Evet, ne yapması gerekir bir Türk’ün, Nobel Barış Ödülü için? Madem çok önem
veriyorsunuz bu tür parası büyük ama kendisi çarçur taltiflere?
Çevrecilik mevrecilik, nanay... Bu çevreyle, adama gülerler... Fok balıklarını
korumak, kaplumbağa neslini kurtarmak, ısınmayı önlemek falan, yağmur ormanları,
kutup buzulları, şu bu... Bunları çok daha iyi yapanlar, en azından lafını
edenler var...
* * *
İktidar partisi siyasi hayatımıza “kamp yapma” geleneğini getirdi ya, dönem
dönem kuytu biryerlerde toplanıyorlar, Abant, Kızılcahamam falan,
politikalarını, icraatlarını tartışıyorlar... Daha doğrusu, başbakandan “ince
ayar” alıyorlar...
Bir milletvekili, “başbakanı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterelim” demiş.
Toplantıyı yöneten dışişleri bakanı bile şaşırmış, “vallahi hiç aklımıza
gelmemişti, bakalım, düşünelim” gibilerden bir yanıt vermiş.
Öneride bulunan milletvekili “görme engelliymiş”, bununla dalga geçiliyor.
Geçilecektir.
Siz de “yağcılık ve gayretkeşlik” deyip gülüp geçeceksiniz tabii, önce ben de
öyle yaptım.
Efendim? Hayır, sonra da başbakanın bu ödülü ne kadar hakettiğine karar
vermedim!
Fakat düşündüm: Bir Türk, nasıl başarır da Nobel Barış Ödülü’nü alır? Bunun için
ne yapması, ne yapmış olması gerekir?
Bir Türk romancısının Nobel Edebiyat Ödülü’nü almak için ne yapması gerektiğini
biliyoruz: Ülkesini kötüleyecek, ülkesini bir yabancı gözüyle, bir “oryantalist”
perspektifinden anlatacak, Türkçe’yi oya gibi işlemek şöyle dursun, dilini,
eserlerini tercüme edecek yabancı arkadaşının en rahat çalışacağı koşullara
ayarlayacak, yani okura değil çevirmene çalışacak, Arthur Koestler’in o muhteşem
tanımıyla... Böylece romanlarının yabancı dillerdeki çevirileri asıllarından
daha keyifli olacak, daha rahat okunacaklar, ki “gâvur anlasın”...
Fakat Türk politikacısı ne yapacak?
Öyle ya, bu kişinin bir politikacı olacağını varsayıyoruz. Bizde “rahibe” mahibe
yok ki yoksullara eğilsin, yetimlere çorba, öksüzlere sevgi dağıtsın, hastalara
baksın da ödülü kapsın, sonra da o parayla ilaç alsın, yatak sayısını arttırsın,
falan filan...
Ne yapacak, İsrail ile İslam dünyası arasında kalıcı bir barış mı hazırlayıp
taraflara sunacak, kulaklarından tutup imza attıracak?
Eh, Abdülhamid olsa, belki...
Peki ne yapacak, gidip de Kuzey ile Güney Kore’nin arasını mı bulacak, yoksa
Chavez ile Bush’u karşısına oturtup racon mu kesecek?
Önce, bu tür bir ödülü alacak kişinin “sorunlu” bir ülkeden olmaması şart. Kendi
evinde dirlik düzenlik sağlayamamış kişiye ödül mödül vermezler.
Hiçbir Türk’ü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri yapmayacakları gibi... Bu
göreve ya İsveç gibi “iki yüz yıldır tarafsız” bir ülkenin diplomatı seçilir
(Avrupa Birliği’ne girince o da bitti), ya da “ne kokar ne bulaşır” önemsiz
ülkelerden bir diplomat, Burma, Peru, Ghana falan.
Dolayısıyla, yirmi yıl kadar önce yağcıları merhum Turgut Özal’ı bu göreve aday
gösterdikleri zaman gülmekten tıkandığımı hatırlarım!
Evet, ne yapması gerekir bir Türk’ün, Nobel Barış Ödülü için? Madem çok önem
veriyorsunuz bu tür parası büyük ama kendisi çarçur taltiflere?
Çevrecilik mevrecilik, nanay... Bu çevreyle, adama gülerler... Fok balıklarını
korumak, kaplumbağa neslini kurtarmak, ısınmayı önlemek falan, yağmur ormanları,
kutup buzulları, şu bu... Bunları çok daha iyi yapanlar, en azından lafını
edenler var...
Kıbrıs’tan çekilecek, bu bir... Avrupalı olmadığımızı, olamayacağımızı edebiyle
açıklayıp bu sevdadan vazgeçtiğimizi bildirecek, bu iki... Sözde soykırımı kabul
edecek, özür dileyecek(!), bu üç... Binlerce Ermeni’ye, daha doğrusu onların
torunlarına trilyonlarca lira tazminat ödeyecek, bu dört... Bir Kürt Devleti’nin
kurulmasına onay verecek, bununla da kalmayacak, destek olacak(!), bu beş...
Hatta “miktar-ı kâfi” toprak da vererek katkıda bulunacak(!), bu da altı.
Varsa aramızda böyle bir babayiğit(!), yalnız barış ödülünü almakla kalmaz,
fiziği de alır, kimyayı da, tıbbı da! Belki Papa da taç giydirip Roma İmparatoru
yapar ha...
Bu “kriterler” elbette “bir tür Amerikan sinema Nobel’i” olan Oscar için de
geçerlidir: Ermeni ya da Kürt davasını kabul eden eli yüzü düzgün bir film yapın
da, bakın bakalım en iyi yabancı film heykelciği çantada keklik mi değil mi?
Öyle dondurmayla kaymakla falan ancak havanızı alırsınız. Turistik film ödülü
diye bir şey yok.
Akşam
27/11/2007