarih: 13.02.2008 Saat: 01:14
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
yıldızın yerini anlayamadım, hangi noktayı açıklıyor?


 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke