Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 58 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Karakutu Forum Son Başlıklar

 Bilginin Muğlaklığı
 TARAF OLMAK !
 Divan edebiyatı üzerine konuşalım
 Her şeyi açık etmek
 Futbol Sadece Futbol Değildir
 Antonio Machado
 LAİKLİK YA DA ...?
 Sevmek ya da Sevmemek...
 SAKSI ÇİÇEKLERİ
 Siyasal Simge olarak Türk Bıyık Çeşitleri
 Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar
 Osmanlı'dan Miras- Türkiye'de Yönetici Sınıflar
 MÜSLÜMAN ESKİSİ
 İstihzanın psikosu..
 MİLATLARIMIZ
 Sanatçı küstahtır
 RODİN VE CLAUDEL=TRAJİK BULUŞMA
 Firavun, Musa ve deveyi kesen 9 kişi
 İdeoloji ve İdeolojik İnsan
 Aynalı sazan parlıyor...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Üyelerimiz
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

(Üye olabilirsiniz!)
Üyelik:
Son Üyemiz: canejackie
Bugün: 0
Dün: 3
Toplam: 20785

Şu An Bağlı:
Üye adayı: 58
Üyemiz: 1
Toplam: 59

Şu An Bağlı:
01 : estonhxt

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


İskender Pala: Gelen giderken
Tarih: 30.12.2007 Saat: 10:30 Gönderen: karakutu

 

Kudemanın usta şairlerinden Taşlıcalı Yahya Bey'in şöhretli bir gazeli vardır; hani
Âdemoğlu âleme üryân gelir üryân gider
Nâle vü efgân ile giryân gelir giryân gider

beytiyle başlar. Hikmetle örülmüş bu gazelin her beyti birbirinden güzel, her biri ışıklı ve parıltılı mısralarla örülüdür. Çok basit gibi görünen ama anlam derinliği yönünden adeta sehl-i mümteni derecesinde haykırışlardır bunlar.
Demiş ki:

İnsanoğlu aleme çıplak gelir, yine çıplak gider. Feryatlar, inleyişler içinde ağlayarak gelir, yine ağlayarak gider.



Beyitteki kelimelerin anlam derinliklerine inildiğinde aslında söylenen sözün günümüz diline çevirisinin tam yapılamadığı görülür. Söz gelimi üryan kelimesi "çıplak" demek ise de burada yeni doğan bir bebeğin dünyaya ait hiçbir varlık getirmediği, yani elinin boş olduğu, dolayısıyla ölüm vaktinde yine eli boş olarak gideceği, dünyadan öte tarafa maddi hiçbir şey götüremeyeceği gibi insanlık hallerine işaret eder. Dünya malı dünyada kalır ya, işte gelen de geldiği gibi üryan gider. Oysa şair bu üryanlığa bir de ağlayarak (giryan) gelip gitmeyi ilave ediyor. O halde sormak lazımdır; acaba üryanlık bir ağlama sebebi midir? Yani insan öte tarafta ne bırakmış olabilir ki dünyaya gelişine ağlıyor olsun? Haydi ölürken ağlayışını anlayabilir; bunu dünyada bırakıp gittiği (belki gidemediği) malına, evladına, şöhretine, rahatına vs. kısaca dünyalıklara bağlayabiliriz. Üstelik bu ağlayış yalnızca gözyaşı değil çığlıklara, inleyişlere, feryatlara da vabestedir. Soruların cevabı oldukça düşündürücü!..

Sufiler insanın dünyaya gelişini, ruhun ana vatandan gurbete atılışı olarak yorumlarlar ve anne rahmini cennet hayatı ile (ekmek elden su gölden her ihtiyacı hazır bir hayat) özdeşleştirirler. Nitekim cenin anne karnında su ile çevrili bir ortamda yaşar "Ve canı olan her şeyi sudan yarattık!" ayetinin bir yorumu da buna işaret eder. Peki de ne bulmuştur insan bu bırakılıp gelen vatanda? Orada madde olarak değil ise de mana olarak ne vardır?

El-cevab: Ne yoktur ki? Belki bir vatanda olan her şey... Sevilen her şey... Ve tabii bizzat Sevgili... Bu durumda sevgiliden ayrılan kişinin ağlamasına şaşılamaz; bilakis sevgiliye geri dönüşte ağlayana şaşılır. O halde gurbete gelirken ağlayanı mazur gören kişi, gurbetten vatana dönerken ağlayanı anlamakta zorlanacaktır. Mademki gurbet geçici bir misafirliktir; insan misafir olduğu yere yerleşmek istesin, olacak iş mi? Üstelik de yerleşebilip geri dönmeyen bir tek kişi yokken. Bu sefer soru şu hale girer: Acaba dünya süsü insanı nasıl aldatmaktadır ki giderken ancak ağlayışlarla gidilmektedir?!..

Şair beytin ikinci dizesindeki "nale vü efgan (çığlık, feryat, ah-vah vb.)" kelimelerini doğan çocuk ile ölen kişinin fiilleri gibi göstermektedir. Doğan çocuğun anne rahminden ayrılışı sırasında hava ile teması ve hava basıncı yüzünden ağladığı, yabancı ortam şartlarının metabolizmasını etkilediği bilinmektedir. Bazı ölümlerin de feryat içinde gerçekleştiği ve gidişte de bir çığlık bulunması muhtemeldir. Ama şairin bize hatırlatmak istediği çığlıklar doğan ile ölenin değil, onun çevresindekilerin çığlıkları olsa gerektir. Hani doğum süresinde anne acı çektiği için, başındakiler de sevinçten çığlık çığlığadır; ölümde de herkes yas halinde üzüntüden feryad ve figandadır ya!...

Şaire göre dünyaya geliş de, oradan gidiş de ağlayarak (giryan giryan) olmaktadır. Son soru şöyle olsun: Doğan bir bebeğin ağladığını hep biliriz de ölenin ağlaması ne demeye gelir? Ölmekte olan birinin başucunda bulunursanız (Allah vermesin), ona dikkatle bakın, son nefesine yakın gözlerinin ucundan birer damla yaş geldiğini göreceksiniz.

İşte, dünyaya eli boş gelip yine eli boş giden insanoğlu galiba buradaki fakirliğine ağlamaktadır. Gelişte vatandaki konumunu kaybettiği için fakir, gidişte de vatana götürecek kâr elde edemediği için fakir. Zaten kâr elde ettiği zaman adına şeb-i arus (gerdek gecesi) denilmekte. Üstelik, dünyaya gelişte saf, berrak bir ruh ile gelip de kirlenmiş olarak giden ruhun feryattan başka yapacağı ne olabilir ki?

* Kurban Bayramı'nın "yakınlık" duygusu Yaradan'dan yaratığa bütün ömrünüzü doldursun!..

MECNUN, LEYLA İLE SOHBETTE

Mecnun bir gün fırsat buldu, Leyla ile oturmaya muvaffak oldu. Leyla, onu sınamak için bir dilekte bulundu:

- Ey âşık! Neyin varsa getir.

- A ay yüzlü, dedi Mecnun, aşkınla ne suyum kaldı, ne kuyum. Ne ciğerimde azıcık kan, ne gözümde bir nebze yaş. Aklımı yağma ettin, uykumu çaldın. Artık bir canım var, emreyle onu vereyim.

- Ben onu senden ne vakit istesem alırım, başka neyin var, sen ondan bahset.

Mecnun o vakit arandı, yakasında sakladığı bir iğnesi vardı, onu çıkarıp sevgiliye sundu.

- İşte varlık aleminde sahip olduğum tek şey bu iğnedir. Bunu da neden taşıyorum bilmek istersen, çölde, ovada seni izlerken çok düşüyorum, kendimden geçiyorum; oralarda ayağıma, bedenime dikenler batıyor; bu iğneyle o dikenleri çıkarıyorum.

- İşte bunu istiyordum ben senden. Eğer aşkında gerçek isen bu iğne nasıl layık oluyor sana? Dikeni çıkarırsan buna vefa mı derler?!..

BERCESTE

Heman ağlayı geldim âleme ağlayı gittim ben

San ol nilüferim kim suda bittim, suda yittim ben

Rehayî



Zaman
18/12/2007
 


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Divan Edebiyatı
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Divan Edebiyatı:
Gelen Giden


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Darbe belgelendi
Gelen giderken
Gelen Giden

"Gelen giderken" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke