CANLAR
umut kesilmiyorsa dostlarım
kesip
barikatlar kurarak kangrenli gövdemizden
şurda güneşe ne kaldı.
SORARAK
yeryüzü kırlarında böyle
yürekleri taşıtlardan yana çarpan
yaramaz adamlardı sürücüler
bakarlardı dikiz bir bencillikten
boyuna yalnızdık
aradan
bunca dağ geçti
patikalar boyu iz sürüp
taşradan bir başka taşraya
ilerilere oradan ta nerelerine dağların
çok taşıt değiştirdik böyle kent kent
çok can kaybı
ve sağlar
korkuyla sevinç arasında
irkilerek daha çok bu sağnak gibi yağan yazgıdan
şöyle bir sıvazlayıp ağrıyan yanlarını
dudaklar dualara aralık
gördük ki kemiriliyordu can ağacının dalları
kuyular açar gibi kanda
sorarak
etli kanda sıcak kemik soluk alıyordu
KİM
koparan kim akşamın
önüne dev gibi gerilip
alışkın elleriyle geceyi
dilim dilim
gördüm karanlığı salgılıyordu
sert maddelerden yapılmış
iri bir yanlış
o gitti ben gittim
sonunda bir müthiş kuşluğa vardık
şimdi çocuklar da soruyor
kimdir ayımızı örten kadavra
KESİT
bir resimdi işte
tandan ikindiye sarkan
kara kalem çalışılmış sürekli
ışık yoktu
önünde saçlarımızı tarardık
ölüm müydü o yalınlık
yoktu
ve gamzelerinin türevi
o cânım kırışıklığında alnının
o ceylanda bir yığın kan yazması
yüzün yoktu
hani bütün hüzünlere nesnel karşılık diye
bir sınavda kullanılan su gibi
utangaç ve bir kez daha
acıtarak göğsümün sarplarını
yüzün yoktu
ne çok güz ölüsü böyle
diyorum küllerinde bir ateş çatsam
BİR HUYLANIŞIN ÖYKÜSÜ
kendini bildi bileli
yalnız
konumuyla ilgili yalnızlığında
gerçekten yalnız olduğunu sanarak
çıldıran
korkunç kalabalık bir adamdı dünya
süreli nöbetlerle
köpükten giysiler biçip ağızlara
çarpmalarla geliyordu sara
ufaktı
onun çok çakısı oldu
o
adamın çoğalan ağzını ilk gördüğünde
bütün çakılarını kaldırıp atacaktı
bir gece
yeryüzünün en ağır baltasıyla
en kuytulardaki ağaçtan
kesti ve önündeki salkım saçaktan
bir tutam saçtı kalkan geceye koşaraktan
ve işte öye oldu
köye ilk gelen jipin altında
arkadaşından fışkıran kanda da
yine öyle bağırarak kalkıp
ve böyle başladı saçlarının isyanı
KOŞAN DÜŞ
masken düştü-güpegündüz
pencerende parmak
delik deşik kırbaç kıyı ve duvar
lardan güpegündüz kan
güpegündüz sevinç bahçe toy yaprak
çınarın dallara anlattığından
kül - bütün bir ceset gibi
ortada şimdi
DAR
batmış giysileri yok gibi
öyle bilge
sürgit birike birike
taşıyor kan
inceden geceye inen
indirmede yarlarını
kayalarını ve eline ne geçerse
dar süre
yakın
ilk kez az ötede sanki
ve kaslar darala darala
gündemde yalnız zaman var
sığ sularda nice boğulmaları
tatmış damakları veba
etinden bölük bölük et koparıldı
uzandı kısaldı bir dünya saatinde
arındırılıp becerilerinden ellerinin
toprağa kazandırıldı
toprak alabildiğine engin
ORALARDA
oralarda hala
insanlar güç uğurlar kimselerini
kandır sıkışır göğüste yukarı koşar
helâllaşırlar ayrılmadan
oraların buzları
saçaklarda sivrileşerek
bir ara dal uçlarından sarkıp
usturalaşır saplarda
hâlâ
hüzün
çok eski bir öykü
oralarda
atlıların artık olmayan atlarını
artık kaçan bir uzayın kaynar kıyılarına
yürütüp aşkla yorarak
bengisu taşıdıkları o ilkyazdan
güze kalan bir gül taşılı
buruk bir andaç
oralarda genç
binbir yerinden hançerli
vurarak yalnızlığını gizli patikalara
kenti düşünür
çokça dağ seyirir bileklerinde
ne yaman bir and olur
RESİMDE
çökük bir kapı
bir at kapaklanması resimde
sağnak da var - bir adam
sürekli ıslanıyor
gece
bir resim neyse odur
bir at
bir kere kapaklanmışsa
kapaklanmış bir attır o
SESSİZ
herşey eninde sonunda sessizdir
bir günün kırılganlığından
kalan ve tekrar tekrar kırılan
müteellim bir insan sesinin başlattığı
ağlamanın kırı
sessizdir
dalda
yalnız ve dağılmış bir elma
yalnız ve yapraklar örtmüyor onu
gelen akşama
geçen akşamın içlenmeleri dadanmış
bu kahır sessizdir
içinin çıngarlarından yonttuğun
asi bir atbaşı gibi rüyalarının ucunda
umudun
sessizdir
filistinde akşamüstleri
sessizlik bir file somun gibi