“Sanat, Gerçek'in gözümüzü almasıdır: Geriye kaçan hilkat garibesi maskelere
düşen ışıktır gerçek, ondan ötesi değil.”
"A. büyük bir ustadır, tanığı Tanrı.”
“İyi, bir yanıyla rahatsız edicidir.”
“Gülünç olan, bu dünya için koşum takman.”
"Çevremizdeki acıları bizim de çekmemiz gerekmektedir. Hepimizin ortak bir
vücudu yoktur, ama ortak bir büyümesi vardır: bu ise, şu ya da bu biçimde acılar
içinden çekip götürür bizi. Nasıl ki çocuk belli bir gelişim sonucu yaşamın tüm
evrelerinden geçer(her evrede, istek ve korku bakımından bir önceki için
erişilmez görünür aslında), yaşlanır ve sonunda ölürse, biz de bunun
gibi(insanlıkla aramızdaki bağ, kendimizle aramızdaki bağdan güçsüz değildir)
yaşadığımız dünyanın tüm acılarından geçerek gelişiriz. Bu konuda adalete yer
yoktur, acılardan ürkmeye ya da acıları üstünlük diye yorumlamaya yer yoktur."
"Yok, edilmez bir tek şeydir; her insan tek başına bu yok edilmezdir; beri
yandan, bütün insanlarda ortak özelliktir yok edilmez; dolayısıyla, insanları
birbirine bağlayan eşsiz bir bağ bulunmaktadır."
“Doğru yol gergin bir ip boyunca ilerler; yükseğe değil, yerin az üzerine
çekilmiştir ip. Üzerinde ilerlemekten çok insanı çelmelemek için çekilmiş
gibidir.”
“Kusurların hepsi, sabırlı olamamak, çalışılan İşteki kurallara uymaya İŞİ
başarmadan önce boş vermek ve çıkacak dertleri sözde bir barikatın ardına
hapsetmektir.”
“İnsanın asıl olarak iki günahı vardır, diğer günahlar bunlardan kaynaklanır:
Sabırsızlık ve tembellik. İnsanlar sabırsızlıklarından dolayı Cennet'ten
atıldılar, geri dönemeyişleri de tembelliklerinden. Günahlarının sayısı tektir
belki: Sabırsızlıktan atıldılar, yine sabırsızlıktan geri dönemiyorlar.”
“Ecel köprüsünden atlayanların çoğunun gölgeleri, ölüm ırmağının çırpıntısına
dokunup geçer; neden denirse, ırmak bu dünyadan öte yana doğru akar ve hala bu
dünya denizlerinin tuzunu taşır. Irmak İğrenerek kabarır birden, akıntı tersine
döner, ölüler yaşamın İçine kusulur. Ne var ki, ölüler mutludur, öfkeden
kudurmuş ırmağı teşekkür ezgileriyle, yumuşacık severler.”
“Bir noktadan sonra vazgeçmek olanaksızdır. Erişilmesi gereken nokta da,
orasıdır.”
“İnsanın gelişiminin son noktasına varacağı an, daima bir yinelenme içindedir.
Devrimci öze sahip düşünsel devinimlerin, geride bırakılan her şeyin anlamını
yitirdiğini söylemeleri, bu yüzden doğrudur, çünkü o anda bile, gelişimini
tamamlayan tek bir şey yoktur.”
“Savaşmaya davet, Kötü'nün sahip olduğu en çekici silahtır. Bu kadınla savaşmaya
benzer, sonu yatağa çıkar.”
“Sayısı belirsiz itin anası, çocukluğumda en değerli şeyim olsa da şimdi az çok
çürümüş bedenli, hala peşimden bağlılıkla seğirten, onu tekmelememek için yavaş
adımlarla geri kaçtığım, nefesinin kokusuna bile katlanamadığım berbat kokan bir
kancık; ne var ki, zıddına davranamadığım sürece, şekilsiz bir gölge olarak
serpildiğini izlediğim kuytuya çekiyor, paramparça ediyor beni, üzerime çıkıyor
ve artık üzerimde, bunu bir onur saymaktan emin olamasam da, dili elimde, bende
sona eriyor.
