Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 62 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Karakutu Forum Son Başlıklar

 Bilginin Muğlaklığı
 TARAF OLMAK !
 Divan edebiyatı üzerine konuşalım
 Her şeyi açık etmek
 Futbol Sadece Futbol Değildir
 Antonio Machado
 LAİKLİK YA DA ...?
 Sevmek ya da Sevmemek...
 SAKSI ÇİÇEKLERİ
 Siyasal Simge olarak Türk Bıyık Çeşitleri
 Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar
 Osmanlı'dan Miras- Türkiye'de Yönetici Sınıflar
 MÜSLÜMAN ESKİSİ
 İstihzanın psikosu..
 MİLATLARIMIZ
 Sanatçı küstahtır
 RODİN VE CLAUDEL=TRAJİK BULUŞMA
 Firavun, Musa ve deveyi kesen 9 kişi
 İdeoloji ve İdeolojik İnsan
 Aynalı sazan parlıyor...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Üyelerimiz
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

(Üye olabilirsiniz!)
Üyelik:
Son Üyemiz: gurba
Bugün: 0
Dün: 0
Toplam: 20780

Şu An Bağlı:
Üye adayı: 62
Üyemiz: 1
Toplam: 63

Şu An Bağlı:
01 : econom25

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Kitap Tahlili: A.Ömer Türkeş: İstasyonlar, trenler, sürgünler...
Tarih: 30.12.2007 Saat: 17:21 Gönderen: karakutu

 

Antonio Munoz Molina - Sefarad

Yolculuğa çıkanların, uzaklardan gelip uzaklara gidenlerin anlatacakları vardır.

Yolculuklarda yolculuk hikâyeleri anlatılır ve dinlenir. Bir yolculuk bir başka yolculuğu çağrıştırmış, mekânlar hafızaları tetiklemiştir. Tren bir istasyonda durduğunda, hafıza mekânda somutlaşacaktır; artık o istasyon ve o kent etrafında örülmüş anılardır peronlara boşalan. Hafıza yolcuyu coğrafyaya sabitleştirmiştir:


"Edebiyatta, bir yolculuk sırasında, yolda tesadüfi bir karşılaşmada, bir kamp ateşinin etrafında, bir tren vagonunda anlatılmış gibi gösterilen pek çok anlatı vardır. Tolstoy'un Kreutszer Sonatı'nda anlattığı hikâyeyi, bir adam ötekine bir trende anlatır. ...

* * *

Bütün bu insanların hayatlarını tren yolculukları birleştiriyor. Belgelerden derlediği yaşanmışlıkları kurmacanın ve anlatının imkânlarıyla zenginleştirerek unutulanları hatırlayan bir bellek yaratmış Munoz

1956 yılında İspanya'da doğan, sanat tarihi öğrenimi gören, daha ilk romanı Ne Mutlu (1986) ile ünlenen Antonio Munoz Molina, ülkesinde ve uluslararsı alanda çok sayıda edebiyat ödülüne değer görülmüş bir yazar. İspanyol Dili Kraliyet Akademisi üyeliğine seçilen ve çağdaş İspanyol edebiyatının en önemlileri arasında sayılan Munoz'u Türkçede Ne Mutlu, Lizbon'da Kış ve Güzel Karanlık romanlarıyla tanıyoruz. Romanlarında İspanya'nın siyasi ve toplumsal hayatına yer verirken, bu hayatın tarihsel geri planına da göndermeler yapan Munoz, bireysel ve toplumsal hafızanın dinamikleriyle edebiyatı birleştiren bir yazar. Dilimize yeni çevrilen Sefarad, söz konusu birlikteliğin kusursuz bir örneği.

Adın anlaşılacağı üzere, Sefarad, yerinden yurdun edilmeye, sürgün edilmeye ve dolayısıyla insani trajedilere dair bir roman. İspanya İç Savaşı'yla başlayan, Nazi zülmüyle devam edip reel sosyalizmin yüz kızartıcı uygulamalarına uzanan Sefarad'ın özetlenecek bir hikâyesi yok; ama her keresinde insani acılarla somutlanan yolculuk ve sürgünlük temasıyla birbirini kesen ve geniş bir coğrafyayı kucaklayan pek çok hikâyesi var. Hal böyle olunca belirli bir anlatıcıdan, öne çıkan kişi ve kahramanlardan, doğrusal bir zaman akışından da söz edemiyoruz. Şöyle toparlayalım: Sefarad, gerçekten yaşamış ve ünlü şahsiyetlerin yanı sıra savaşın kendisinden kopardığı babasını boşuna bekleyen bir kadının, Maginalı basit bir kunduracının, aşk delisi bir rahibenin, Arjantin zindanlarından sağ kurtulan bir genç kadının ve daha nice ünlü ünsüz insanın dramı üzerine kurulu, baştan sona ya da sondan başa okunabilir bir roman. Bütün bu insanların hayatlarını -ağırlıklı olarak- tren yolculukları birleştiriyor. Belgelerden, tanıklıklardan, edebiyat metinlerinden derlediği yaşanmışlıkları kurmacanın ve anlatının imkânlarıyla zenginleştirerek unutulanları hatırlayan bir bellek yaratmış Munoz. Kurgunu verdiği okuma serbestliğiyle ve bellekten belleğe aktarılan hikâyeler koleksiyonu niteliğiyle Sefarad, "bilincin bir Decameron'u ya da sürgünlüğün Binbir Gece'si."

Yolculuğa çıkanların, uzaklardan gelip uzaklara gidenlerin anlatacakları vardır. Yolculuklarda yolculuk hikâyeleri anlatılır ve dinlenir. Bir yolculuk bir başka yolculuğu çağrıştırmış, mekânlar hafızaları tetiklemiştir. Tren bir istasyonda durduğunda, hafıza mekânda somutlaşacaktır; artık o istasyon ve o kent etrafında örülmüş anılardır peronlara boşalan. Hafıza yolcuyu coğrafyaya sabitleştirmiştir:

"Edebiyatta, bir yolculuk sırasında, yolda tesadüfi bir karşılaşmada, bir kamp ateşinin etrafında, bir tren vagonunda anlatılmış gibi gösterilen pek çok anlatı vardır. Tolstoy'un Kreutszer Sonatı'nda anlattığı hikâyeyi, bir adam ötekine bir trende anlatır. Karanlığın Yüreğinde bir gemici, Marlow, bir mavnada Thames'i geçerken Kongo Nehri'nde bilinmezliğe doğru yaptığı bir yolculuğu nakleder ve gece sisin ardında Londra ışıklarının henüz uzaktaki pırıltısını görünce Afrika nehrinin kıyısında gördüğü büyük ateşleri hatırlar ve çok daha eski ateşleri, iki bin yıl önce Thames'e ilk kez giren Romalı gemicilerin görmüş olabilecekleri ateşi hayal eder. Primo Levi, kendisini Auschwitz'e götüren trende, yıllar öncesinden tanıdığı bir kadınla karşılaştı; yolculuk boyunca birbirlerine, yaşayanların anlatamayacağı, ancak ölümün öbür yakasında bulunanların yüksek sesle söylemeye cesaret edebilecekleri şeyleri anlattıklarını söylüyordu."

İşte bu fikriyattan hareketle kurgulamış romanını Munoz. Yolculuğa çıkanların bizzat yaşadıkları ya da dinledikleri ya da okudukları yolculuk hikâyeleriyle dolaştırıyor okuyucusunu. Artık susmuş olanların seslerinin yankısını, eskileri kuşatmış olan havanın bize değip geçen soluğunu yolculuk hikâyeleriyle hissettiriyor. Pek çok kişinin yaşadığı sürgünlük deneyimlerini, cehennem yolculuklarını anlatırken, romanda adı geçenlerin mesela Willi Münzenberg'in, Milena Jesenska'nın, Franz Kafka'nın, Margarete Buber-Neumann'ın, Primo Levi, Amaya Ibárruri'nin, Niceto Alcalá Zamora'nın ve diğerlerinin- hikâyelerini kendi hikâyesi haline getirmektense, hikâyeleri sahiplerine bırakmış. Savaşa değil, savaşın bireyler üzerinde yarattığı etkilere çevirmiş yüzünü. Göstermek istediği "kaderin büyük insanları yere yapıştırdığı hareketlerin muazzamlığı değil." Tersine, o muazzam devinim içindeki 'basit' parçalarla, insanların o devinim esnasındaki duygu ve düşünce halleriyle -nasıl davrandıklarıyla, verdikleri tepkilerle, jestleri ve mimikleriyle- ilgileniyor. Ve bütün bu travmatik süreçlerde insanı insan yapan değerleri soruşturuyor.

Geçmiş ve gelecek arasında

Tarihi anlatılara büyük ciddiyet ve doğruluk atfedenler, geçmişte ne varsa hiç eksiksiz ve aynen olduğu gibi kaydedildiğine inanırlar. Bu öylesine eksiksiz bir kayıttır ki, bir çağı yeniden yaşamak için o kayıtlar dışındakilere, tarihin sonraki akışı hakkındaki bilgiye hiç gerek yoktur... İşin doğrusu, hem bu denli kapsayıcı, eksiksiz kayıtlara sahip değiliz hem de bu kayıtlar olayların insanlar üzerinde bıraktığı izlerden bahis açmıyorlar. Klasik tarihçilerin yaptığı geçmişte yaşanmışlıkları önem sırasına koymak; kimisini tarihsel olarak kaydederken kimisini tarih dışı bırakmak. Böyle bir anlayışla tarih dışı bırakılan, aslında insanın ta kendisidir. Resmi tarih anlatılarında yegane 'insani' duygu cesaret ve kahramanlık haline gelmiş, savaşın ve şiddetin insanların ve toplumların bilincinde/bilinçaltında yarattığı travmalar kayda değer bulunmamıştır. Oysa onlar da olgular kadar insanlık tarihine aittirler. Üstelik bugüne en çok etki eden geçmişin bu türden travmalarıdır; bireylerin ve toplumların travma sonrası davranış bozuklukları, uyum sorunlarıdır. Ve tarihte görülmemiş boyutlarda şiddet ve yıkıma sahne olan 20. yüzyıl toplumu böylesi davranış bozuklukları ve uyum sorunlarıyla malüldür.

Bu eksiklikleri romanların gidermesi, romana tarih, romancıya tarihçi rolü biçilmesi beklenemez. Zaten 'estetik yaşantı kötülüğün aşısı değildir'. Bu tür travmaların bir daha yaşanmaması için politik mücadele gerekir. Munoz'un da vurguladığı gibi, "kötülüğün tek aşısı politik bilinçtir, politik bilinç edinmektir." Elbette edebiyatın elinin kolunun bağlı olduğunu söylemiyorum. Sonuçta her roman dünyaya karşı bir tavrı barındırdığı için politik bilince olumlu ya da olumsuz bir katkı yapar. Nitekim Sefarad'ın hikâyeleri gerçekliğin politik terimlerle aktarılmaya elverişsiz yanlarının anlatısı olarak böyle olumlu bir katkıyı barındırıyorlar.

Sefarad, geçmişe bir tarihçi titizliğiyle yaklaşmasına rağmen geçmişin uçucu imgesini yakalayamayan tarihi romanlardan farklı. Yazar tarihi olayların doğru bir sunumunu yapmakla ilgilenmemiş. Ama, geçmişten gelip bugünü de işgal eden bir zihniyeti felaketler eşliğinde sergilerken, olguların doğrusundan çok daha genel bir anlama sahip olan bir doğruyu arıyor. Tikelde tümeli, bireyde toplumu sezdirecek hem politik bilince sahip Munoz, hem romancı diline...

Evet, geçmişin saldırgan, buyrukçu, 'öteki'ne düşman, inandığı yüce değerler için insan hayatlarını hiçe sayan zihniyeti bugün hâlâ ayakta. Yakıp yıkmaya, yok etmeye, sürgün etmeye her zamankinden daha iştahlı. Düşmanlıkları besleyen geçmişin travmaları bu iştahı daha da kabartırken bizler geçmişe travmalarla değil sadece olgularla yakınsamaya çalıştığımız ölçüde geçmişi unutuyoruz; Çünkü geçmişin acıları ve anıları çok uzaklarda kaldı, keskinlikleri törpülendi, detayları atlandı, isimler silindi, zamanlar ve mekanlar birbirine karıştı. Kayıtlara geçmiş bilgiler ve ideolojik tercihler duyguların üzerini kapattı. Neyse ki akıntıya kaşı duranlar, geçmişin bu alt üst edilmiş halinin içinden gerçeklik imgesini çıkarmaya çalışanlar da var. Hatırlama kültürü yaratmak konusunda iyi edebiyatın rolü önemli. Sefarad'da Munoz'un pek çok acı deneyiminden ve geçmişin asla ölü olmadığı fikriyatından yola çıkarak yakaladığı geçmiş imgesi, bugün içinde bulunduğumuz karanlık tabloyu aydınlama ihtiyacından doğuyor.

"Okur ile tarih, kurmaca ile gerçeklik arasındaki karmaşık ilişkiler üzerine düşünmek, aklın canavarlar üreten uykusuna karşı bir tür terapi oluşturabilir" demişti Umberto Eco. Gerçekten de çoğumuz farkında olmadan ihtiyaç duyduğumuz bu tutarlığı sağlamak adına hayatımızı bir anlatı haline getirir, anılarımızı eklenmiş, çıkarılmış ya da unutulmuş hikâyelere dökeriz. Suna Kılıç'ın güzel çevirisiyle, edebiyat tadı alarak okuyacağınız Sefarad, böyle bir dinamiği yansıtan yolculuk hikâyeleriyle "öğrenmediğimizi, unutmakta ısrar ettiğimizi, dehşete karşı aşılı olmadığımızı, canavarın bize pusu kurduğunu saptıyor." Bir kez daha hatırlatmakta yarar var; Sefarad, arkeolojik ya da tarihi bir kitap değil, çünkü sözü edilenler geçmişe ait şeyler değil, şimdiye ait şeyler."



SEFARAD
Antonio Munoz Molina, Çeviren: Suna Kılıç, Kanat Kitap, 2007, 419 sayfa
 


Radikal Kitap
28/12/2007


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Kitap Tenkidleri
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Kitap Tenkidleri:
Doğunun Limanları - Kitap Özeti


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Doğunun Limanları - Kitap Özeti
Sinsi uyuzluklar ve şeffaflık limanları
Moshe Zuckermann: Anti-Semitizm ve "Anti-Semitizm İdeolojisi"
Pop-topluma paralaks bakışlar
Şecaat arzederken merd-i Kıpti sirkatin söyler
Kitaplar
İstanbul Kitap Fuarı kapılarını açıyor
The yeni kitap: Secret

"A.Ömer Türkeş: İstasyonlar, trenler, sürgünler..." | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke