Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 107 Üye Adayı ve 8 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Güncel: Avni Özgürel: Osmanlı çözülmesi nasıl başladı?
Tarih: 22.11.2007 Saat: 01:04 Gönderen: karakutu
 

Özerk yönetim, Tanzimat'ın çözülmeye karşı öngördüğü tedbirdi. Girit'te uygulandı ama sonuçta ada kaybedildi. Berlin Konferansı'nda kabul edilen statüyle de Osmanlı Balkanlar'dan koptu



DTP'nin parti programına aldığı 'demokratik özerklik' talebiyle kastedilenin ne olduğu şimdilik meçhul. Ancak meçhul derken büsbütün belirsiz sanmak da herhalde saflık olur. Manayı somut hale getirmek belki tamlamada süs mevkiinde duran 'demokrasi' sözcüğü çıkarılarak sağlanabilir. O durumda istenenin özerklik olduğu anlaşılacaktır.

Ne basın ne de siyaset yeterince üzerinde durmadı bu durumun. Oysa Cumhuriyet tarihi süresince TBMM çatısı altındaki bir siyasi heyetin dillendirmekle kalmayıp parti programına alarak resmiyet kazandırdığı en radikal talepti bu.

Zaman ne gösterir bilemem... Bakarsınız bu talep kabul görür, gerçekleşir de... Son yıllarda yaşadıklarımıza bakarak kesinlikle olmaz dememek lazım; nice olmaz dediğimiz şeylerin olduğu ve ne gariptir ki ciddiye alınacak seviyede bir tepkinin görülmediği bir devrede yaşıyoruz!..

Osmanlı özerkliği

Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşlundan itibaren idari açıdan ayrıcalıklı yerel yönetim usulleri denendi. Geçmişte bir vesileyle yazmıştım, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Kürt beyleri bir tür 'özerk' statüye sahiptiler. Merkezin gözünde mevkileri kaymakamlıktı, ama idarede müstakil hareket eder, sorumluluk verdikleri kişilerden oluşan heyetler 'hükümet' diye anılır, 'bey' sıfatları hanedan gibi babadan oğula geçerdi. Tabii ki sözünü ettiğim 'bey'ler Osmanlı'nın kapıkullarıydı ve vergiden askerliğe İstanbul'un emri altındaydılar. Asırlarca devam eden bu düzen Tanzimat'la dağıtılıp 'vilayet' ve 'vali' anlayışı benimsenince isyanlar başladı.

Bunun dışında Balkanlar'da kullanılan voyvodalık sistemi de bir tür ' yerinden yönetim' anlayışının sonucuydu. Voyvodalık bölgesinde Osmanlı'nın merkezden tayin ettiği bir idari otorite vardı; ama onun yanında kent yerli halktan seçilen Voyvoda üzerinden yönetilirdi...

Aslında 1864'te çıkarılan Vilayet Nizamnamesi'ne kadar fazla sorun çıkmadı. Fransız idari sisteminin taksimat anlayışı benimsenip uygulamaya konulunca altüst oldu ortalık. Her vilayette şimdi ' İl Genel meclisi' dediğimiz yerel halkın seçtiği temsilcilerin görev yaptığı 'vilayet meclisleri' bu yasayla kuruldu.

Ancak unutulmaması gereken husus vilayetlerin başkentten tayin edilen valiler tarafından idare ediliyor olmasıdır.

Girit denemesi

Osmanlı Devleti'nin her dönemde ayrıcalıklı gördüğü 'hidiv' marifetiyle yönettiği Mısır ve 'han' idaresindeki Kırım hariç tutulursa kısmi nitelikte özerklik tanıdığı ilk yer Girit'tir denilebilir. İmparatorluğun bütün çabası 1822'lerden itibaren sürekli isyan ve bastırmaya sahne olan Girit'e Avrupa devletlerinin müdahil olmasını engellemek, sorunun imparatorluğun 'iç meselesi' olarak görülmesini temin etmekti. Zira Süveyş Kanalı dolayısıyla adanın stratejik önemi artıyordu. Ancak ne kadar arzu edilirse edilsin bu konuda başarılı olunamadı. Avrupa devletleri her vesileyle, özellikle Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanmasından sonra telkinlerini baskıya dönüştürerek Girit'i İstanbul'un kontrolü dışına çıkarmak istediler. Vilayet Nizamnamesi çıkarıldıktan sonra Ali Paşa'nın bulduğu özerklik son deneme oldu.

Sadrazam Âli Paşa 6 Ekim 1867'de Girit'e giderek hazırladığı ıslahat programını açıkladı. Buna göre, Vergiler önemli ölçüde azaltılacak, valinin yanında biri Müslüman, diğeri Hıristiyan olmak üzere iki danışman bulunacak, yerel ve genel meclisler kurulacak, bunların üyeleri Müslüman ve Hıristiyanlardan seçilecek, ada gerektiği kadar sancaklara ayrılacak ve bunların başına getirilecek kişilerin yarısı Müslüman, yarısı Hıristiyan olacak, resmi yazışmalar Türkçe ve Rumca olmak üzere iki dilde yapılabilecekti. Sonuç malum, Girit 1908'de Yunanistan'a iltihak etti. Osmanlı'nın itirazı, hukuki süreci uzattı biraz ama fiili durum 1912'de resmen tescil edildi.

Son deneme Balkanlar

Yol açılmış, yöntem belli olmuştu artık. Zayıflayan ve dağılması kaçınılmaz görünen Osmanlı İmparatorluğu 'kontrolsüz çözülmesi'nin doğuracağı endişelerden dolayı ayakta duruyor gibiydi. Kırım Harbi bu açıdan Avrupalı devletler nezdinde alarm işareti işlevi görmüş, Rusya'nın hızlı hareket edip hâkimiyet alanını genişletmesinden tedirgin olan İngiltere, Osmanlı Devleti'nin yardımına koşmuştu. Gerek müdahale gerekse yardım için gelenlerin kendince haklı ve makul sebebi vardı. Balkan Savaşı'nda Avrupa'nın yaklaşımı cepheye katılma seviyesine tırmanmadı ama üzerinde mutabakat sağlanan Osmanlı'nın Balkan coğrafyasından uzaklaştırılması planı 1878'de Berlin'de hayata geçirildi. 1878 Martı'nda imzalanan Ayastefanos Anlaşması'yla Rusya'nın hâkimiyet alanını İstanbul'un yakınlarına kadar taşımasından ürken Avrupa, dört ay sonra toplanan Berlin Konferansı'yla hem Moskova'yı tatmin etme hem de gelecekte kendi siyasi hedeflerine uygun bir tablo yaratma çabasına girdi.

Berlin'de alınan kararların ilkiyle Makedonya Ruslardan geri alınıp Osmanlı Devleti'ne bırakılıyordu ama Girit benzeri bir idari yapıya kavuşturulmak kaydıyla. İkinci olarak 'Elvişye-i Selase' adı altında toplanan Elazığ, Kars ve Batum savaş tazminatı olarak Rusya'ya veriliyordu... Bilindiği gibi bu üç vilayet 1. Dünya Savaşı içinde Rusya'nın imzaladığı Brest-Litovsk Anlaşması'yla halkoylaması yapılması şartıyla Türkiye'ye iade edildi ama Mondros Mütarekesi aynı vilayetlerin Ermenistan'a terkini öngörüyordu.

Berlin'de son düzenleme Bulgaristan için yapılmıştı. Anlaşmayla Bulgaristan kuzeyde bir prenslik ve güneyde Rumeli-i Şarki adıyla özerk vilayet haline getiriliyordu. Aslında bu Bulgaristan'ın kuruluşu demekti.

Rumeli-i Şarki vilayetine gelince Filibe, Pazarcık, Zağra, Hasköy, İslimye ve Bergos sancaklarına tabi 28 kaza ve bunlara bağlı yaklaşık 1300 köyden teşkil edilmişti. Şarki Rumeli Nizamnamesi, Osmanlı Devleti, Almanya, Avusturya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya tarafından 26 Nisan 1879'da
imzalandı. Ve Aleko (Bogorodi) Paşa vali tayin edilerek vilayet 17 Mayıs 1879'da resmen kuruldu. Ancak daha sonra Aleko Paşa'nın Rus kumandanıyla işbirliği yapması sonucu bölge Bulgar nüfuzuna girmeye başladı. Aleko Paşa görev süresini doldurup ayrılınca Vilayet Müsteşarı Gavril Efendi (Gabriel Krestowitch) vezir rütbesiyle vali tayin edildiyse de bir süre sonra milislerin desteğine güvenen Bulgar Liberal Partisi'nin Eylül 1885'te yaptığı hükümet darbesiyle Gavril Paşa tutuklanıp bir köyde hapsedildi. Aynı gün Şarki Rumeli vilayetinin Bulgaristan ile birleştiği ilan edildi. Bulgar ordusu Osmanlı Devleti'nin müdahalesi ihtimalini göz önüne alarak hududa yığına yapmıştı fakat buna gerek kalmadı. İstanbul'da devam eden tartışmalarda Bulgar milliyetçilerinin hareketini savaş sebebi olarak görme eğiliminde olanlarla 'Bu işi diplomatik kanallardan çözmeye çalışalım' diyenler çekişiyordu. Sonunda savaşı gereksiz görenlerin fikri ağırlık kazandı ve imparatorluk beş asır elinde tuttuğu topraklardan çekildi.

Sonuç olarak söylenebilecek olan şudur sanırım. Tarih özerklik talebinin talep edenler açısından nihai hedef olmadığını, bunun bağımsızlık ya da genelde bir başka siyasi yapıyla birleşme isteğinin ilk adımı olduğunu gösteriyor. Sadece Türkiye'de değil başka ülkelerin bünyesinde de durum farklı değil. Geçmişte Rusya, İngiltere, İspanya ve Fransa hâkimiyetleri altındaki sömürge coğrafyasında değil kendi topraklarda benzer tabloları yaşadılar.

Çekilemeyen Atatürk filmi!..

Yıllardır Cumhuriyet'in kurucusunun hayatından bir kesiti konu alan film yapılacak diye konuşur dururuz. Bildiğiniz gibi olmadı, olacak gibi görünmüyor üstelik. İş Bankası'nın hazırlattığı reklam filmi bu arzuyu bir kere daha diriltti ama beklendiği üzere sonuç yok.

Benim bildiğim bir hikâye ve ondan hareketle senaryo üzerinden konuşulur film. Biz Atatürk'ü kim canlandıracak noktasından başlıyoruz. Yani sondan... Geçmişte yanda fotoğrafını verdiğim Yul Brynner dahil kimi yabancı oyuncular Türkiye'ye davet edildi, Anıtkabir ziyaretleri yaptırıldı vs. Geçenlerde bir konser vesilesiyle İstanbul'a gelen Kevin Costner de aynı yönde ilgiye muhatap oldu. Bizzat Başbakan, Atatürk filminde rol alıp alamayacağını sordu oyuncuya... Ne desin, 'Neden olmasın' dedi.
Oysa hepimiz biliyoruz ki daha uzun yıllar el atılamaz bu konuya. Milli Mücadele'yi anlatan, o dönemde geçen olaylara değinen filmler yapılabilir, onlarda birkaç sahnede birileri Atatürk'ü canlandırabilir de, ama anladığımız manada bir Atatürk filmi olmaz hiçbiri.

Ne zaman gerçekleşir bu derseniz, liderle liderin heykeli arasındaki farkı anladığımız zamana kadar beklememiz gerekecek derim...


Radikal
18/11/2007


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Tarih Üzerine
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Tarih Üzerine:
Sarkozy'nin beğenmediği Kapadokya


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Sarkozy'nin beğenmediği Kapadokya

"Avni Özgürel: Osmanlı çözülmesi nasıl başladı?" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke