ÜÇÜNCÜ MEKTUP
Buraya kadar size yurdumdan söz ettim. önce benim dil değiştirdiğimi sanmış
olabilirsiniz. Gerçekte hiç de öyle değil. Şu var ki sözcüklere aynı anlamı
vermiyoruz, aynı dili konuşamıyoruz artık sizinle.
Sözcükler her zaman yarattıkları eylemlerin ya da özverinin rengini alırlar.
Örneğin, yurt sözü sizde, benim her zaman yadırgayacak olduğum kanlı ve karanlık
yankılarla yüklüdür. Oysa biz, aynı sözcüğe aklın alevini koyduk. Bu anlam
içinde cesaret daha güçtür ama, hiç değilse insan bütün insanlığını bulur
onda.
Anlıyorsunuz ya benim dilim gerçekten hiç değişmedi. 1939'dan önce sizinle
hangi dille konuşmuşsam, şimdi de o dille konuşuyorum.
Şimdi size açacağım bir gerçek, bunu her şeyden daha "iyi kanıtlayacak
sanıyorum. İnatla ve sessizce yurdumuza hizmet ettiğimiz bütün bu süre, her
zaman içimizde olan bir düşünceyi ve bir umudu hiç yitirmedik. Bu, Avrupa
düşüncesi ve umudu idi. Gerçi beş yıldır bunun hiç sözünü etmedik. Ama
edemezdik, çünkü siz çok yüksek sesle söylüyordunuz bunu. Burada da aynı dili
konuşmuyorduk, bizim Avrupa'mız sizin Avrupa' nız değildir.
Ama Avrupa'nın ne olduğunu söylemeden önce size şunu bildirmek isterim ki,
sizinle savaşma nedenlerimiz (ki bunlar sizi yenme nedenlerimiz olacaktır)
arasında en köklüsü yalnızca yurdumuzun, en diri varlığımızın çiğnendiğini
değil, en güzel düşlerimizi de elimizden aldığınızı görmek olmuştur. Siz
dünyaya bu düşlerin iğrenç ve gülünç bir örneğini verdiniz. İnsanın en ağırına
giden şey, sevdiğinin kepaze edilmesidir. Bizim en iyi düşünenlerimizden bu
Avrupa kavramını aldınız, ona insanı çileden çıkartan bir anlam verdiniz, Bu
kavramın tazeliğini ve etkenliğini yitirmemek için, bize bilinçli bir sevginin
bütün gücü gerek. Siz , kölelik ordusuna Avrupalı diyeli beri artık biz bu
sıfatı kullanamaz olduk. Kullanamaz olduk, çünkü, onun içimizde her zaman
yaşayan temiz anlamını kıskançlıkla saklamak istiyoruz. Size Avrupa'nın ne demek
olduğunu söylemek istiyorum.
Siz de Avrupa diyorsunuz, ama şurada ayrılıyoruz sizden. Sizin için Avrupa bir
mülktür. Oysa biz kendimizi ona bağlı duyuyoruz. Siz yalnız Afrika'yı
yitirdikten sonra Avrupa'dan böyle söz ettiniz. Gerçek sevgi bu değildir. Bunca
yüzyılların örnekleriyle yüklü olan bu toprak sizin için zorunlu bir sığınak,
bizim içinse umutların en güzelidir. Ansızın parlayan tutkunuz kırgınlıklardan
ve zorlamalardan doğmuştur. Kimseye onur kazandırmayacak bir duygudur ve bu
kendini bilen hiçbir Avrupalının böyle bir Avrupa'yı niçin istemediğini
anlamanız gerekir.
