Büyük beyinlerin kozmosun sırlarını deşifre edebilmek için büyük teoriler kurma
çabalarını öğrenme uğraşım sürüyor.
Bu uğraş sürecinde insanın başına çok tuhaf şeyler de gelebiliyor.
Düşünün; bir yanda Einstein’ın hayatını inceliyorum bir yandan da Paul Davies’in
‘The Mind of God’ adlı kitabını okuyorum.
Bir an yorgun hissettim kendimi ve televizyonu açtım. Karşıma Jackass adlı film
çıktı.
Birden okuduğum, öğrendiğim her şey manasız geliverdi. Bu dünyada güzel teoriler
kurmanın, şık matematiksel modeller yazmanın hiçbir anlamı yok çünkü bu dünyada
açıklanamayan bir muamma olarak erkekler de var.
Biliyorum, kadınlar kendilerinin bir muamma olduklarını ve anlaşılamadıkları
üstüne yaygın ve para getiren bir mit üretmiş durumdalar ama kadın gerçekten
derin anlamlı olabilir.
Erkekler ise inanılma yüzeysellikleri ve hiçbir derinlik içermemeleriyle
anlamsızlar ve varlar.
Bir açıdan erkekleri ‘Kozmos’un kara deliği’ olarak nitelendirmek mümkün.
Birçok şık ve karmaşık fizik teorisinde, matematik formüllerinde bir tek
bilinmeyen olur ve icabında deha düzeyindeki beyinler o tek bilinmeyeni
bulabilmek için hayatlarını tüketebilirler.
Bence o bilinmeyen erkekler ve onun çözümü yok.
Düşünsenize; televizyonu açar açmaz benim gördüğüm manzara şuydu; tişörtlü bir
adam koltukta oturuyor. Suratına bir şnorkel takmışlar, ağız tarafından bir boru
çıkmış. Bu uzun borunun diğer ucunda ise bir huni var. Adamın yanında hayli
göbekli bir bir adam daha duruyordu. Adam birden pantolonunu ve donunu indirdi,
huniyi poposuna tuttu. Yüzünde şnorkel bulunan adamın ifadesinden adamın
yellenmeye başladığını anlıyoruz.
Sonra adam kusmaya başlıyor ve şnorkelin yüzeyinde bütün detayları
görebiliyorsunuz. Şişko adam da o sırada ayağa kalkıyor ve huninin içinde
dışkısını da görebiliyorsunuz.
Odada olayları izleyen arkadaşları da var ve tabii ki ama aralarında kadın yok.
Kadınlar bu kadar ince rafine espri düzeyini algılayamazlar tabii ki... Odadaki
tüm erkekler olan biteni olağanüstü komik buluyorlar.
Gülmem bittikten sonra bu geri zekâlı cinsin var olabildiği bir kozmosta “Gel de
Tanrı’nın zar atmadığına inanma” diye düşündüm.
Bence erkeklerin varlığı bir ateistin kendi görüşünün doğrulanması açısından bir
delil olabilirdi. Bu sahneyi izledikten sonra Einstein’ın hayatını okumaya devam
etmek istedim ama birden okuduklarım bana anlamsız gelmeye başladı. Einstein’ın
da aynı partide yer aldığını ve şnorkelin onun suratında durduğunu düşünmeye
başladım. Huninin üstüne oturan adamın da Max Planc olduğunu hayal ettim.
Büyük ihtimalle delirmeye başlamıştım. Normale dönebilmek için tekrar
televizyonu açtım. Bu sefer de iki adamı büyük lastiklerin içine
yerleştirmişlerdi ve onları çok dik bir yamaçtan aşağıya yuvarladılar.
Eğlenmek için bunu yaptılar ve aşağıda bir yerde durunca da bir tanesi lastikten
dışarıya çıkmakta zorlandı çünkü yarı baygındı.
Acayip eğlenerek seyredenlerden bir tanesi geldi ve aniden pantolonunu indirip
adamın suratına birkaç saniye oturuverdi. Bu da partide aşırı bir eğlenceye
neden oldu.
Bilmem vurgulamama gerek var mı; oturan kişi de erkekti. Kadın olsaydı bu bir
seks filmi haline dönüşüverir ve bunun da seyircisi tamamen erkeklerden
oluşuverirdi. Aslında kozmosun anlamsızlığı sonucuna varmak için illa da bir
Jackass filmi seyretmek gerekmiyor, porno filmlere bir göz atıverseniz yeter
artar bile.
Sonuç itibarıyla; büyük ihtimalle Einstein yanlıştı... Nerede yanlış olduğunu
ise şimdi açıklayamayacağım. Çünkü hem yerim kalmadı hem de tavuskuşu pişirme
üzerine bir yazı daha yazmak zorundayım. Sen artık delirdin derseniz, bilin ki
itiraz etmem, her an her şey olabilir. Yazabildiğim sürece toplu katliam
ihtimali az olur. Bu da bilinsin...
Akşam / 02.02.2008