Çok bağırdık ve asılarak gemilerin küreğine, yeni ve bilinmedik ve esrarengiz
topraklara doğru yola çıktık. Esrarengiz birşeydi kullandığımız dil ve sadece
biz, yani gemileri yakanlar bilirdi rüzgarda kararmayı ve eti kemikten ayıran
bir rüzgarın altında yemin ettik.
Yemin ettik ve yaktığımız gemilerin ateşi gözlerimize vururken, çılgınca
dansettik yeni ülkede. Çılgınca savaştık ve çılgınca öldük. Geride kalanlara
yoldaş dedik ve onlar, ateşin üzerinde salınan hayallere bakarak, o hayallerle
ısınarak ve yine aynı hayallerle üşüyerek ve hep yeni baştan, yeni baştan
yanarak ayrı bir kavim oldular.
Ayrı bir kavim oldular Bronx'ta, Keşmir'de, Moskova Metrosu'nda, Zagrep
Radyosu'nda, Paris'in arka sokaklarında ve Prag'da ve Konya'da ve her yerde, ama
heryerde. Zincirlerini ateşe tuttular ve fıçıların içinde yaktıkları şey, kendi
kalplerinden akan tuhaf bir sıvıydı. Okşayarak kalplerini, adını bilmedikleri
birilerini öldürmeye gittiler, adını bilmedikleri ülkelere. Adını bilmedikleri
ülkelere başka isimler verdiler, esrarengiz bir dilin esrarengiz harfleriyle.
Böyle bir hayale tutkunum ben. Biz. "Aşk" deyince birden, yazının bir yerinde
"kalp" deyince, duruyor ve Endülüs önlerinde yakılan gemileri düşünüyorum. Ve o
gemilerden artakalan küçük bir tahta yanmaya devam ediyor aklımda. Bir yelken
parçası, bir kürek artığıyım ben. Yani biz, hepimiz, büyük bir yangından geride
kalanlar ve çılgınca bir cengin ölümsüzleri olarak, kuşkonmaz, altın para, söğüş
et, taze kuzu, beyaz ekmek ve kevser almaya geldik şehre.
Yağmalamaya geldik. Yerlere kadar uzanan ipek perdeleri tutuşturmaya ve o
perdelere sinmiş olan gözyaşlarını dinlemeye geldik. Ve her damla yaşın hesabı
elbet sorulacaktır. Elbet, gemileri yeni baştan yakacak yağız delikanlılar
yetişecektir yeryüzünde. Ve yeryüzünün her hangi bir yerinden koşmaya başlayan
öfke, kara öfke, sarı öfke, güneyli öfke, doğulu öfke, inançlı öfke, dünyanın en
büyük hızıyla varacaktır hedefe ve alnının ortasından vuracaktır zulmü. Alnının
ortasından hem de.
Bütün bunları bilen bir adam, Endülüs önündeki çılgın ateşi gören bir adam,
hatırlayan ve asla unutmayan bir adam, yaslanarak arkasına, sakin sakin ıslık
çalıyor. Ve biraz uzaktan, biraz yakından başka ıslıklar katılıyor şenliğe.
Dünya koskocaman bir ıslık oluyor artık, bir ıslık topu. Arkasına yaslanarak
ıslık çalan adam, vaktin geldiğini düşünüyor usulca. Bir düşünce, kırmızı bir
düşünce, elden ele ve yürekten yüreğe geçerek, dünyanın uçlarına doğru
ilerliyor.
Her yerde kırmızı elmalar bekliyor bizi. Kahkahalar atarak ısıracağımız kırmızı
elmalar. Adam o elmaları gösteriyor ıslığıyla ve diğer ıslıklar doğruluyor onu.
Ateşler yanıyor dünyanın ortasında. Dünyanın ortasında toplanıyor sesler. Küçük
mırıltılar dev naralara dönüşüyor. Bir kavim, dünyanın en geniş kavmi kendi
öfkesinde toplanıyor. Öfke şeffaftır artık. Öfke hazır. Öfke, bir yumruğun bütün
kıvrımlarında dolaşarak masaya doğru iniyor. Masa sallandı. Ayağa kalkın. Masa
kırıldı kırılacak. Hadi bir yumruk daha.