'Emine' Sevgi Özdamar, 'Ece Ayhan'lı Anılar, 1974 Zürih Günlüğü'nde Ece
Ayhan'ın, 'Nazım Hikmet'in sentaksının Osmanlı kültüründe kaldığını, Cumhuriyet
şiiri sentaksının ise henüz bulunamadı[ğını]' söylediğini kaydediyor.
İyi de, 'Osmanlı sentaksı' nedir, nasıl bir sentakstır? Bir siyasal hakimiyet
biçiminden (Osmanlılık: Monarşi), bir başka siyasal hakimiyet biçimine
(Cumhuriyet) geçişle, sentaksın dönüşmesini mümkün kılan nedenler nelerdir?
'Cumhuriyet sentaksı' nasıl olmalıdır? 'Osmanlı sentaksı', örneklerle
gösterilebilmiş midir?
Hayır! Bütün bu soruların yanıtı yok! Ece Ayhan, bir vecize yumurtluyor ve
'Emine' Sevgi Özdamar, 'canımın içi' Ece Ayhan'a bu soruları sormuyor elbet! O,
Ece Ayhan'ın ağzından çıkan her sözün bir 'keramet' olduğunu bellemiş bir kere,
niçin sorgulasın ki?
'Varlık' Dergisi'nin son sayısında (Aralık 2007) Hasan Bülent Kahraman, 'Ece
Ayhan: Her Zaman Uzak, Her Zaman Yakın' başlıklı yazısında, 'Emine' Sevgi
Özdamar'ın 'kitabını okurken, şairin insanı ansızın durduran bir saptamasıyla
karşılaştı[ğını]' bildiriyor ve Ece Ayhan'dan, Nazım Hikmet'in Osmanlı
sentaksıyla yazdığına, Cumhuriyet şiirinin sentaksını henüz bulamadığına ilişkin
sözlerini aktarıp bu sözleri 'çok doğru!' diye onayladıktan sonra 'Acaba Osmanlı
sentaksından kopmak ve yeni bir söyleme geçmek mümkün müdür?' diye soruyor.
Pek iyi de, 'Emine' Sevgi Özdamar'ın sorgulamadıklarını, Hasan Bülent Kahraman
sorguluyor mu? Hayır! Yazısını, 'bunu yapmayı deneyen ozanlar var' diyerek
sürdürüyor ve bu meselenin 'son derece karmaşık bir sorunsal' olduğunu
bildiriyor: Ece Ayhan bile 'o yapıdan kopamamış'mış! Hasan Bülent Kahraman, daha
sonra şair adları (Turgut Uyar, Cemal Süreya, Edip Cansever, Melih Cevdet Anday,
İlhan Berk, Attila İlhan) vererek, Nasrettin Hoca'nın sidikli karpuz hikâyesini
hatırlatırcasına, 'bu Osmanlı sentaksından kopmuş, da şu kopmamış!' türünden ve
temellendirici herhangi bir dayanak göstermeden büyük laflar etmeye devam
ediyor.
Hadi 'Emine' Sevgi Özdamar'ı anladık, o sorgulamıyor da, Hasan Bülent Kahraman
onayladığı bu sentaks dönüşümünün nemenem bir şey olduğunu açıklayabiliyor mu?
Tekrar edeyim: 'Osmanlı sentaksı' nedir? Bir siyasal hakimiyet biçiminden
ötekine geçerken sentaks nasıl değişir? Cumhuriyet sentaksı nedir? Bütün bunlara
ilişkin tek bir açıklama yok;- sadece bir sürü iri laf!
Bunlar, Türkiye'nin son yirmi beş yılda ürettiği 'pseudo-aydın' tipinin mükemmel
bir örneğidirler. Analitik bir zihin yapısından maalesef mahrum, ezberci ve
aktarıcı bir okuryazar tipi! Bu 'pseudo-aydın'ların ortak özelliği, her alanda
edebiyattan plastik sanatlara, müziğe ve siyasete kadar, gözboyayıcı büyük
laflar etmek ve bu lafların hiçbirini sorgulamak, açıklamak ve temellendirmek
gereğini duymamaktır. Türkiye'de ezberci eğitimin ürettiği okuryazar tipleridir
bunlar;- ve kendileri gibi, verilen her şeyi sorgulamadan onaylayan ezberci
okurlarla buluşurlar. André Gide'in 1931 tarihli günlüklerinden birinde şunları
yazar: 'Bazı kitaplar vardır, bunları kimler okur, diye merak ederim. Sonra bazı
insanlar vardır, bunlar ne okurlar, diye meraklanırım. Sonra birden bu iki imge
zihnimde birleşiverir.' Bu gibilerin Türkiye'de 'aydın' sayılmaları, ancak o
tipten okurlarla mümkün olabiliyor ne yazık ki!
Türk entelijansiyasının bir kesimi, maalesef, belagat budalasıdır. Sorgulama
yok, açıklama yok, çözümleme yok, temellendirme yok! Salla gitsin! 'Bunu
söylüyorsunuz ama, neden böyle?' sorusuna verecekleri cevap yoktur çünkü. Gerçek
anlamda bilgilenerek ve bilgilendirerek sahici bir entelektüel olmanın zihinsel
yükünü taşımak yerine, görünüşte şatafatlı, büyük ve boş laflarla bir
'entelektüel etkisi' ya da havası yaratmak! İşleri güçleri budur. Bunlar, gerçek
entelektüelin 'komik mukallidi'dirler! Ve esefle söyleyeyim ki, Gresham kanunu
işliyor entelektüel çevrede: Kötü entelektüel, iyi entelektüeli kovuyor!
Osmanlı ve Cumhuriyet sentaksına ilişkin düşüncelerimi önümüzdeki hafta yazmak
istiyorum.
Zaman
12/12/2007