"Burnu Kaf dağında A'nın, İyi'nin peşinde epeyi yol aldığı zannında, neden
denirse, çekiciliğinin her geçen an arttığına inandığından, her geçen an daha
çok ayartıyla karşılaştığını duyumsuyor, üstelik bu ayartıların şu ana dek hiç
bilmediği köşelerden saldırdığını sanıyor. Nedir, asıl neden, içine yerleşen
büyük şeytan ve onun hizmetine koşuşturan sonsuz küçük şeytanların varlığıdır.”
“Bir elma, biri diğerinden değişik görünümlere sahip olabilir: Kafasını uzatıp
masanın üzerindeki elmayı görmeye çalışan çocuğun görüşü ve bunun yanında, hiç
sakınmasız, elmayı yanındakine verebilen evin efendisininki.”
“Ölüm arzusu, bilgeliğe kavuşulduğunun ilk belirtisidir. İçinde bulunulan yaşam
katlanılmazdır, başka bir yaşam ise, ulaşılmaz. Ölmek isteğinin eklentisi utanç
biter artık; nefret edilen eski hücreden alınıp, ilk iş olarak nefret edeceği
yeni hücresine geçmeyi arzular, bunun için yalvarır. Eski inançların tortuları
da bu düşüncede etkilidir; yeni hücreye nakledilirken efendi ortaya çıkacak,
mahkûma göz ucuyla bir bakacak ve karar verecektir: ''Bu adamı yeni hücreye
götürmenize gerek yok, artık benim yanıma geliyor o.”
“İlerlediğim yol dümdüz olsaydı, ilerlemek için tüm çabalarıma rağmen geriye
doğru hareket etseydim, çaresizlik bu olurdu; ama sen, aşağıdan da ayırtına
varabileceğin gibi, dik bir yokuşu çıktığına göre, adımlarının geri geri
gitmesi, kayman, tırmandığın yerin dikliğinden kaynaklanabilir, eğer böyleyse
umutsuzluğun zamanı değildir.”
“Sonbaharda yollar gibi: Süpürüp temizliyorsun, az sonra kurumuş yapraklarla
kaplanıyor üzeri.”
“Bir kafes, kuş aramaya çıkmış.”
“Buraya ilk kez geliyorsun: Alınan nefes bile değişik, yanındaki yıldız,
güneşten bile çok ışıldıyor.”
“Eğer üzerine çıkmadan inşa edilebilseydi, belki de, Babil Kulesi'nin yapılması
yasaklanmazdı.”
“Kötü, sizi ondan gizli saklı bir şeyler kotarabileceğinize inandırmasın.”
“Sunağa saldıran parslar, kutlu şaraptan içiyorlar; durmaksızın yineleniyor bu;
sonunda beklenen bir olaya dönüşüyor ve ayinin bir parçası oluyor artık.”
“El, yapabildiğince sıkı tutar taşı. Olabildiğince uzağa atabilmek için sıkıca
kavrar. Yol, işte o kadar uzağa götürür insanı.”
“Ders sensin, ne yazık ki, etrafta öğrenci yok.”
“İçinize sonsuz cesaret dolduran, gerçek düşmandır .”
“Üzerinde durduğun alanın, iki ayağınla bastığından geniş olamayacağını bilmek,
mutlulukların en büyüklerindendir.”
“Alelacele koşup yaşama sığınmıyorsa insan, yaşamdan zevk alabilir mi?”
“Siperler sonsuz olsa da kurtuluş yolu tektir. Yinede kurtuluş olasılıkları
siper sayısı denli çoktur”.
“Bir amaca rağmen, yol yok; yol diye adla duraklama anı.”
“Kötü davranmak bizden istenir; iyi davranmak ise, zaten içimizdedir.”
“Kötü'ye bir kez yol verdin mi, artık kendisine inanılmasını beklemez.”
“Seni Kötü'ye yol vermeye yönelten art niyetler sana ait değildir. Kötü'nündür.”
“Hayvan, kamçıyı efendisinin elinden öfkeyle kapar ve kendi efendisi olabilmek
için kendi kendini döver, bilemediği, bunun efendisinin kamçısının ucundaki yeni
düğümün gördürdüğü bir rüya olduğudur.”
