Kanayan kalbimi tutarak bağırıyorum. Açılmıyor bir kapı, bir pencere. Bir
perde bile aralanmıyor tenhada. Yoklar. Hiç kimse yok. Ve hayat başka bir yerde
değil. Zihninin labirentlerinde koşarak çıldır; ara, ara, ara ve çıldır. Yok
kimse. Sana konuşmayı öğretenler öldüler oğlum; ilk kez bir silaha uzanan elin,
rüzgara savurduğun saçların ve üzerine titreyen anne şefkati öldü.
Her birimiz ayrı bir yetimiyiz hayatın ve bir çırpıda öldürebiliriz ötekini. Hiç
konuşmadan, yüzüne bile bakmadan, adını dahi bilmeden öldürebiliriz kardeşimizi.
Biz yetimiz çünkü. Yetimlerin 'ana'yasası cılızdır, yetimlerin 'ana'yasası
ürkektir ve yorgundur yetimlerin aşkı.
Kanayan kalbimi tutarak bağırıyorum. Bu kan benim değil, bu kan benim değil.
Fakat yürüyenlerden bir teki bile bakmıyor geriye. Soru işaretlerinin ardısıra
gidiyor herkes. Ben cevapların zulmüyle ölüyorum burda. Ölüyorum bir cümle
serinlik girse hayatıma, bir satır şefkat girse. Birisi saçlarımı okşasa
yığılıyorum olduğum yere. İyilikler kırıyor beni ve "bunları senin iyiliğin için
söylüyorum" diyenler, ardından devasa bir faşizmi vuruyorlar kafama. Bizim
iyiliğimiz için konuşanlardır asıl düşman belki de. Fakat cılız bir soru işareti
bile eklenemiyor bu cümlenin ardına. Kimse durmak ve önde yürüyenin adımlarına
bakmak ihtiyacı duymuyor. Şüphe yok ve benden şüphelenmediğiniz için ölüyorum
asıl. Bu kadar iyi olmayın lütfen, bu kadar düşünmeyin beni ve bırakın sigara
içip tüketeyim ciğerlerimi, vurulayım alnımdan ve sokaklara düşeyim, bırakın.
Kanayan kalbimi tutarak bağırıyorum. Açılmıyor harfler, kitaplar, bilgiler. "C"
harfinden mesela bir baş uzanıp, "gir içeri, öğren bu modern dünyanın sırrını"
demiyor bize. Kovuyorlar sayıların arasından, coğrafya kitabından, tıp
biliminden, hukuk salatasından; kovuyorlar bizi her sabah, her akşam. Oysa
içerde birşey yok. O kitapların için boş, o rakamlar gereksiz şişman, o harfler
soğuk ve üşüyoruz öğrendikçe ve üşüyoruz kovuldukça ve üşüyoruz yüzlerine
baksak, kapılarına gitsek. "Kapılar bize gelsin artık" diyorum ve bağırıyorum
kanayan kalbimi tutarak. Bir soru işaretinin ardısıra yürüyenler, cevabın
menzilinde konaklamıyor azıcık. Duraksamıyor azıcık ateşler içinde koşan çocuk.
Çağıramam geriye gidenleri, büyük adımlarla yürüyenleri.
Fakat bilseler ki, o büyük adımlarla durup, hızla vursalar ayaklarını yere,
taşların altında ne kadar solucan varsa dökülecek ortaya. Dökülecek ortaya beyaz
böcekler. Ve büyük bir keyifle ezeceğiz onları. Çocukların sinekleri evire
çevire öldürmesi gibi birşey olacak bizim kurtuluşumuz. Böyle bir cevap
patlatıyor kafamı. Zihnimde taşıdığım bombanın ağırlığıyla ölüyorum. Duymayın
sesimi.