Kime yazıyorsun bu mektubu? Elinde hiçbir adres yok. Domuzlar kutsal kitaplarla
beslenmez.
Mabetler her çağda ziyaretçisiz kalmış. Tefekkür Sina'sı metruk bir manastır.
Kimin için yaratacaksın? İnsanlar ışığa, hayata, sonsuza düşman. Aydınlanmak
için yan, aydınlatmak için değil.
Köleler ehramlarda yaşıyor. Istırap taş olmuş.
Rüyalarında bir Musa yaratıyordu Michelangelo ve zamanı mermere hapsediyordu.
Ruhunu işliyordu maddeye: coşkunluklarını, emellerini, vecitlerini işliyordu.
Yaratmak yabancılaşmaktır. Yaratılan bir başkası. Yaratmak yok olmaktır; ya
yaşayacak, ya yaratacaksın. Ebediyet, hazin bir teselli mükâfatı.
***
Balçığı mermer yapan, zilletin yıldırımı. Ama balçık, mermerden daha yumuşak,
daha sıcak, daha insan: Âdem ile Havvâ'nın ham maddesi. Fâni olduğu için güzel.
Ölümsüzleşmek milyonlarca budalanın dudağında tebessümleşmek ve binlerce yıl
anlaşılmadan tekrarlanmak, kirlenmek, genelleşmek. Ebediyet, cehennemin ta
kendisi.
***
Zekâ rüzgârda unutulan mum, bencillik fânûs. Senin fânusun yok. Ve şuurun hasta
bir hayvanın korkularını aksettiren kırık bir ayna.
***
Havârilerini yaratmayan İsa'nın yeri tımarhanedir, tarih değil. Muhammed'in ilk
mucizesi: Hatice-t-ül kübrâ.
***
Arzudan tutuşan parmaklarınla dallara boşuna uzanma Tantal. Meyveleri
koparamazsın. Hem böylesi daha iyi değil mi?
O altın meyveler boyalı birer top. Serâbın büyüsü yok vâhada; rüyası muhteşem
suyun, kendisi değil.
***
Fildişi kule, dâvâsız sanat meczuplarını barındıran miskinler tekkesi. Ama her
mücahit o tekkede silâh kuşanır. Bir zindan değil, bir liman.
***
Itır gülün sesi, ışık sonsuzun. Geceleri ölüm konuşur karanlıklarda.
***
“İsrail oğulları arz-ı mev'ud'a geldikleri zaman, karşılarında Jeriko'yu
buldular”, diyor Tevrat. Aşılmaz duvarları ile düşman bir ülke idi Jeriko. O
duvarları ilâhiler yıktı; ilâhiler, yani ses.
Gandi'nin sesi de zulmün duvarlarını devirmedi mi? Bana öyle geliyor ki, ak
saçlı Arya çobanları Tanrılara bu sesle yalvarmışlardı; Vedalar bu sesle okunur,
Upanişatlar bu sesle fısıldanırdı. Britanya adalarında kurt sürüleri dolaşırken,
Himalaya dorukları bu sesle ürpermişti. Bu seste bütün Hint var; bütün Hint,
hattâ bütün insanlık. Berrak, telaşsız, sakin ama İsrafil'in sûru kadar
heybetli.
***
Önce sükût vardı; kelâm değil. “Tanrı sükûttur” diyor bir Hint bilgesi. Söz, ki
sonsuz arasında çırpınış. Hayat gibi sıcak ve dost. Kutupların sessizliğinden
bana ne?
***
Kamûs, bir umman. A'makında inciler gülümser. Kimi bir sevgili göğsünde
parlayacak, kimi bir tâcidar alnında, kimi sedef mahfazasında unutulacak. Kamûs
bir umman, dualar uğuldar derinliklerinde, destanlar coşar. Şair bu sesleri
duyan ve duyuran.
***
Münakaşa eden iki insan, aynı graniti yontan iki heykeltıraş, hakikati arayan
yol arkadaşı. Hedefi, tahrip değil, terkiptir bu kavganın. Mağlubun muzaffer
olduğu tek yarış.
