Bu geceki konuşmamı sizi ilgilendiren çeşitli konulara, meydana gelen ciddi
olaylardan sonra ülkemdeki duruma, ya da, edebî alanda alırsak, başka ülkelerde
toplumcu gerçekçiliğin nasıl anlaşıldığı sorusuna ayırabilir, nisan sonunda,
Paris'de üç bin gencin önünde incelediğim temayı burada da ele alabilirdim ...
ama, sizler, roman hiç de beklemediğim bir başarıya ulaşmazdan önce La Semaine
Sainte'den bazı bölümleri dinlemiş bir topluluk olduğunuza göre, bu akşam size,
geçen yıl Le Semaine Sainte'i okuduğum zaman aldığınız heyecanı verecek bir
şiirimi, son şiirimi okuyacağım.
Gerçekte, her şeyi dosdoğru söylemek gerekirse, bu geceyi Elsa Triolet'ye adamak
isterdim, çünkü, şiirimin adı, Elsa, soyut bir başlık değil, burada söz konusu
olan bir simge değil, Elsa adını taşıyan canlı bir varlık, belirli bir varlık,
bana ve size oranla, içinde yaşadığımız topluma oranla, bir kadın, aynı zamanda
da bir yazar. Ben, incelik olsun diye durmuyorum bu konu üzerinde. Roman söz
konusu olduğu zaman, hep gerçekçi bir yöntemden bahsedilir, ama iş şiire
gelince, bu şiirin kaynağı olan yönteme bir ad vermekten kaçınılıyor. Şiirim,
tıpkı romanlarım gibi, gerçekçidir. İşte bunun için «Elsa» bir simge, benim onun
üzerine söylediklerim de bir istiare değildir. Şiirdeki istiareli deyimleri
bile de alıp şöyle bir parça eşelediniz mi, altta daima kesin bir gerçekle, bir
olguyla karşılaşırsınız. Beni bu anlayışla dinlemenizi istiyor, Elsa şiirini
dinleyecek olanlara söylüyorum bu sözleri. Burada söz konusu edilen gerçek,
toplumsal açıdan yeri yurdu belli, hem şiiri yazanla, hem de içinde yaşadığı,
yazarlık ettiği dünyayla arasındaki bağlar bakımından iyice belirli olan bir
kadındır. Ve burada onun üzerine söz eden kişi bu kadına Dante ile Beatrice
arasındaki gibi hayalî bağlarla bağlı değildir. O, tıpkı bir yığın başka insan
gibi, bu kadının okuyucularından biridir de. Şiirde, şiirin önemli bir bölümünde
bunun yansısını (aksini) görürüz, bu bölümdeki sözler ne istiare, ne de
mübalağadır, gerçeğin yalın anlatımıdır. Zihinsel hayranlık ille de aşkın bir
bölümü değildir. Bu şiirdeki ona aşk şiirleri arasında özel bir yer veren de
budur, zihinsel hayranlık aşkın temel öğelerinden biridir, bu öğeyi
bilmezlikten gelemeyiz, değerini küçümseyemeyiz, onu dildeki bir doğululuğa
yükleyemeyiz. Elsa'yı okumazdan önce, ki o, (sanıldığı gibi) bir şiir dizisi
değil, uzun tek bir şiirdir, evet Elsa'yı okumazdan önce, bu geceyi Elsa
Triolet'ye adamak istediğimi söylerken anlatmak istediğim buydu. Ve bu şiirin
güne dolu oluşu, Elsa Triolet'nin Roses â Credit (Veresiye Satılan Güller) adlı
romanıyla aynı zamanda yazılmış olmasındandır... Şiirde, onun ancak eylül
ayında çıkacak bir sonraki romanının, LunaPark'ın kişilerinin daha şimdiden
elle tutulur biçimde ortaya çıktıkları görülecektir, romanın etkisi şiirin
ikinci bölümünde pek belirgindir.
Dikkatinizi şu olgu üzerine çekmek isterim ki, romanlarımda her ne kadar, şurda
burda, birtakım gerçek kişi görüntülerine raslanıyorsa da, doğrusu aranırsa,
gerçek kahraman diye kabul edilebilecek bir merkezî kişi bulamazsınız, çünkü
romanlarımın gerçek kişisi bir kadın ya da erkek değil, genellikle, halktır.
Elsa ile, ömrümde ilk kez, gerçek bir kişisi olan bir kitap yazdım.
Bunu da gösteriş ya da aykırı düşüncelilik olsun diye söylediğimi sanmayın. Eski
aşk şiirlerinde temel öğe aşk'dı, bu aşka konu olan kadının görüntüsü ise az çok
şairin yarattığı bir şeydi. Burada ise aşk, bu aşka konu olan şeyi
aydınlatmaktan başka bir erek gütmemektedir: Elsa bir portre, yani gerçekçi
bir şiirdir, bu nokta üzerinde ısrarla duruyorum. Bununla birlikte o, özü
bakımından ayrılsa da, şu uzun aşk şiiri çizgisi içinde yer almaktadır, ki ben
bu çizginin başlangıcını, derin kökünü Fransız Ortaçağ'ının saray şiirinde,
özellikle de o çağda Güney Fransa lehçesiyle ezgiler söyleyen gezginci
şairlerde buluyorum.
Bunun için, bu akşam size bu şiiri okumaya girişirken hiç bir korku, hiç bir
çekingenlik duymuyorum, çünkü aranızda, o çağların şiirini en iyi bilenlerden
birini, ömrünü Fransız edebî mirasının bu pek ilginç bölümünün incelemesine,
hatta bence, gerçek ışığı altında ortaya çıkarılmasına adamış olan bir bilgini
görmüş bulunuyorum.
Bu yüzden, izin verirseniz, Riazan Fakültesi profesörü Raissa Alexandrovna
Fridman'a* hitap ediyor, kendisini selâmlıyor ve ondan, eski şiirimizin
güzellikleriyle dopdolu olan gözler, sonsuza dek işitilecek şu Fransız ezgisiyle
çınlayan kulaklar karşısında şiirimin ihtiyacı olan hoşgörürlüğü göstermesini
diliyorum.
* Eski Güney Şiirinde Lirik Kahraman, Onun istekleri, Gereksinimleri ve
Düşleri adlı önemli bir eserin yazarı.
7 mayıs 1959'da, Moskova'daki Sovyetler Birliği Yabancı Edebiyat Kitaplığı' nda
verilmiş söylev.
ÇAĞIMIZIN SANATI /ARAGON
Çev: Bertan Onaran
Gerçek Yayınevi / Nisan 1966
Sayın gunfrfd'ye teşekkürlerimizle