Taşlıcalı Yahya Bey'in ünlü,
Âdemoğlu âleme üryân gelir üryân gider
Nâle vü efgân ile giryân gelir giryân gider
matlalı gazelinde bir beyit vardır. Sehl-i mümteni derecesinde duru, bir o
derece de derin anlamı olan bir beyittir. Şöyle buyurmuş üstad:
Âşık-ı bîçâre erbâb-ı mahabbet bâbına
Âkil ü dânâ gelir, dîvâne vü hayrân gider
Demek olur ki, "Aşkın çaresizliğine düçar olan âşık sevgi erbabının kapısına
akıllı ve bilgili olarak gelir divane ve hayran olarak döner."
Şairimiz beytin bütün nüktesini "erbab-ı mahabbet" tamlamasında yoğunlaştırmış,
hayal unsurlarını bu merkezden etrafa yaymıştır. "Erbab-ı mahabbet" tamlamasını
aşk katmanlarına göre (beşeri, mecazi, tasavvufi ve hakiki) derece derece "sevgi
erbabı, sevgiden anlayan, sevginin ne olduğunu bilen, sevginin hakikatine eren
(sevgili)" biçiminde karşılamak ve ona göre beyte, sözü edilen sevgili kimliğine
uygun olarak tekrar tekrar anlam vermek mümkündür.
Bilindiği gibi hemen her âşık, aşka düşmüş olmak dolayısıyla "biçare (çaresiz,
derdine çare bulamayan)" bir hal üzredir. Gezmediği kapı, sebebine yapışmadığı
derman umudu kalmamıştır. Derdine hiçbir yerde çare bulamadığı içindir ki son
bir umutla sevgiden anlayanın (ondaki sevginin ne olduğunu bilen yegâne kişinin,
yani sevgilinin) kapısına varıp halini arz eder. Giderken içinden düşünür, neler
söyleyeceğini, neler soracağını planlar (âkil=akıllı); sonra asaleti dolayısıyla
da nasıl davranacağını, yol yordam ve âdâb-ı muaşeret kurallarına nasıl riayet
edeceğini kararlaştırır (dânâ=bilgece). Gel gör ki sevgi erbabının (sevgilinin)
kapısına varınca ne planlarını uygulayabilir, ne niyetlerini gösterebilir.
Sevgiliyi görür görmez aklı gider, çılgınlık (divânelik) gelir; bilgeliği gider
şaşkınlık (hayrânlık) gelir. Dikkat edilirse şair ikinci dizedeki "âkil"
kelimesini "divâne"lik; "dânâ" kelimesini de "hayrân"lık ile karşılamıştır.
Sözlükte de bu kelimeler tam olarak birbirinin zıddı (tezat) olarak kullanılır.
Oysa aşk işinde sözlükler bir tarafa bırakılır, kelimelerin anlamları unutulur,
mana akılla değil gönül ile ölçülür olur, hatta zıt gibi görünen şeyler
aynileşir. İmdi bir âşık düşününüz ki sevgiliyi görünce çılgına dönüyor ve
aklının gereğini yapamaz konuma düşüyor olsun. Bu onun deliliğini değil, bilakis
çok akıllı oluşunu, yani aklının bütün gücü ve varlığıyla sevgiliye yönelişini
gösterir. Delilik, aklına ait melekeleri kullanamamak demektir. Âşık ise aklını
kullanamayan biri değil bütün aklını yalnızca sevgili için kullanan, sevgili
dışındaki her şeye kendini kapatan, kapattığı için de deli zannedilen kişidir. O
halde âşıkın "divâne"liği hakikatte "âkil"liğinin bir sonucudur. Yani "En akıllı
âşık sevgili uğruna divâne olandır!" Keza aynı âşık sevgiliyi görünce hayran
kalıyor ve asaletindeki bilgelik gereği olan tavırlarını unutuveriyor. Bu da
onun "hayran"lığının değil, bilakis "dânâ"lığının sonucudur.
Çünkü aşk işinde
bilgece davrananlar, sevgiliyi görünce gayrı her şeyi (masivayı) unutanlardır.
Diğer söyleyişiyle bir âşıkın bilgeliği, ancak hayranlığının derecesiyle ölçülür
ki tasavvufta buna hayret makamı derler ve orada kişi hal ehli olmuş, beşer üstü
özellikler kazanarak her şeyi "Sevgili" olarak görmeye başlamış olur.
Bütün bunlardan sonra beyte şu şekilde anlam vermek mümkündür (hakiki boyut):
Aşk hastası, sevgiden anlayanın (derdinin çaresi olan hekimin) kapısına varınca
çaresizliğinin dermanını arayayım derken o hekime tutulup aklını ve anlayışını
da kaybedip geri döner.
Keza şöyle demek de mümkündür (tasavvufi boyut):
Aşk yüzünden çaresiz kalmış âşık, aşkın niceliğini ve kendisine gelen bu halin
ne olduğunu öğrenmek için sevgiden anlayanların kapısına varınca, onlar sevgiyi
öyle bir anlattılar ki, zavallı âşık sevgiye hayran kaldı, oradan ayrılırken
artık aklının değil gönlünün peşine takılıp kalmıştı.
Ve tabii en basit haliyle şöyle de demektir olur (beşeri boyut):
Âşık, içindeki duyguları anlatmak üzere sevgilinin kapısına vardı, ama onu
görünce şaşırıp kendini kaybetti.
LEYLA'NIN ÖLÜM HABERİ
Yolunu yitirmiş Mecnun, çöllerde Leyla diye diye dolanıp dururken biri ona,
- A deli, Leyla öldü, deyiverdi.
- Çok şükür Allah'a, diye şükretti Mecnun.
Kara haberi veren adam şaşırdı:
- A dini imanı darmadağın olmuş zavallı! Hem onun için yanıyorsun, hem de böyle
diyorsun, ayıp sana!
Mecnun'un cevabı pek hazindi:
- O ay yüzlüden, her an iyiliğini isteyip dururken ben bir şey elde edemedim,
kötülüğünü isteyen de bir şey elde edemesin bari. Çünkü bir gün aya sordular "En
çok neyi seversin?" diye. "Güneşin tutulup ebediyen perde arkasında kalmasını
severim." cevabını verdi ay ve sonra ilave etti: "Değil mi ki onu kendi gözümden
bile kıskanıyorum!"
BERCESTE
Arz-ı hal etmeye, cana seni tenha bulamam
Seni tenha bulıcak, kendimi asla bulamam
(Ey sevgili! Halimi anlatmak için seni yalnız bulamıyorum. Seni yalnız bulunca
da hiç kendimi bulamıyorum.)
Zaman
25/12/2007