Yanıldığını kabul etmek, yeni bir hakikatin fethiyle zenginleşmektir: parçadan
bütüne, karanlıktan aydınlığa geçiş.
***
Arzın kaderini değiştirenler, kaderlerinden utananlardır.Zilletten kurtulmak
için Sezarlaşılır. Taç, yüz karasını pırıltılarla gizlediği için kutsal.
***
Kılavuzların sesi çılgın kahkahalar arasında boğulmuş. Nutku tutulmuş aklın.
Zincir sesleri, kadeh şakırtıları, heyheyler. Ve uçuruma doğru ilerleyen kafile.
Manu, bir başına tırmanmış dağa. Nuh'un gemisine tek insan binmiş. Sodom'da
kalmış Lut'un ümmeti.
***
Kâbusa, geceye, uçuruma koşan kafileler. Bu cihanşümûl hâilyei ibret aynasından
seyredemezsin. Devran, çoktan parçaladı aynayı. Sen de kafilenin içindesin:
kafanla, etinle, çocuklarınla. Dostlarını çağıracağın arz-ı mevud nerede?
***
Sen düşüncelerin bulutlaştığını bilir misin? Bulutlaşır, cıvıklaşır,
katranlaşır. Tedailer zikzak çizer boyuna. Kafatasında musîkisi biter
kelimelerin, uğultu başlar, şuuraltının veya şuursuzluğun uğultusu. Hayat, uyku
ile uyuşukluk arasına rakseder. Tehlikeye düşen vücut için, şuur bir safradır.
Külçe gibi, leş gibi yaşamak da yaşamaktır. Zekânın sürekli isyanlarından bîzar
olan madde, bu şımarık, bu geveze, bu mütecessis meşaleyi bir üfleyişle
söndürür. Cinnet maddenin zaferi.
***
Spinoza, “Havaya fırlatılan taş konuşabilseydi kendi arzusu ile yola çıktığını
söylerdi”, diyor. Kasırgalı bir denizde çalkalanan sal bizden daha hür. Hangi
limana yöneleceğiz? Riyazet kalesi metrûk bir harabe. Büyükler masal söyleyip
uykuya dalmış Hayyam'a göre, ama onun sunduğu kadeh de köpük dolu değil mi?
Eflatun'u sokaktaki adamdan ayıran: üslup.
Dâhi, bahtiyar tedaileri olan adam. Tedailere istikamet veren saikler sonsuz…
Kapanan bir kapı, açılan pencere, müziç bir korna, gazetede okunan bir haber,
havanın açık veya kapalı oluşu… hepsi irademizin dışında. Düşüncelerini dilediği
ülkelere kanatlandırmak kimin haddi? Her şaheser mesut bir tesadüfün çocuğu,
yani babası meçhul bir piç.
***
Âsaf'ın manzum bir tekerlemesini hatırlıyorum: “Seni görmesem Buda olurdum, seni
gördüm budala oldum.” “On binlerce Buda gelmiş dünyaya” diyor, “biz yalnız
sonuncusunu tanıyoruz.” Tanıyor muyuz acaba? Tarihçilerin üzerinde anlaştığı tek
hakikat var mı? Kimine göre, bir ömür boyu dünya nimetlerini hor gören Buda,
nefis bir domuz kızartmasını tıka basa atıştırdığı için göçüp gitmiş… İnanacak
mıyız? Kahramanların çamurlaştığını görmek, sokaktaki adam için buruk bir
teselli.
Tabiatın dev'e tahammülü yok. Ermişler bile kurtulamamış sitem oklarından.
Çağımız, delileri sevimleştirdiği için Dosto'ya tutkun. Cinnetle cinayet sanatın
konusu olunca bir nevi meşruiyet kazanıyor.
Zerdüşt'ten beri hangi muammayı çözebildik? Halâ çöller kadar susuzuz hakikate,
yalana, hayat ve ölüme. İnsanlık daima daha kötü oyuncaklar peşinde koşan bir
çocuk.