“Arzulanma gem vuracağım diye çabalamıyorum. Arzulara gem vurmak, ruhumdan
yayılan sonsuz ışık demetinin rast gele seçilmiş bir tanesinde etkin olma
arzusudur. Eğer çevremde buna benzer yörüngeler çizmek zorundaysam, yapacağım en
doğru şey, hiç harekete geçmeksizin, ağzım hayretten açılmış, büyük düzeni
izlemektir sadece ve bu hareketsizliğin bana kazandıracağı econtrarioi güçten
yararlanmak.”
“Kargaların savı, tek bir karganın tüm gökyüzünü yok edebileceğidir. Kuşkulanmak
yersiz, nedir, bunun göklerle ilgili bir şey anlatmadığı kesindir, gökyüzü
kargaların yokluğu demektir çünkü.”
“Din uğruna kendilerini feda edenler bedeni yadsımaz, zıddına, çarmıha layık
görerek şereflendirirler; bu yüzden, düşmanlarıyla aynı biçimde
düşünmektedirler.”
“Yorgunluğu, bir gladyatörün ölümcül kavgasından sonra yaşadığı yorgunluğu
andırıyor , bir memurun odasının tek bir duvarına beyaz badana çekti.”
“Var olan sahip oluş değildir, sadece oluş, nefesini teslim etmeyi, boğulup
gitmeyi uman oluştur.”
“Sorularımın neden yanıtsız kaldığına şaşardım eskiden, artık soru
sorabileceğime olan güvenime şaşırıyorum. Nedir, gerçekten güvenmiyordum, sadece
soruyordum.”
“Sahip olabildiklerin var, ne yazık ki, kendi varlığın yok iddiasına savunma
olarak titriyorsun ve yüreğin atıp duruyor sadece.”
“Sonsuzluk yolunda bu denli hızlı ilerleyişine şaşan biri vardı, aslında yokuş
aşağı son hız yuvarlanmaktan gayrisini yapmıyordu.”
“Kötü'ye borcunuzu taksit taksit ödeyemezsiniz, nedir, hep denenir bu. Büyük
İskender, pek gençken ulaştığı utkulara, kurduğu yenilmez orduya, içinde
büyüyen, dünyayı değiştirecek güce sahip olduğu duygusuna, tüm bunlara rağmen,
Çanakkale'de durup boğazın beri yanına asla geçemeyebilirdi. Ne korkudan durmuş
olurdu, ne kararsızlıktan ne de istencinin zayıflamasından, bunu yerçekiminin
varlığıyla bile açıklayabilirsiniz.”
“Yol sonsuzdur, ne kısaltabilir ne de uzunluğuna yeni metreler ekleyebilirsiniz,
yine de herkes çocuk kadar elini kullanarak ölçmeye çalışır onu. İlerlemen
gereken yol, gerçekten de bu karış kadardır, senin hakkındır bu.”
“Sadece zamanı kavrayabilme yetimiz yüzünden Kıyamet Günü diyoruz o güne;
aslında sıkıyönetim mahkemesidir o.”
“Şükrediyorum ki, dünyanın uyumsuzluğu, aritmetik uyumsuzluğa benziyor.”
“İğrenen ve nefret eden bir başı önüne eğmek…”
“Köpekler bahçede oynuyorlar şimdi, fakat avları, şu anda ormanda istedikleri
denli hızlı koşsunlar, avlanmaktan kaçamayacaklar.”
“Araban, ona koştuğun at ile doğru orantılı olarak, daha hızlı gider, bütünün
köklerinden koparılması demek değildir bu, bunu söylemek olanaksızdır; ne var,
koşumların parçalanması, işte o gerçekten özgür ve şen bir yolculuk
olasılığıdır.”
“Almancada ''Sein''in iki anlamı vardır. “Var olmak'' ve ''Onun” olmak”
“Seçim hakkı tanınmıştı onlara: Kral ya da kralın habercisi olabilirlerdi. Her
çocuk gibi, haberci olmayı seçti hepsi. Sadece haberciler vardır bu yüzden,
dünya üzerinde gezer, kalmayan krallara ulaşamadıkları için, artık
anlamsızlaşmış haberleri birbirlerine iletirler. Sefil yaşamlarına son vermeyi
canı yürekten isterlerdi elbette, nedir, ettikleri bağlılık yemini ellerini
kollarını bağlıyor.”
“İlerleme düşüncesine inanmak, gerçekten ilerlendiğine inanmayı gerektirmez.
İnanabilmek için yetersiz olurdu bu.”
“İçinde yok edilmesi mümkün olmayan bir şeye inanmadığı sürece, insan yaşayamaz;
bu yok edilmesi mümkün olmayan şey de, ona duyulan inanç da daima gizli
kalabilir. Kişisel bir tanrıya inanma, bu süreğen gizliliğin kendini gösterme
biçimlerindendir.”
“Yılan aracılık etmeliydi: Kötü insanı ayartsa da, onun yerine geçemez.”
“Dünya ile savaşta, dünyanın tarafını tut.”
“Kimseyi kandırmamalı, giderek dünyayı kandırıp onu olası bir utkudan
uzaklaştırmamalı.”
“Ruhsal evrenden başka bir dünya yoktur; duyular evreni diye adlandırdığımız
şey, ruhsal evrenin kötülüğüdür ve o kötülük dediğimiz şey, sonsuz
ilerleyişimizde bir anın zorunluluğudur sadece.”
“Dünya çok güçlü bir ışıkla eritilebilir. Zayıf gözlere katı gözükür dünya, daha
zayıflara yumruk gibi, çok daha zayıflara ise utangaç; buna kanıp bakmaya
kalkışanlara vurur ve devirir onları.”
“Her şey yanılsamadır: Olabildiğince az yorulmaya çabalamak, alışılmış olanın
dışına çıkmamak, en aşırının peşine takılmak. İlk durumda, insan ona ulaşmanın
yollarını kolaylaştırarak İyi'yi ve elindeki silahlan güçsüzleştirerek Kötü'yü
aldatır. İkinci durumda, bu dünyanın işlerinde bile ele geçirilmeye değer
bulmayarak aldatılır iyi. Son durumda, İyi ondan mümkün olan en uzak yere
kaçınarak ve Kötü son noktasına dek ulaşılarak zayıflatılacağı umularak
aldatılır. İçlerinden en yeğlenesi seçenek ikincisidir; çünkü her üç seçenekte
de iyi aldatılırken, bu seçenekte, görünüşte de olsa, Kötü aldatılmamaktadır en
azından.”
“Doğamız bizi onlardan uzağa atmasaydı eğer, asla başa çıkamayacağımız sorunlar
vardır.”
“Olgular evreninin dışındaki şeyler için, dil ancak ima edebilir, nedir, az çok
kesinlik taşımasa bile, asla kıyas yapamaz; çünkü, dil, olgular evreninde
kaldığı sürece, mülkiyet ilişkilerini anlatır sadece.”
“Ancak ne kadar az yalan söy1erse, o kadar az yalan söylemiş olur insan, az
yalan söyleme olanağı bulduğunda değil.”
“Üzerine yeterince basılmadığı için bel vermemiş bir merdiven basamağı,
basamağın kendisi açısından, kimsesiz çatılmış bir tahta parçasından gayrisi
değildir .”
“Kendini bu dünyadan uzağa sürgün eden herkes ötekileri sevmelidir, ötekilerin
dünyasından da sürgüne gitmektedir çünkü. Gerçek, bu yolla insan, doğasının
derinliklerini kavramaya başlar, elbette sevilir insan, fakat tek koşulla:
Terazide sevilenle eşit çekmek.”
“Ruhsal bir evrenden ötesinin hiç olduğu düşüncesi umudumuzu söndürür , ne var
ki, bize kesinlik de sağlar.”
“Cennet'ten atılma, aslında sonsuzluktur: Demem o ki, Cennet'ten atılma geri
dönüşsüzdür, yeryüzünde yaşamaktan kaçış yoktur, yine de eylemin sonsuzluğu,
sürekli Cennet'te kalabilme umudumuzu yenilemekle yetinmez, aynı anda, belki de
oradan hiç ayrılmadığımız anlamını da taşır; bunu bilsek de bilmesek de.”
“Özgür ve yeryüzünde kendini güvende duyumsayan bir yurttaştır 0, dünyanın her
yerine erişmesini sağlayacak uzunlukta bir zincire bağlıdır çünkü nedir, hiçbir
şeyin onu yeryüzünün sınırlanandan öteye sürüklemesine izin vermeyecek
uzunluktadır zincir. Fakat aynı anda, özgür ve gökyüzünde kendini güvenlikte
duyumsayan bir yurttaştır 0, çünkü ilkinin benzeri, göksel bir zincire de
bağlıdır. Yeryüzüne inmeye çalışınca göksel zincirin tasması asılı tutar onu,
gökyüzüne çıkmaya mı kalkıştı, bu kez yeryüzü zinciri tutar. Ne var, tüm bunlara
rağmen, elinde tüm olanaklar vardır ve 0, bunun ayırtındadır; giderek bu
zincirlenişi, zincirle ilk tanışmasındaki hatasına bağlamayı yadsır.”
“Patenle kaymanın acemileri gibi koşuyor gerçeklerin peşinden, bu yetmezmiş gibi
yanlış yerde alıştırma yapıyor.”
“Hane halkını kollayan bir tanrıya inanmaktan daha rahatlatıcı ne olabilir?”
“Kuramsal olarak tam bir mutluluk şansı var: İçimizde yok edilmesi mümkün
olmayan .bir varlığa inanmak ve ona ulaşabilmek için çabalamak.”
“Yok, edilemeyen tek olandır; tek tek her insan yok edilemeyendir, nedir, tüm
insanların ortak paydası da yok edilemezliktir; işte bu nedenle, insanları
birbirine bağlayan, başka şeye benzemeyen bir bağ vardır.”
“Birbirlerine benzememelerine rağmen aynı insanda buluşan öyle algılar bulunur
ki, aynı nesneye yönelirler; bundan çıkarılabilecek tek sonuç, aynı insanda
değişik öznelerin bulunduğudur.”
“Kendi sofrasının kırıntılarıyla besleniyor; kendini doymuş duyumsuyor bir
süreliğine, ne yazık ki, sofrada nasıl karın doyurulduğunu unutuyor, sonunda
yerde yenecek kırıntı da bulamıyor.”
“Yok, edilmesi mümkün olanlar sadece Cennet'te yok edilebiliyorsa, bunun
kesinliğine inanamayız; tam zıddına, yok edilemiyorsa, yanlış bir inanca
saplanmışız demektir.”
“Sınavını insanlığa bakarak ver Şüphe edenin şüphesini. , inananın inancını
besler bu.”
"Burada demir atmayacağım'' demek ve o anda kabarıp, İnsanı kuşatan deli
dalgalan duyumsayış.”
“Birden değişim. Y anıt sorunun yörüngesinde biraz korkak, her an kaçmaya hazır
fakat umutla dönüyor, sorunun yanına yaklaşılmasını engelleyen, umut kırıcı
yüzüne bakıyor, en sapa yollarda peşinden gidiyor, yanıtlıktan giderek
uzaklaştığı yollarda.”
“İnsanlarla içli dışlı olmak insanın kendi kendisini göz hapsine almasını
getirir peşi sıra.”
“Ruh, payanda olmaktan kurtulunca özgürleşebilir ancak.”
“Tensel istek tanrı sevgisine körleştirir, nedir, bunu tek başına beceremez,
içinde tanrı sevgisinden de bir şeyler taşıdığı için yapabilir.”
“Gerçek parçalanamaz ve bu yüzden kendini tanıma olanağından yoksundur; onu
tanımak isteyen yalana dönüşmekten gayrsını yapamaz.”
“Dönüp dolaşıp kendisini zarara uğratacak şeyleri kim ister? Bunu isteyen
insanlara rastlanıyorsa, hatta her insanda bu durum biraz gözüküyorsa, bunun
nedeni, insanın içindeki iki kişiden birinin kendisi için yararlı olanı
isterken, eyleme geçmek için yan düşüncesine başvurulan ötekine zarar
vermesidir. Karara varırken değil, henüz en başta ikincinin yarı-düşüncesine
değer verilirse, karar konusu olacak istek de silinip gider.”
