Başı türbanlı genç kızlara da, yükseköğrenimden yararlanabilme hakkının
tanınması için, Anayasa'da yapılmak istenen değişiklik tartışmalarıyla; "laik,
anti-laik" çatışmalarının bir türlü sonu gelmeyen ve geleceğe de benzemeyen
curcunasını izlerken; ciciannemin yine o mahut sözünü hatırladım:
- Aman ne haliniz varsa görün.
* * *
"Kışla" parfümlü siyasetle, "cami" parfümlü siyaset kutuplaşmalarının; en
sonunda "uzay çağı" tarafından bir bardak sıcak çayda eriyen bir çift şekere
dönüştürülmesi, 40 milyonu bulan 28 yaş gençlerine epey pahalıya mal olacağa
benzer.
* * *
"Laiklik", "hukuk", "devlet", "millet", "topluluk", "toplum", "burjuvazi" gibi
kavramların; teknolojide ve üretim biçimlerinde hangi değişiklikler sonucu,
süzgeçlene süzgeçlene kristalleştiğinin farkında bile olunmadan:
- Emrederim burada da olur; emir demiri keser.
Diye düşünüldüğünde, öyle çalkantılar yaşanmaya başlar ki; ne uyarı para eder,
ne öneri, ne yazı, ne çizi, ne açık oturum tartışmaları.
* * *
Dünkü Radikal gazetesi, ilk sayfasını tümden kaplayan renkli bir "korku figürü"
ile çıkmıştı. Koskocaman manşeti de şöyleydi:
"Korku cumhuriyeti
Kimi kara çarşaf gelecek diye, kimi gerdanı görünecek diye korkuyor"
* * *
Dünkü Hürriyet'in ise manşeti şöyleydi:
"Kara kış esir aldı
Kar, Türkiye'nin üstüne kâbus gibi çöktü. Şehirlerarası birçok yol ve binlerce
köy yolu ulaşıma kapandı. İki kişi çığ altında kaldı, bir kişi donarak öldü.
Onlarca kişi donma tehlikesi geçirdi."
* * *
Vazgeçtik televizyonu, henüz radyonun dahi yaygınlaşmamış olduğu dönemlerde;
İstanbul gazeteleri, "Kel Aliço'nun güreşleri" türünden yıllar boyunca sürüp
giden pehlivan tefrikaları yayımlardı.
Bir türlü sonuç alınamayan işler için:
- Pehlivan tefrikasına döndü, demek; bir deyim olmuştu.
* * *
Pehlivan tefrikasına dönen hukuk ve Anayasa tartışmaları; 1941-42 yıllarındaki
ortaokul öğrenciliğimi hatırlattı.
* * *
Yurtbilgisi dersine, iyi bir ticaret avukatı olan Faik Şevket Rumelili gelirdi.
Faik Şevket'in aksanı da tam Rumeliliydi.
Kürsünün yanına çağırıp, sözlü sınavdan geçirdiği öğrencilere genellikle şu
soruyu sorardı:
- Kanunin anasi kimdır, babasi kimdır?
* * *
İyi bir not alabilmek için, verilecek yanıtın şöyle olması gerekiyordu:
- Kanunun anası ihtiyaç, babası Büyük Millet Meclisi'dir.
* * *
Aradan geçen 65 yıl sonra, yurtbilgisi hocamız Faik Şevket'i hatırlamamın
nedeni; yasaları doğuran "ihtiyaç"ların, neden hiçbir zaman ekonomik kökenlerine
inilmediği düşüncesiydi.
* * *
Anayasa tartışmalarında; kırsal kesimden kentlere göç eden, kızları kapalı
ailelerden söz ediliyordu.
Başı türbanlı kızlara da, yükseköğrenim hakkını tanımak bir "ihtiyaç"tı.
* * *
Ancak kırsal kesimdeki ailelerin, neden kentlere göç etme gereksinmesini duyduğu
hiç kurcalanmıyordu.
Kaldı ki son 80 yılda, Hazine'den geçinmeli oligarşik yapının, kendi egemenlik
saltanatı için kaç yüz milyar dolar harcamış olduğu ile, aynı sürede kırsal
kesime ne kadar yatırım yapılmış olduğu da hiçbir zaman karşılaştırılıp,
şeffaflaştırılmamıştı.
* * *
Bir de 16 bini bulduğu söylenen faili meçhul cinayetler vardı...
* * *
Ağırlıklı güncel tartışma konusuna gelince; üniversiteye girecek türbanlı kızın,
türbanını çenesinin altından nasıl bağlaması gerektiği idi.
TV ekranlarında, manken kız başları üstünde eşarplarla örnekler gösteriliyordu.
* * *
Dünkü Milliyet'te de Gülçin Üstün'ün haberi şu çarpıcı başlıkla verilmişti:
"Ray denetim cihazı Hazine'ye takılmış
Hazine'nin ray kontrollerini son teknolojiye göre yapan makine alımı için
gereken krediye 8 aydır onay vermediği belirlendi."
Bu nedenle de trenler devriliyor, insanlar ölüyordu.
* * *
Halk dilinde bir bulmaca vardır; "Çınçınlı hamam kubbesi tamam, bir gelin aldım
babası imam" bilim bakalım nedir bu?
* * *
Yanıtı üstünde 2 yuvarlak küçük madeni kampanası bulunan bir eski zaman saati...
* * *
Saatin zilini de kurar ve özel zil ibresini, çalmasını istediğin saatin üstüne
getirirsen; o saat geldiğinde, saatin küçük kampanaları arasında minik bir
tokmak, hareketlenerek her 2 kampanaya birden vurmaya ve çalmaya başlıyor.
* * *
Saatin çıngırak sesi, kubbesi akustikli bir hamama benzetilmiş; saatin kendisi
bir geline; genellikle sabah namazına kalkmaya kurulduğu için de, babası
imama...
* * *
Ah keşke, çok değişik dünyaları olan yoksul yığınların dertlerinden söz açmak,
suç sayılmasaydı ve onların mutlu yaşam umudu, ölümden sonraya bırakılmasaydı.
Milliyet / 31 Ocak 2008