Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 60 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Röportaj: Üyelerimizle söyleşi: tiananmenian söyleşisi
Tarih: 08.12.2007 Saat: 01:55 Gönderen: karakutu
 

tiananmenian, yazmadan duramıyorum, sürekli akıyor, demiştin. Gürül gürül akan yazma ediminin kaynağı nedir?

Bir ressam tanımıştım yıllar evvel, evi ve hayatı darmadağınıktı o zamanlar, görüşmüyoruz artık, sanırım aynen kaldığı yerden devam ediyordur. San’at falan umurunda değildi adamın, günü kurtarmak ve ekmek parası kazanmak uğruna, bildiği tek şeyi yapıyordu sadece.



Bir akşam, “Neden?” diye sordum. “Daha çocuktum, elime verdiler kâğıt kalemi, ne harflerle ilgilendim ne de başka bir şeyle ondan sonra, sadece çizdim beyaz kâğıda” diye cevapladı beni. Okulu yarı yolda bırakmıştı, ilerleyen yıllarda da geri kalan her şeyi yarı yolda bırakmıştı. On dakika da on manzara resmi çıkartırdı, otomatiğe bağlamıştı öyle.

Nereden kaynaklanıyor çok fazla üzerinde düşünmedim. On dört yaşından beri yazıyorum bir şeyler, yırtıp attıklarım kayda geçtiklerimden çok daha fazladır. Bir tür ifade biçimi ve sadece yazdığım zaman kendini gerçekleştiriyor. Öyle yüce, asil, yukarıdan aşağıya, ilahi bir güç olduğunu da düşünmüyorum. Biraz zahmetli ve hele benim durumumda olan biri için biraz da sıkıntılı bir eylem. Çünkü cümlemin başında, ortasında, sonunda yaptığım iş nedeniyle diğerleri tarafından kesintiye uğrama ihtimaliyle birlikte yazmak zorundayım. Bazen kopukluk hissediyorsam da kendi çapında bir tarza sahip sanırım. Yazmak, yazı hakkında düşünmekten daha iyi.

Geri kalan her şey onun peşinden gelir. Her ne iş yaparsam yapayım, asıl işimin yazmak olduğunu hissediyorum derinlerde. Bir hedefim de yok, hiçbir amaca varmak için dokunmuyorum tuşlara. Çalakalem ve doludizgin yazmayı seviyorum, ne frene basıyorum ne de ayar yapıyorum öyle zamanlar. Bazen üç beş sayfa çöplük kelimeler dizesi gerekiyor bir tane adam akıllı cümle kurabilmek için. Sonrası beni ilgilendirmiyor çok fazla, nadiren tekrar eğiliyorum üzerine, fark edebildiğim dil ve imla hatalarını düzeltmek üzere, fakat yeni bir şey yazmak, eskisi ile uğraşmaktan çok daha zevkli.

Sorunuzun asıl karşılığına verebilecek çok da net bir cevabım yok. Doğumumdan itibaren sürüklediğim hayat, okuduğum kitaplar, yirmi yıllık eğitim sürecim, gezdiğim, gördüğüm, yerler, konuştuğum, tanıştığım herkesin bu kaynakta bir parça da olsa yeri var gibi geliyor bana, geri kalanı yazma eyleminin devam edeceği üzerinedir sadece ve asıl önemli olan da budur zaten…


Deneme, düşünme biçimleri için fazlasıyla esnek bir alan. Bu yüzden olsa gerek alıntıladığınız epizotlar sert + sıradan: Şaşırtıcı! “Yeraltında” çok sıkı dostların var. Yukarıdakilerden ümitli misin? (Değilsen neden vazgeçtin, ümidini koruyorsan bunu diri tutan ne?)

“Kuyunun dibindeki kurbağalar dünyayı kuyu ve kuyunun ağzı kadar sanırlar!” Benim halim de aynen bu atasözünde anlatıldığı gibidir. Yazı hayatımın iki dönemi var; Bukowski’den öncesi ve sonrası olmak üzere. Leman Dergisi'nin sıkı bir mizah dergisi olduğu dönemlerde ufak tefek alıntılarına rastlardım derginin kıyısında köşesinde. 1993 yılında Bukowski’nin “Ekmek Arası” kitabı ile tanıştım ilk. Doğru bir seçimdi, hedefi tam ortasından vurmuştum. Elimden bırakamadım ondan sonra, Türkçe yayınlanan tüm düz yazılarını okudum, şimdi şiirleri ile ilgileniyorum. Kendisi; süslemeden, anlatmak istediğini en kısa yoldan, saçma sapan oyunlara gerek duymadan, sadece yazmak adına ve içten geldiği gibi saf ve berrak yazmanın mümkün olabileceğinin en önemli ispatıdır. Edebiyat âlemi bir nev’i helvadan yapılmış putların birbirlerinin önünde el pençe durup saygı duruşunda bekleyerek, mideye hazımsızlık veren, ıkınarak ve acı vererek yazılan ve haliyle okurken de yoran, sıkan, bıktıran metinler topluluğudur ülkemizde. Eş, dost, akraba, dostlar alışverişte görsün türünden kendi aralarında takılır giderler. Bukowski sadece iyi yazmadı bana göre, edebiyat totemlerine çağın en büyük darbesini indirerek gözlerimizi açtı yazma eylemi adına.

Yazarlar ve şairler insanüstü varlıklar değil, .oklarında boncuk yok, üstelik kanları da kırmızı, gerçeğiydi bu. Aslında hafife alınmasını sağlayacak pek çok yazısının yanında çok daha derinlerde bir yerlerden seslendiğini anladım okudukça. Çok yanlış tanınıyor bu yüzden, içki, kadınlar, serserilik, argo, Amerikan tarzı yaşam, maçoluk, barlar, seks üzerine yazdığı ve durmadan kendini tekrarlayıp durduğu düşünülüyor daha çok fakat öyle yerde öylesine derin çözümlemeler sunuyor ki, durduk yere suratınızın ortasına sıkı bir yumruk almış gibi kalıyorsunuz. Mektuplarını, söyleşilerini ve üzerine Howard Sounes tarafından yazılmış kapsamlı biyografi kitabını da araya katıp okumak gerekir. Çizdiği çarpık görüntünün ve etkili kelimelerinin arkasında saklanan, yazdıklarından daha gerçek, çarpıcı ve derin Bukowski görülebilir böylece. Derdi edebiyat olan birinin ciddi biçimde üzerine eğilmesi gereken bir kişiliktir ve kendisi yeraltındaysa eğer, seviyorum ben orada olmayı.

Yerüstünden umudum yok açıkçası. Her Türk genci gibi edebiyat zevkim, eğitim sürecinde ortaya konan yarım yamalak öğretilerle, sağdan ve soldan politik akınların hercümerç ettiği bir ortamda var olan edebiyat dünyasını takip ederek, el yordamıyla sürüne sürüne gelişti. Ahmet Hamdi Tanpınar, Cemil Meriç ve Oğuz Atay ilk ciddi kilometre taşlarımdır. Yaşayanlardan ise Alev Alatlı ve Nihat Genç isimlerini verebilirim. Alev Hanım “Orda kimse var mı?” serisiyle müthiş bir atak başlatmıştır kanımca, ancak gerisi gelmedi henüz, şimdilerde farklı şeylerle ilgileniyor, Nihat Genç kalemini bıraktı ve başka bir alana kaydı, uyanmasını diliyoruz yattığı uykudan. Şiir, her ne kadar uzak kaldığım ve üzerinde pek de durmadığım bir alansa da İsmet Özel ve Sezai Karakoç, çakıp çakıp kaybolan yıldızlar gibi ara sıra da olsa önümüzü aydınlatıyor.