“Daima ilk Günah'tan şikâyetimiz neden? Cennet'ten atılmamızın nedeni ilk Günah
değil, meyvelerinden uzak duralım diye uzaklaştırıldığımız yaşam ağacıdır.”
“Günahkârlığımızın nedeni Bilgi Ağacı'nın meyvelerini yememiz değil sadece,
Yaşam Ağacı'nın meyvelerini yemediğimiz için de günahkârız. İçinde yaşadığımız
andan dolayı günahkârız, İlk Günah'ın günahı yok.”
“Biz Cennet'te yaşamak üzere yaratıldık ve Cennet de bizim yaşamamız için
yaratıldı. Bizim yazgımız sonradan değiştirildi, nedir, Cennet'in yazgısı
değişti mi, bilen yok.”
“Kötü, kimi değişim anlarında insan bilincinden yayılan bir ışındır. Bir bütün
olarak duyular evreni değil, ondaki Kötü görünüşten ibarettir; yine de bu, bizim
görebildiğimiz duyular evrenini oluşturur.”
“İlk Günah'tan şu ana dek, İyi ve Kötü'yü birbirlerinden ayırabilme yetimiz
eşittir, nedir, bu konuda hemcinslerimizden üstün olmayı arzularız. Gerçekte
ise, İyi ve Kötü'nün çok ötesinde başlar farklılıklar. Bunun alışılmadık bir
durum olmasının nedeni şudur: Sadece bilmek kimseyi doyurmaz, bilmesine koşut
davranabilme isteği de buna eklentidir. Ne yazık ki, böyle davranabilme yeteneği
kimseye bağışlanmamıştır, herkes kendi kendini yok etmeye yazgılıdır, bunu
başaracak güce sahip olamama olasılığı kimseyi bu yoldan döndürmez, son denemeye
kalkışmaktan gayrisi gelmez elinden. Bilgi Ağacı'nın meyvelerini yemenin
cezasının ölüm olmasının anlamı budur belki, en başta, eceliyle ölümün anlamı da
bu olabilir. Şu anda, ufak bir devinimdir yapmaktan çekindiği, bunu yapmaktansa,
İyi ve Kötü'nün bilgisinden olmayı bile yeğler. İlk Günah kavramının kökeninde
bu korku yatar. Ne var ki, bir kere olandan geri dönülemez, belki anlamı
bulandırabilir; bu yüzden bahanelere sığınılır. Tüm dünya bu bahanelerle
do1udur; bu bir anlık olsun huzur arayan insanın kendini haklı görebileceği tek
yöntemdir belki: Bilginin önceden verildiği gerçeğini görmezden gelme, bilgiyi
ulaşılması gereken uzak bir nokta olarak gösterme.”
“Giyotin denli ağır, onun denli de hafif bir inanç.”
“Sınıfın duvarına asılı İskender'in Savaş resmi taklidi gibi önümüzde ölüm. Bize
düşen, davranışlarımızla, henüz yaşamdayken bu resmi karanlıklara itmek, giderek
ortadan tümüyle yitmesini sağlamaktır.”
“Tutulabilecek iki yol; kendini son noktaya dek ufaltmak ya da sonsuz ufak
olmak. İlki devinimsizlikten çıkan mükemmellik, ikincisi eylem anlamına gelen
bir başlangıçtır.”
“Sözcüklerin karmaşasından kurtuluş yolu: Eyleme geçilerek yok edilecek olanın
sımsıkı tutulması gerekir; ufak parçalara bölünen dökülür gider, nedir, yok
edilemez.”
“Putlara öncelikle nesnelerden korkudan tapıldı, ne var ki, bunun sonucunda
nesnelerin gerekli oluşundan korkudan tapıldı ve bunun sonucunda nesnelere karşı
sorumlu olmaktan korkudan tapıldı. Bu sorumluluğun varlığı öylesine
katlanılmazdı ki, insan onu tek bir üstün-insanın sırtına yüklemeye kalkışamadı,
çünkü bu aracı üstün- insan da sorumluluğu azaltmayacaktı; sadece bu aracı
varlıkla ilişkide olmak, insanın sırtındaki yükü arttıracaktı zıddına. Tam da bu
yüzden nesnelerin sorumlulukları kendilerine verildi, hatta nesneler insanlardan
daha çok sorumlu oldular.”
“Yaşama başladığın anda iki görev: Sınırlarını her an daraltmak ve bu sınırlan
aştığın anlarda da gizlenmeyi başarıp başaramadığını her an sorgulamak.”
“Kimi anlarda, Kötü insanın kullandığı aletlere benzer; ayırtına varılsın
varılmasın, insan, amacı buysa, bir kenara atılmasına karşı durmaz.”
“Bu yaşamdan aldığımız mutluluklar, yaşamın kendi mutlulukları değildir, şu
andakinden daha iyice bir yaşama ulaşma korkumuzdan.”
“Kaynaklanan mutluluklardır; bu yaşamın bize çektirdikleri de yaşamın kendisinin
değildir, yine bu korkudan dolayı kendimize çektirdiklerimizdir.”
“Sadece şu anda, çektiklerimiz ıstıraptır. Burada ıstırap çekenlerin, başka yer
ve zamanlarda çektikleri ıstıraplar için ödüllendirileceği anlamına gelmez bu;
bunun anlamı, şu anda ve burada çekilen ıstırabın başka yer ve zamanda
değişmeyip, sadece içerdiği karşıtından özgürleşeceği ve mutluluğa
dönüşeceğidir.”
“Evrenin sonsuz büyüklükte ve sonsuz zenginlikte düşünülmesi, zorlu bir
yaratılış sonucunda özgür bir içe bakışa kavuşan insanın, bunu en aşın noktaya
vardırmasının sonucudur.”
“Sonsuz yaşamın bir an için bile olsa sürdürülebildiğine ait, zamana bağımlı
kalışımızı katlanabilir gösteren en zayıf inanç bile, günahkârlık batağına
daldığımıza ait, şuandaki acımasız inancımızdan daha az iç karartıcıdır...
Nedir, tüm anlığıyla ikincisini de içeren ilk inanca katlanma yeteneğimiz,
inancımızın sınırlarını da çizer.”
“İlk büyük yalandan sonra, kişisel durumları için özel, küçük yalanların
düzenlenebileceğine, yetmezmiş gibi, bu yalanın onların çıkarına yapıldığını
sanır çoklan. Örneğin sahnede oynanan bir aşk oyununda, sevgilisi rolündeki
erkeğe yapmacık bir gülüş atan kadın oyuncunun, aslında üst galeride onu izleyen
gerçek sevgilisine sinsice gülümsediğine inanır; bu durmaksızın yinelenir .”
“Şeytana ilişkin bilgi olabilir fakat o bilginin içinde inanç olamaz; çünkü
görünür olandan daha şeytani bir şey bulunamaz.”
“Günah hep göstere göstere gelir ve o anda duyularımızla kavranabilir. Kökleri
üzerinde ilerler ve ayrımına varabilmek için bu köklerden sökülmesine gerek
yoktur.”
“Yakınımızda olup biten acıların hepsine ortak olmamız gerekiyor. Hepimize ait
ortak bir beden yok fakat ilerleme yolumuz ortak, bu yol, seçtiği istikamet ne
olursa olsun acılar içinden götürür bizi. Bir çocuk gelişimi için nasıl belli
aşamalardan geçerse ve her aşama istekler ve korkular açısından bir öncekine
kıyasla nasıl ulaşılmaz görülürse, kişi nasıl yaşlanarak ölüme varırsa,
insanlıkla bağımız dünyayla bağımızdan zayıf olmadığı için, biz de bu yolla
dünyanın acıları arasında ilerleyerek gelişiriz. Bunun adaletle ilgisi yoktur,
acılardan korkmaya ya da bundan üstünlük olarak görmeye de gerek yoktur.”
“Dünyanın acılarından uzakta kalmakta özgürsün, doğanın seçimine bağlıdır bu,
nedir, kaçabileceğin tek acı da bu kendini uzaklaştırmandır.”