Siz Avrupa denince ordularla dolu bir toprak, buğday ambarı, yumruk altında
endüstriler, güdümlü kafalar anlıyorsunuz. Çok mu ileri gidiyorum? Ama şunu
çok iyi biliyorum ki, siz en iyi zamanınızda, kendi yalanlarınıza kapıldığınız
günlerde bile, Avrupa denince, ister istemez düşündüğünüz Avrupa, bir
derebeylik Almanya'sının kanlı bir masal geleceğine doğru sürdüğü uysal uluslar
sürüsüdür. Aramızdaki bu ayrılığı çok iyi kavramanızı istiyorum. Sizin için
Avrupa denizlerle, dağlarla kuşatılmış, barajlarla kesilmiş, maden ocaklarıyla
didiklenmiş, ürünlerle donatılmış bir yaşam alanıdır ve bu alanda Almanya yalnız
kendi yazgısının üstüne bir oyun oynamaktadır. Bizim içinse, Avrupa yirmi
yüzyıldan beri insan kafasının en şaşırtıcı serüvenini yaşayageldiği bir
ülkedir. Öyle mutlu bir arenadır ki Avrupa bizim için, orada batılı insanın
dünyaya, Tanrılara karşı giriştiği savaş bugün en çalkantılı anına varmıştır.
Görüyorsunuz ya, ortak ölçü yok aramızda. Size karşı eski bir propagandanın
temalarını kullanacak değilim, korkmayın. Hıristiyanlık geleneğine sahip
çıkmayacağım. Bu, bir başka sorundur. Siz çok söz ettiniz bundan. Roma'nın
savunucuları geçinerek İsa' yı öne sürmekten çekinmediniz ve sonunda onu çarmıha
gönderecek olan öpücüğü kondurdunuz yüzüne. Ama, Hıristiyanlık geleneği,
Avrupa'yı yapan geleneklerden bir tanesidir yalnızca ve onu size karşı
savunmaya yetenekli değilim. Bunun için kendini Tanrıya bırakmış bir yüreği
olmalı insanın. Benim böyle bir şeyim olmadığımı bilirsiniz. Ama, yurdumun
Avrupa adına konuştuğunu ve birini savunurken ötekini de savunduğumuzu
düşündüğüm zaman, ben de bir geleneğe bağlıyımdır. Bu gelenek, aynı zamanda hem
bazı büyük insanların, hem de tükenmez bir halkın geleneğidir. Benim
geleneğimde kafa ve yürek başta gelir. Bu geleneğin düşünce kralları ve sayısız
bir halkı vardır. Sınırı birkaç deha ve bütün halklarının derin yüreği olan bu
Avrupa'nın, geçici haritalarda kendinize eklediğiniz renkli lekeden ayrı olup
olmadığını siz düşünün.
Anımsar mısınız? Düşüncelerinize isyan ettiğim zaman alay ediyordunuz benimle.
Bir gün demiştiniz ki bana: «Faust yenmeye kalktı mı, Don Quichotte duramaz
önünde.» Ben de demiştim ki size: «Ne Faust, ne de Don Quichotte birbirini
yenmek için yaratılmamışlardır ve sanat dünyaya kötülük etmek için icat
edilmemiştir.»
Size göre ya Hamlet'i seçmeliydi insanlar, ya Siegfried'i. Ben seçmek
istemiyordum o zaman, üstelik de Batıyı güç ile bilgi arasındaki dengede
görüyordum yalnız. Ama siz bilgiyi alaya alıyor, yalnız «güç»ten söz
ediyordunuz. Bugün ne demek istediğimi daha iyi anlıyorum ve biliyorum ki, Faust
bile işinize yaramayacak sizin. Çünkü, biz kimi durumlarda seçmenin gerekli
olduğunu kabul etmiştik ama, biz seçtiğimizin insanlığa aykırı olduğunu ve büyük
düşüncelerin birbirinden ayrılamayacağını bile bile seçseydik, sizinkinden daha
önemli bir seçme yapmış olmazdık. Biz sonradan birleştirmesini bileceğiz. Siz
bunu hiçbir zaman bilemediniz. Görüyorsunuz ya, döne dolaşa hep aynı düşünceye
varıyoruz. Biz bu düşünceyi o kadar pahalıya ödedik ki, onu bırakamayız artık.
Bu düşünceye dayanarak diyorum ki size, sizin Avrupa'nız değildir asıl Avrupa.
Sizinkinin birleştiren, ya da coşturan hiçbir yanı yok. Bizim Avrupa'mız ortak
bir serüvendir. Bu serüveni, size inat, zekânın rüzgârında sürdüreceğiz.
Çok uzağa gitmeyeceğim. Kimi zaman bir sokağın dönemecinde, ortak savaşın bana
bıraktığı kısa dinlenme anlarında, Avrupa'nın bildiğim yerlerini düşündüğüm
olur. Çaba yüklü, tarih yüklü yaman bir topraktır Avrupa. Batının bütün
insanlarıyla yaptığım gezintileri yeniden yaşatıyorum kafamda : Floransa
Manastırı'ndaki gülleri, Cracovie' nin yaldızlı kubbelerini, Hradschin'i ve ölü
saraylarını, Ultava üstündeki Charles Köprüsünün büklüm büklüm heykellerini,
Salzbourg'un güzelim bahçelerini. Bütün o çiçekler ve taşlar, o tepeler, o güzel
yerler, ki hepsinde insanların zamanı ile dünyanın zamanı, yaslı ağaçları ve
anıtları birbirine karışmıştır. Birbiri üstüne yığılan bütün bu görüntüleri
kafam eritip bir tek yüz yapmıştır, en büyük yurdumuzun yüzü. Bu güçlü ve
kaygılı yüzü, yıllardır gölgenizle kararttığınızı düşündükçe içim burkuluyor.
Oysa, bu yerlerin birkaçını sizinle birlikte görmüştük. Günün birinde oraları
sizin elinizden kurtarmak gerekeceği aklımdan geçmemişti o zaman. Öfke ve
umutsuzluk anlarında, içerlediğim olur. San Marco Manastırı'nda hâlâ güllerin
açmasına, Salzbourg Katedrali'nden güvercinlerin küme küme havalanmasına,
Silezya'nın küçük mezarlarında kırmızı sardunyaların durmadan açmasına.
Ama kimi anlarımda da, ki asıl gerçek olan onlardır, bütün bunlar sevindirir
beni. Çünkü, bütün o güzel yerler, o çiçekler, o sürülmüş tarlalar, toprakların
en eskisi, sizin kana boğamayacağınız şeyler olduğunu her ilkyazda vuruyor
yüzünüze. Sözlerimi bununla bitirebilirim. Batının bütün büyük dehâlarının ve
otuz ulusunun bizimle birlik olduğunu düşünmem yetmiyor bana: Toprağı bir yana
bırakamazdım. Ve biliyorum ki, bütün Avrupa'da, doğa ve akıl çılgınca bir kine
kapılmadan, utkuların sessiz gücü ile yok sayıyor sizi. Avrupa kafasının size
karşı kullandığı silâhlar, bu toprağın ekinleri ve çiçekleriyle durmadan
tazelenen silâhları, aynı silâhlardır.
Bizim savaşımız, ister istemez, utkuya ulaşacak, çünkü, ilkyazların inadı var
onda.
Yenildiğiniz zaman her şeyin düzelmeyeceğini biliyorum. Avrupa'nın yine de
kurulması gerekecek. Onun her zaman kurulması gerek zaten. Ama hiç değilse,
yine Avrupa olacak, yani size şimdi anlattığım Avrupa. Hiçbir şey yitmeyecek.
Bizim şu anda ne olduğumuzu düşünün isterseniz. Haklı olduğumuzu biliyoruz,
yurdumuzu seviyoruz, bütün Avrupa ile birliğiz, mutluluk isteği ile özveri
arasında, akılla kılıç arasında tam bir denge kurmuşuz. Size bir kez daha
söylüyorum bunu, söylemeliyim, doğruu olduğu için söylüyorum, sizinle dost
olduğumuz günlerden bu yana yurdumun ve benim hangi yoldan geçtiğimizi göstermek
için söylüyorum:
Bundan böyle sizden üstünüz ve bu üstünlüğümüz yıkacak sizi.
Nisan 1944
Çevirenler :
Sabahattin Eyuboğlu
Vedat Günyol
DENEMELER VE BİR ALMAN DOSTA MEKTUPLAR
Say Yayınları /1991 / 7. basım
Bölümler:
BİR ALMAN DOSTA
MEKTUPLAR / 1
BİR ALMAN DOSTA MEKTUPLAR
/ 2
BİR ALMAN DOSTA MEKTUPLAR
/ 3
BİR ALMAN DOSTA MEKTUPLAR
/ 4