***
Üç hücreli bir mahpesteyiz: ütopya, mit, ideoloji. Dışarda bir deli haykırıyor:
“Hakikati söyle!” Hangi hakikati?
Her mâbut, bir devrin hakikatiydi. Deva'lar dev oldular. Ahuramazda öldü, Zeus
nerede?
İnsan, ormanda unutulan çocuk, yalan zırhı. Yalan hürriyete açılan kapı. Yalan,
kaygıların bittiği liman.
Samson'un gücü saçlarındaydı, esirlerin gücü yalanlarında. Tarih yalan söyler,
şiir yalan.
Geçen'i, değişen'i yazıya veya sese kalbetmek, yalanlaştırmak değil mi?
Dudaklarımdan çıkarken öyle düşünüyordum. Gülümsediniz. Şuurun durgun gölü
dalgalandı. Göl, artık o göl değil. Her yeni oluş'u nasıl kelimeleştirebilirim?
Duygular kuşlardan ürkek.
Bana hakikati değil, kendini ver. Kendini, yani rüyanı. Olmak istediğin gibi
görün, olduğun gibi değil. Zaten nasıl olduğunu, ne olduğunu biliyor musun? Her
yalan bir yaratış.
Hakikat, kaderin imzasız mektubu.
***
Mezar taşlarında şiir okumak, güzel; taşlar ayakta dinler sizi. Çölde vaaz etmek
mutluluk! Kumlar perestişle ürperir.
***
Çıplak, sevimsiz, uçsuz bucaksız bir dağ: zaman. Kıracaksın onu,
heykelleştireceksin. Kaos'u beşerîleştiren: insan; insan, yani sanatkâr. Hayat,
herkesin yaşadığı, kimsenin yaşamaktan hoşlanmadığı komedya. İnsan, hayalleriyle
Tanrı. Goethe, bunun için hatıralarına “Şiir ve Hakikat” adını vermiş.
Breton'lar ummanın derinliklerine gömülü bir beldeden yükselen çan sesleri
duyarlarmış zaman zaman. “Benim içimde de böyle bir şehir var.” diyor Renan.
“Ama aradaki yarım asır, uzaktan gelen sesleri boğuklaştırıyor.”
Kim maziyi değiştirmeden anlatabilir ki? Kelimeleşmeyen “zevk-i tahattur”, bir
rüya kadar soluk ve fâni. Ama yaşayan insanla, hatırlayan insan aynı mı?
Klasisizm müeddepdir, “ben”i teşhir etmez. Günâh rahip önünde çıkarılır, okuyucu
yatak odalarına sokulmaz. Edebiyat pazarı, Rousseau'dan beri kirli çamaşırlarla
dolu. Ne kazandık?
Otobiyografileri hep şüpheyle karşılarım. En masumları ihtiyar nâzeninler gibi
aşırı bir tuvaletle çıkar tarih karşısına. Talleyrand doğru söylüyor galiba:
“Dilin görevi hakikati gizlemektir.”
Sartre, “Kelimeler”de bir yarı-Tanrının veya bir hükümdarın çocukluğunu anlatan
ücretli bir vakanücis. Her dokunduğunu çirkinleştiriyor. Bu felâketten
kurtulabilen yalnız kitaplar. Kendisi de ancak okuma öğrendikten sonra
sevimleşiyor.
***
Kendimizi tanımak… Ruhumuzun mahzenlerinde bizden habersiz yaşayan bir alay
misafir var. Berhanenin bazen bir, bazen birkaç odası aydınlık. Işık binanın üst
katlarında. Kendini tanımak. Kendini, yani eriyeni, dağılanı, dumanlaşanı. Sen
acıların, utançların, zilletlerinle aynısın. Rüyaların, hayallerin dileklerinle
bir başkası.
