Bütün lanetlileri dünyanın birbirine benzer. Ya hızlı hızlı, ya da yaylanarak
yürür bizim adamlar. Bir de şehrin en işlek caddesine çıktıkları günler vardır
ki, sorma gitsin. İşte o zaman yavaş, elleri ceplerinde, gözleri fitili çekilmiş
bomba, sırtları evde bırakılmış bir yükün yorgunudur.
Evde bırakılmış ve cadde keyfi bitince gidip tekrar sırtlanılacak bir yükün
yorgunudur bizim çocuklar. Aşklarımız da yorgundur bu yüzden. Soframızdaki
ekmek, cebimizdeki sigara kırıntıları da yorgundur. Dinlediğimiz şarkılar,
sevdiğimiz renkler, odalarımızın duvarlarındaki artizler, uğruna verem olduğumuz
kavgalar da yorgundur; ama delikanlı adama yakışır yorgunluk. Ağır bir mana
verir surata. Aynaya bakınca afilli durur. Tarihin karşısında tanıdıktır.
Caddelerde kesif ve kesintisiz bir hakimiyet kurar. Şiddet yorgundur ve
yorgunluk şiddeti körükler. Adalet yorulunca adilleşir ve adil olan yorgundur.
(Yoruldum artık)
Bir ağacın bütün çilesi meyveye geçer. Bizim çilemiz şeffaftır. Daha doğrusu
parmakla sayılmaz ve ortaya vurulmaz acı. Bu yüzden haksızlığa uğrar ve bizi
dövenleri taa içimizdeki bir mezara gömeriz. İsmi yoktur zalimlerin aslında.
Onlara tek tek isimler verir, itinayla silip tozlarını, sonra usulca yere
bırakırız. Darmadağın olurlar ölürken ve ölüm onlar için en büyük haksızlıktır.
Ve fakat hak yorgundur. O kadar yorgundur ki, sadece bir vazo gibi kaldırıp
haksızlığı usulca yere bırakır. Tuhaf, mide bulandıran, diş gıcırdatan bir sesle
parçalanır zulüm vazoları. Kökensizdirler ve dünya üzerindeki hiç bir toprak
böyle bir vazoya dönüşmek istemediği için, her biri plastik, her bir soğuk ve
her biri zulmü kendinden menkul acuzelerdir. Küçük bir fiskeyle göçerler. Fakat
fiske yorgundur. Fiske, şehrin en işlek caddesinde hafta sonu turu atmaya
gitmiştir ve şu an kolejli kızları korkutmakla meşguldür. (Çok yorgunum)
Tespihin bir parmaktan diğerine geçişi gibi, bir kalpten diğerine geçiyor
hayatımız. Kendimize benziyenlerin önünde şık, kameraların önünde şaşkın, suç
işlerken yakalanmış gibi boş duran hayatlarımız bizim; yüklerimiz yani, evde
bıraktığımız ve birazdan gidip tekrar sırtlanacağımız dünya çilesi. Bir an
unutalım onu ve şehrin en işlek caddesinde terör turu atmaya çıkalım hadi.
Yararak yürüyelim caddeyi ve çarparak vazolara. Kaçışsınlar bizden. Dalıp
mekanlarına, kola söyleyelim kendimize. Rahatsız olsunlar. "Defol git" der gibi
baksınlar suratımıza. Umursamayalım, çünkü yorgunlar umursamaz. Yorgunlar,
sadece yorgunluk denilen devasa bilginin farkındadır ve yorgunluğun üniversitesi
büyük dehalar yetiştirir. Farkına varılmaya dehalar. Ve gün gelir o deha, küçük
bir fiske indirir hayata. Herşey allak bullak, darmadağın. (Yorgunum, dokunmayın
bana)