Bir Fransız aydınına sormuşlardı, “yeni çıkan kitaplardan hangilerini
okuyorsunuz” diye, dedi ki, “evladım, benim yaşımda insan artık yeni bir şey
okumaz, yalnızca yeniden okur”...
Bu “yeniden okumak” kavramını Türkiye’ye tanıtan da Hilmi Yavuz olmuştu, elbette
okuma yazması olanlara! Eskiden okumuş olduğun bir eseri yeni bir gözle yeniden
ele almak, onda yepyeni şeyler bulmak, gözünden kaçanları yakalamak, yeni bir
mihenk taşına vurmak, yeniden değerlendirmek...
Bendeniz hem yeniyi okurum hem de yeniden okurum.
Şimdi de oturdum Niyazi Berkes’i yeniden okuyorum.
Altmışlı yıllarda bizim kuşağı “biçimleyen” bilim adamlarından biriydi.
Türkiye’nin onun kıymetini hâlâ anlamış olduğunu da sanmam.
Kırklı yıllarda, anlı şanlı “solcu lideriniz” Milli Şef’inizin zamanında, solcu
olduğu için Berkes’i üniversiteden kovdular, o da gitti Kanada’ya yerleşti,
eserlerini orada verdi, emekliliğinde İngiltere’ye geçti ve orada öldü.
Solcu Tan Gazetesi’nin ve matbaasının kimin zamanında basılıp yıkılmış olduğunu
sorarsanız, ona da solcu geçinen bazı basın teresleri yanıt versinler. Anıtkabir
“tavafından” vakit bulurlarsa...
Adam olsalar, sıra 1980 yılında hangi sol partilerin kimin tarafından kapatılmış
olduğu sorusuna da gelecek ama oraya daha çok var.
Gazi Yaşargil’i geri getirmeye pek meraklısınız ama Niyazi Berkes’i getirmeniz,
gurbette öldürmemeniz için ille “tıp doktoru” olması mı gerekirdi?
Aynı yıllarda yurdundan kaçırılan bir başka Türk bilim adamının, Profesör
Muzaffer Şerif’in o kadar “sıtkı sıyrılmış” ki, Türk öğrenci bile görmek
istemez, ülkesinin adını anmazmış. Berkes öyle değildi, son nefesine kadar
Türkiye’yi düşündü, Türkiye’yi inceledi, Türkiye için çalıştı.
Profesör Berkes’in anıları İletişim Yayınları’ndan çıktı ve çok ilgi gördü,
umulmadık şekilde birkaç baskı da yaptı: “Unutulan Yıllar”..
Rahat uyu sevgili hocam, o unutulan yılları ben döne döne gereken kişilerin
yüzlerine çarpıyorum buradan...
Berkes’in anılarında bir ayrıntıya rastladım.
On yıl önce okumuştum, atlamışım, şimdi yeniden okuyunca yakaladım, işte
“yeniden okuma” kavramının erdemi!
Cumhuriyet Gazetesi’nde bir makale yayınlanmış, 1961 yılında...
Milli Birlik Komitesi “demokrasiye geçmeye” hazırlanıyor (bürokratlar ara ara
demokrasiye geçmeyi severler), hani tam da şu ünlü Albay Tosun’un “kendini Kürt
sananları tehcir edelim, sürgüne gönderelim” şeklindeki raporunu yazdığı
sıralar...
Makaleyi yazan, bu kez Amiral Afif Büyüktuğrul.
Demiş ki: “Roosevelt ile Churchill’in sürdürdüğü gayrı tabii siyaset sonucu
Hitler Almanyası’nın yıkılışından sonra, asırlarca Slavlar’a karşı Avrupa
medeniyetini korumuş olan cengâver Alman milleti mahvedilmiştir”.
İlahi Ahmet Kekeç kardeşim... Bir de, Ergenekon çetesinin ortaya çıkarılmasını
Cumhuriyet Gazetesi’nin günlerce ısrarla niçin görmediğini merak ediyor,
“işkencecilerini bağışlayanlar bombacılarını da mı bağışladılar” diye dalganı
geçiyor, “yiğidim İlhan’ım neden susuyor” diye soruyorsun...
Sualinin cevabı, mezkûr ceridenin mevcudiyyetinde mündemiçtir!
Ben gericiyim ya, itlik olsun diye Osmanlıca yazdım.
-------------------------
Birkaç gün olmayabilirim
SEVGİLİ dostlarım, sağ elimin başparmağını sakatlamayı başardım. İlaçla milaçla
geçecek gibi değil, küçük bir ameliyat olmam gerekiyor.
Yarın yokum. Öbür gün, sargılı elimle, parmakları fazla ırgalamadan yazmayı
deneyeceğim. Başaracağımı sanıyorum.
Beceremezsem, sizinle birkaç gün görüşemeyebiliriz.
Belki de yazılarımı beğenmeyen okurlardan biri “elin tutulsun” diye beddua
etmiştir, kimbilir?
Aklınıza başka bir şey gelmesin, çok kısa bir süre hoşçakalın.
Akşam / 05.02.2008