“İnsanın iradesi üç açıdan özgürdür: İlk olarak, şimdiki yaşamını seçtiği anda
özgürdü; elbette şu anda geriye dönemez, çünkü o zamanlar seçtiğini yaşıyor olsa
da, şimdiki yaşamını ilk seçtiği andaki kişi değil artık.İkinci olarak, yaşamı
süresince ilerleyeceği yolu ve ilerleme tarzını seçmesi açısından özgürdür.
Üçüncü olarak, dünyaya bir kez daha geleceğini sanarak, bu yaşamın tüm
koşullarına rağmen kendine ulaşan yolu bulmayı istemesi açısından özgürdür.
Nedir, bu bir seçim sorunu olmasına rağmen, girilen yol yaşamın ayak basmadık
tek noktasını bırakmayan bir labirent olacaktır.”
“Özgür irade bu üç açıdan görünür fakat üç görünüm aynı anda var olduklarından
bir bütün oluştururlar; bu temelde öyle bir birliktir ki, özgür olsun olmasın bu
birlikte iradeye yer yoktur.”
“İçinde yaşadığımız dünyanın baştan çıkarma yollan ile içinde yaşadığımız
dünyanın sadece bir geçiş yolu olduğuna inanç, aslında birdir ve aynı şeydir.
Böyle olması gereklidir, dünya bizi sadece, tek bir yolla yaratabilir; bu yol da
gerçeğe karşılık düşer. Ne yazık ki, baştan çıkarmalar başarılı olunca,
inancımızdan vazgeçeriz; İyi bizi kandırıp Kötü'nün eline bırakır, tıpkı kadının
yatağa bekleyen çağrısı gibi.”
“Tek başına umutsuzluğun acısını çeken de içinde, insanla hemcinsleri arasındaki
en güçlü ilişkiyi alçakgönüllülük sağlar; tek koşul, bu alçakgönüllülüğün
eksiksiz olarak sonuna dek götürülmüş olmasıdır. Bu mümkündür, çünkü tapınma
dili tam da budur, tapınmanın dili olduğu kadar bir araya gelmelerin en
güçlüsüdür. İnsanın hemcinsiyle ilişkisi ile tapınmayla ilişkisi birbirlerine
benzerler; insanın hemcinsleriyle ilişkisi çaba gerektirir, bu çabayı ancak
tapınmanın verdiği güç sağlayabilir.”
“Yanıltmaktan başka bir şey bilebilmen mümkün mü? Yanıltma ortadan kaldırılsa
da, geri dönüp o noktaya bir kez daha bakmamalısın, bakarsan bir tuz sütununa
dönersin.”
“İnsanlar A.'ya saygıyla davranıyor. Sıradan oyuncuların oynamasına izin
verilmeyen ve titizlikle korunan mükemmel bir bilardo masasında oynamayı hak
eden büyük oyuncu geldiğinde masanın zeminini nasıl inceler, oyunda zamanından
önce yapılan hatayı nasıl affetmez fakat ıstaka kendisine geçtiğinde nasıl her
densizliği yapacak denli küstahlaşır ya; işte böyle saygı gösteriliyor ona.”
''Nedir, sonra olan biten tek şey yokmuş gibi işinin başına geçti.'' Belki
hiçbir öyküde geçmiyor, fakat eski öyküler yığınından kulağımıza aşina gelen
sözler bunlar.”
''İnançtan yoksun olduğumuz söylenemez. Yaşamamız bile tek başına bir inanç
değeridir.''
''Bunda inanç değeri ne arasın; yaşamamak mümkün mü ?''
''İnancın insanı deliliğe sürükleyen gücü, işte bu 'mümkün mü' sözünde gizlidir,
ancak bu olumsuzlamada kendini açığa vurur.''
“Evden çıkman, uzaklaşman gereksiz. Masanda otur ve söyleyeceklerimi dinle.
Dinlemesen de olur, beklemen yeterli.”
“Beklemesen de olur, hiç ses çıkarma ve tek başına ol. Dünya maskesini düşürmen
için sana gelecektir; yapabileceği başka bir şey yoktur, ayartıya kapılmış,
ayaklarının altında kıvranıp duracaktır.”