-Çekirge bak, DTP için kapatma davası açılmış; sen bunu önceden tahmin
etmiştin, bravo...
-Tebrike değecek bir durum yok hocam; o kadarını ilkokul çocukları bile tahmin
edebilirdi. Bu kadar çıkıntılı lâflar sarf edildikten sonra böyle bir davanın
açılmaması sürpriz olurdu zaten...
-Ne yani, ben ilkokul çocuklarından daha saf mı oluyorum böylece?
-Hâşâ hocam, sizin durumunuz biraz kadim Yunan hükemâsından Miletli Tales'in
durumuna benziyor; Tales bir gün yıldızları seyrederken kuyuya düşünce
etrafındakiler alaya almışlar. Kuyuya düşmek endişesiyle birileri yıldızları
gözlemekten vazgeçseydi, ne olurdu hâlimiz?
-Oğlum sen artık her lâfa kılıf bulmakta iyice ustalaştın. Neyse... Ne olacak
şimdi, ne olmak ihtimâli var?
-En azından bazı DTP'lilerin şimdi derin bir oh çektiklerini görür gibiyim;
çünkü anayasal düzlemde meşru siyaset yürütmek için DTP'nin yürüyecek yolu
kalmamıştı.
-Niçin ama; seçimlere büyük bir heyecanla katıldıklarını hatırlıyorum...
-Öyle fakat, DTP kendini diğer siyasi partiler gibi görmedi; tabir yerindeyse
kendini dağdaki silahlılarla devlet arasında ateşkes, yani mütareke anlaşması
yapmak için bir arabulucu heyet gibi algıladı. Böyle bir rolü sistem kabul
edemezdi.
-Peki bu kadarcığını bilmiyorlar mıydı yani?
-Elbette biliyorlar ve hesaplıyorlardı; bu rol reddedilirse, "ne yapalım, işte
gördünüz, biz barıştan yana elimizden geleni yaptık, hatta askerleri gittik
teslim aldık. Buna mukabil devlet bizi hazmedemedi" diyeceklerdi ve öyle
diyorlar zaten. Yani bir nevi "kazan-kazan" durumu...
-Yani bu terör böyle sürüp gidecek?..
-Hayır gitmeyecek; böyle terör örgütleri, kullanışlı oldukları, işe yaradıkları
sürece ayakta tutulur, sonra tasfiye edilirler. Eğer Türkiye, bölgede işgalci
durumunda bulunan ABD'nin biçtiği role itaat ederse, terör bir haftada silinir
gider.
-Ne demek şimdi bu, kafam karıştı Çekirge?
-Aslında basit hocam; Türkiye, her şeye rağmen ABD'nin bölgeyle ilgili
politikalarına itaat etmiyor, kesin olarak karşı da çıkamıyor. İlişkilerimiz
şekerrenk seviyede. "Baba bir hırsız tuttum / al getir oğlum / bırakmıyor ki
baba!" durumu yani...
-Yine anlamadım?..
-Daha basiti şöyle anlatılabilir hocam: Türkiye, kurulduğundan beri egemen
devlet statüsünü koruyor, buna alışkın; şimdi bu durum kararsızlaştı. ABD,
Türkiye'yi kontrol etmek için muhtelif hamleler yapıyor ve Türkiye'nin
Ortadoğu'daki eski rolünü iptal etmek istiyor. Bizimkilerin kafası karışık: ABD
ile arayı bozmak istemiyorlar fakat ABD'nin yörüngesinde durmaya da gönülleri
razı gelmiyor. ABD ise kararsızlığımızı gidermek için, kahvede sohbet eden
insanların bile anlayabileceği dilden Türkiye'ye mesaj yolluyor.
-Bu Dağlıca hadisesi, çuval meselesi filan?..
-Ben söylemedim, siz telâffuz ettiniz; bu hadiselerin başka izahı da yok
zaten...
-Yani bizim dağdaki üç buçuk eşkıya diye bildiğimiz şeyler aslında uluslararası
diplomasinin bir vasıtası oluyor bu durumda?
-Aynen öyle: Türkiye bu meseleyi sadece Türkiye vatandaşı Kürtlerin ekonomik ve
kültürel hakları çerçevesinde görürken hata ediyor; terörü açıktan veya zımnen
destekleyen gruplar ise bu durumu "bir halkın bağımsızlık ve onur mücadelesi"
olarak görürken yanlışlığa düşüyorlar...
-Hmm, bunu bir düşüneyim bakayım; ilginç şeyler bunlar...
Zaman
17/11/2007