Geri kalanlar içerisinde beni heyecanlandıran hiç kimse yok. Tutku yok bir kere ve kimse kumar oynamıyor, hayatını ortaya koymuyor, risk almıyorlar. Başka tür sebeplerle yazı yazılıyor ve olan onları edebiyat sanan yeni yetmelere oluyor. Nasıl çıkılır bu cendereden hiçbir fikrim yok.

Ben de size sorayım o halde; sizi uykunuzu bölüp sabahlatabilecek kadar etkileyen kitap hangisiydi en son Türk edebiyatı adına? Bu sorunun cevabını yerüstünden birkaç kitap adı ile birlikte verirseniz, umut en azından sizin için var demektir. Ben artık kitap okurken irkilmiyorum, şaşırmıyorum da. Kelimeleri eğip büküp tırmalıyorlar düşüncelerini. Sonra ortaya konan şey allanıp pullanıp büyük reklâm kampanyaları ile piyasaya sürülüyor. İşin içine para girince yazı önemsizleşip televizyon dizileri gibi rahat ve sakin, seyredilebilir ve tüketilebilir bir çerçeveye bürünüyor, bunu da yadsımamak gerekir.

Kim bilir belki tümüyle benim okuma zevkimle alakalıdır ama ben halk türkülerini başta Neşet Ertaş olmak üzere halk ozanlarının sözlerini daha çok önemsiyorum. Kafamı gözümü yaracak şekilde etkili kelimeleriyle karşılaştığım vakit kalemimi kırıp gidip kapılarında ayaklarına elimi yüzümü süreyim istiyorum.

Ateş yakmalı yazı ya da savurmalı beni uzaklara, içine çekmeli ve ayağımı kesmeli yerden. Çok şey istiyorum farkındayım ama geldiğim nokta bu. “İmkânsız ama umutsuz değil!” der bir İrlanda atasözü…

“ve” asla sadece bir bağlaç değilse N’dir?

Karakutu’ya ilk başta “okur adayları” kısmında “Osk-1” başlığı altında yazmaya başladım. Daha sonra oradaki yazıların bütünlüğünü korumak adına başka bir başlık açma gereği hâsıl oldu ve “denemeler” bölümüne “de get Bayburt de get sende nem kaldı” başlığı altında farklı şeyler yazdım. Bir sabah baktım ki yerinde yeller esiyor, kimin sildiği önemli değil, neden sildiği ve açıklama yapmaması da, ama sadece orada yer alan birkaç yazım kaybolup gitti siber âlemde, ona üzüldüm. Biraz da kırgınlıkla, yazdığım her şeyi silip ayrılmayı düşündüm, hatta faaliyete de geçtim, ancak sonra elim varmadı, kopamadım Karakutu’dan. Çünkü yazı yazılmak istiyordu ve doğru yerde olduğuma inancım tamdı daha o zamandan.

Ve biraz zaman geçtikten sonra “Ve” diye bir ayraç koyduk denemeler bölümüne, ama bu kez “ve” asla sadece bir bağlaç olmayacaktı. Kimi zaman köprü kuracaktı kimi zaman da en sağlam yerinden kopacaktı, bu biraz da yazıların savruk, rüzgârın estiği yönden, gelişigüzel ve asla tek yönlü olmamasına bir atıftı böylece. Ama durmadan kapılar açacak, birbirlerine eklemlenecek, her telden çalacak, yolunda ilerleyecekti. Sanırım hedefe doğru da epeyce yol aldı. Bazen bir tür günceye dönüşüyor, bazen geçmişin izlerini sürüyor, kimi zaman da dostlarımızı endişelendiriyor içeriğinde yer alan yazılardan dolayı ve ben seviyorum bu başlık altında yazmayı.


Karakutu niçindir?
(Karakutu’yu niçin tercih ettiniz? Karakutu niçin var sizce? Ve Karakutu neyin karakutusudur?)


Asıl manasından ayrı tutmamak gerek. Her ne olursa olsun, ileriye uzanacak bir kayıt bırakma maksadını seziyorum. Kuranların amacı hakkında çok da fazla bilgiye sahip değilim, sadece var, iyi ki var.

