Kuzey Irak'ı işgalle tehdit eden Türkiye, PKK hakkında merkezi Irak hükümeti
değil Kuzey Irak bölgesel yönetimiyle görüşmeliydi. PKK, Türkiye'yi Ortadoğu
karmaşasına çekmeye çalışıyor ve görünüşe göre de başarılı olacak. Böyle bir
durumdan en çok zarar görecek olan taraf da ABD
Türkiye'yle 'yeni Irak' hükümeti heyeti arasındaki görüşmelerin sonuçsuz
kalması, devrik Irak hükümetiyle Kuveyt'in, Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i
işgalinden sadece iki gün önce Taif kentindeki görüşmesini hatırlattı. Bu
görüşmeler başarısız olmuştu çünkü Şeyh Saad Abdullah'ın temsil ettiği Kuveyt
tarafı Saddam'ın, Irak'ın mali olarak desteklenmesi, Rumeyla petrol yatağından
Irak petrolünün çekilmesinin durdurulması ve dünya pazarlarını petrole boğarak
petrol fiyatlarının düşmesine yol açılmaması gibi taleplerini kabul etmemişti.
Kuveytliler bu talepleri imkânsız bulmuş, Şeyh Saad Abdullah 'Kuveyt
kışkırtmalara boyun eğmeyecek' diyerek meşhur açıklamasını yapmış ve sonraki
günün sabahında, ülkesinin başkentinin göbeğinde Irak tanklarıyla karşılaşmıştı.
PKK Kaide gibi davranıyor
Türk hükümeti Irak heyetiyle yoğun görüşmelerden bir gün sonra, PKK unsurlarının
teslim edilmesi ve Kuzey Irak'taki üslerinin ortadan kaldırılması talepleri
karşısında Irak'ın önerilerinin tatmin edici bulmadığını belirtti. Zira bu
önerilerin hayata geçirilmesi uzun süre gerektiriyordu ve Türkiye bekleyemezdi.
Görüşmelerin başarısız geçmesi zaten bekleniyordu. Çünkü Türkiye yanlış tarafla
görüşüyordu. Zira Irak heyetinin temsil ettiği merkezi hükümet, kuzeyde tek bir
askeri bile harekete geçiremez ve dolayısıyla sınırı kontrol edemez. Bu
hükümetin bayrağı bile Irak'ın Kürt bölgelerinin tümünde dalgalanmıyor.
PKK Türk ordusuna yönelik eylemleriyle bölgedeki dengeleri altüst etti ve ABD
Başkanı Bush açısından yeni bir baş ağrısı yarattı. PKK eylemleri, Bush
yönetimini epey zor bir tercihle karşı karşıya getirdi. ABD, 'büyük' stratejik
müttefik Türkiye'yle, Irak savaşının ve işgalinin kolaylaşmasında temel rolü
oynayan 'küçük' stratejik müttefik Kuzey Irak arasında bir seçim yapmak zorunda.
ABD Türkiye'nin Kuzey Irak'ı işgalinden en fazla zarar gören taraf olur. Zira
böyle bir işgale karşı koyarsa Türkiye'yi kaybeder, karşı koymazsa da Kürtleri.
Türk hükümetini 'kendini tutmaya' teşvik etme girişimleriyse meyve vermeyebilir.
Kürtler Washington'ı Irak'ta kanlı bir savaşa soktu. ABD onları, hiçbir kazanıma
işaret etmeksizin kullandı. Şimdiyse Kürtler ABD'yi bölgedeki en güçlü
müttefikine karşı bir başka savaşa sokmak üzere. Üstelik Kürtler, ABD'nin gerek
Türk işgaline karşı koyarak, gerekse de savaşın tek başarısından, yani
felaketzede ülkenin kuzeyinde istikrarlı ve yarı-bağımsız bir devlet
kurulmasından vazgeçerek atacağı adımların
sonuçlarına katlanmaya hazır değil.
PKK liderlerinin, Kaide'nin ABD'yi planlı veya plansız bir biçimde bölgedeki
çekişmelere daha fazla sokma teorisini uygulaması ironik. PKK eylemlerinin
sonuçları bu hedefe hizmet ediyor.
Kaide, 11 Eylül 'saldırılarını' ABD'yi Arap ve İslam topraklarındaki savaşlara
çekmek amacıyla gerçekleştirdi. PKK da Türkiye'ye saldırılarını Kuzey Irak'ta
ABD'nin koruduğu bölgelerden düzenleyerek aynı şeyi yapıyor. Bu durum,
Türkiye'nin bu bölgeleri işgal etmesine ve tarihin en büyük gücü ABD'yle
çatışmasına yol açacak. Görünen o ki bu hedef gerçekleşmek üzere ancak Irak'taki
Kürtler açısından vahim sonuçlara yol açabilir.
Birçok konuda ayrı düşen Türk halkı tek bir konuda birleşiyor:
Kuzey Irak'ta Kürt modelinin reddedilmesi. Çünkü bu model kendileri için yapısal
bir tehlike oluşturuyor; Suriye, İran ve Türkiye'deki toprakları kapsayan 'büyük
Kürt devleti'ni tesis ediyor.
Saddam'ın Irak'ından farklı
Kürtler bağımsız devlet yönündeki tarihi hayallerini gerçekleştirecek basiretli
liderlerden yoksun. Mevcut liderlerin aptallığının en belirgin kanıtı, Kürtleri
yaşadıkları bölgelerde gerçek dostlardan mahrum bırakan politikalarının felaket
sonuçları. Kürtleri Türk tehditlerinden kurtarmak veya yanlarında durmak için
Avrupalılar ve Amerikalılar dahil kimse harekete geçmiyor. Zira düşman, Irak'ın
gücünü artıracak ve ABD'nin bölgedeki hegemonyasını tehdit edebilecek türden
kitle imha silahları geliştirmek isteyen Saddam değil, NATO'nun ikinci büyük
ordusuna ve dünyanın 19. ekonomisine sahip olan Türkiye.
Kürtlerin yaşadığı bütün ülkelerde zor şartlarla mücadele ettiklerini, asgari
düzeyde ulusal, kültürel ve siyasi haklardan beslenmediklerini, tarihlerinin
kanlı katliamlarla, dost ve müttefiklerin terk etmeleriyle dolu olduğunu itiraf
etmek gerek. Fakat Kürtlerin güzel olanı koruyamadıklarını ifade edenler de var.
Zira Araplar onlara Irak'ta, özerk yönetim verdi ve ulusal kimliklerini tanıdı.
Bununla birlikte Araplara sırtlarını çevirdiler, onları düşman hanesine
koydular, Arapçayı İngilizce, Fransızca ve Almanca'dan sonra üçüncü hatta
dördüncü dil haline getirdiler. Sünni veya Şii Iraklı Arap, Irak Kürdistanı'na
girmek için vize alır oldu. Ayrıca, bölgeye girebilseler bile ancak bir Kürt'ün
kefil olmasıyla oturum izni alabiliyorlar.
Türk işgali yakın. Durdurulması mucizeye bağlı ancak her halükârda mucizeler
çağında değiliz. İşgalin gerçekleşmesi durumunda kesin olan tek şey, bölgedeki
tüm dengelerin altüst olacağı. İstikrara dair ne kaldıysa bozulma tehdidiyle
karşı karşıya. En fazla zararlı çıkacak da kesinlikle ABD olacaktır. ABD'nin
Arap ve Müslümanların ezici çoğunluğunun desteğini kaybetmesi sonrası çoğu
Türk'ün de nefret ettiği ülke haline gelmesi zaten yeterli.
ABDULBARİ ATWAN
Londra'da Arapça yayımlanan Kuds ül Arabi gazetesi, genel yayın yönetmeni, 27
Ekim 2007
Radikal
29/10/2007