Gideceksin. Tanrılar bile rolünü bitiren aktörler gibi kâh birer birer, kâh hep
beraber çekiliyor bu sahneden. Senin zavallı gölgen zaman perdesine belki bir
kere bile aksetmeden, oyuna katılmaya bir kukla gibi unutulup gidecek.
***
Hayat bir abesler cangılı. Kimi mukaddes abeslerin, kimi mülevves. İnsanın tek
hürriyeti kendini aldatmak. Hiçbir zafer umulanı getirmez, hiçbir bozgun mutlak
değildir.
Her mücahidin iki çehresi var: Don Kişot ve Sezar Borjiya. Sezar, tarihin en
büyük şaheseri, Machiavelli'ye göre. Olaylar ve insanlarla oynayan yavuz bir
satranç ustası; hem aslan, hem tilki. Kader, o büyük iradeyi bir tekmede yerle
bir etti. Bir İtalyan sıtması graniti çamurlaştırdı.
Önünde birçok yollar var. Politika bunlardan biri. Belki en aldatıcı olduğu için
en câzibi. Mutlak’ın ve sonsuzun rüyası. Mukaddes bir abes. Bana sorarsan
kütüphanene dön, yani kitap ol. Aydınlan ve aydınlat.
***
Altınlarını cam karşılığı dağıtan Kızılderiliyi hiçbir zaman gülünç bulmadım.
Cam, altından çok daha asil. İsrail peygamberlerinden beri lânetlenmiş bir
maden, altın. Adı, tarihin bütün cinayetlerine karışmış. Pıhtılaşmış kan, insan
kanı. Cam güzel, çünkü kirli bir mazisi yok. Cam güzel, çünkü kalbi var,
kırılıveriyor.
Deli İbrahim, Osmanoğulları'nın en akıllısı. İnci balıklara atılmak için
yaratılmış olmasaydı, denizlerde ne işi vardı?
İnsanlar beyni fırlatıyor lâğıma. Süleyman'ın sofrası iltifatlarına muntazır,
onlar kemik peşindeler. Venüs'e arkaları dönük, köpeklere sırıtıyorlar. Efsane
yalan söylüyor: Sirse insanları domuzlaştırmamış, domuzları insanlaştırmış.
Bunları tekrar ahıra sok Sirse!
***
Yeşiller-Maviler kavgası Bizans'ın iliklerine işlemiş. Türk sarığı Romalı
serpuşların yerini almadan bu tenperver sürünün Tanrısı: cokeydi. Hayvana kanat
takan arabacı, topa tekme savuran şaşkının yanında haysiyet ve ciddiyettir.
Bugünün ayaktakımı kahramana değil, maskaraya alkış tutuyor.
***
Din, aşk, şiir… Boşlukta yuvarlanan insanın bir yıldıza attığı merdivenler. En
yüce, en güzel, en ölümsüz taraflarını benliğinden koparıp bir mücerrede armağan
eden insan, neden fakirleşsin? Boş kubbeleri sonsuzluğumuzla doldurmak,
sonsuzlaştırmaktır. Tanrı beşerin en büyük keşfi.
Mağarasında meçhul kuvvetlere yalvaran uzak ceddimiz, feza çağının zındığından
daha mı az bahtiyardı? Hangi ilmî hakikat bir kabile dininin nass'larından daha
sıcak, daha doyurucu? İnanmayanların, inananlara sataşmaları kıskançlıklarından.
Mü'minlerin saadetini gölgeleyen tek ıstırap, inanmayanlara karşı duyulan
merhamet olmalı.
***
Sensiz giden trenler, ufuklarda kaybolan birer ümit
Nehir gibi akmıyor günler Heraklit Heraklit.
Zaman masal kuşlarına benziyor…
Abûs, kocaman, sâkit.
Ve geceleri
Alnında dolaşır biteviye
Kirli, soğuk pençeleri.
Yıldızları söndürmüş fırtına,
Batan gemidesin;
Senden ne kalacak yarına!
Kıyılardan imdat isteyen sesin.
(Bu Ülke'den pasajlar)