Karakutu’yu tercih etme sebebimi ikiye ayırıp ele almakta fayda var. İlki bilinçsizce arayışların içerisinde var olduğum bir dönemde, Karakutu’ya rastladığım ve yazılarımla kendime yer açmaya çalıştığım süreçtir. Her yeni üye gibi neyin nerede olduğunu bilmeden ve yazılanlardan çok yazdıklarımın önemli olduğu düşünerek. Ancak bunun sebeplerinden biri tanesi de internet kafeler aracılığı ile iletişim kurma gereğidir. İçeriğini kapsamlı bir şekilde inceleyemedim doğru dürüst, yazmak ya da yazdıklarımı göndermek tüm vaktimi alıyordu işin gerçeği. İkinci kısımda artık Karakutu benim için sadece yazılacak değil, dikkatle takip edilecek bir edebiyat ve kültür sitesi haline geldi ve bağımlılık yaptı arkasından. Pek çok site var ve her biri oldukça iddialı cümlelerle yola çıkmış ve kendi çapında bir izleyici kitlesine hitap ediyor ancak Karakutu gibi kapsamlı, nitelikli ve dikkate değer yazarlara sahip olanına rastlamadım henüz. Yılların getirdiği deneyimle oturmuş, kurallarını ortaya koymuş, edebi âlemde yer edinmiş oturaklı bir site. Çoğalmak, kalabalıklaşmak, popüler olmak, bir numara olmak iddiası yok bir kere. Benim gibi yeraltı edebiyatı müritlerinin sığınabileceği, kendini ifade edebileceği ve yolu üzerinde ilerlerken çok şey öğrenebileceği bir okul adeta.

Hiçbir yazınızın kıyıya köşeye atılmayacağı, okunulacağı, tepki verileceği, üzerinde düşünüleceği ve gerektiği zaman düzeltme yapılması adına uyarılacağınız, bazen bir askerin eline kâğıt olarak tutunup, yüreğinizin ısınacağı, bazen bir annenin gözyaşlarını elinin tersiyle sileceği bir tutam hüzün olup sigara dumanı eşliğinde dalıp gideceğiniz bir yer olduğu için ve bu paylaşımları yaşatması nedeniyle de önemli bana göre Karakutu.

Karakutu neyin Karakutusudur? Oraya yazan herkesin…

Karakutu niçin var sorusunu fikir edinmek adına hanıma sordum, aynen şöyle söyledi; “Ruhlarımızdaki enkazın hasar tespitini yapmak için,” üstüne ekleyecek tek kelime bulamadım sonrasında…
 


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Röportaj
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Röportaj:
Nobel Edebiyat Ödülü Nasıl Alınır ? Kriterleri Nelerdir ?


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 2


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Nobel ödüllü Rus yazar öldü
Doris Lessing, Nobeli almaya gidemiyor
And the Nobel goes to...
Ölüm anksiyetesi ve edebiyat
Selim İleri: Edebiyat eserinde 'Gerçek' kişiler
Semih Gümüş: Ulusal ve halkçı edebiyat kaygıları
En İyi Yönetmen ödülü Ceylan’ın
Seven Bilge Ceylan’ın en iyi ödülü
En İyi Türk Belgeseli Ödülü "Beyrut'a Gittiğimi Anneme Söylemeyin"
Nasıl bir sosyalistsiniz?
Fazıl nasıl kurtulur?
Avni Özgürel: Osmanlı çözülmesi nasıl başladı?
Hak verilmez alınır
Nasıl Nobel alınır?
Nobel Edebiyat Ödülü Nasıl Alınır ? Kriterleri Nelerdir ?
Neci olalım?
Atatürk tango sever miydi?
Demedim Mi?
Masonluğun sırları nelerdir?

"Üyelerimizle söyleşi: tiananmenian söyleşisi" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke