İnsanları “hazır ol”a geçirmeye çalışan, ortalığa hâkim olan bir ses artık
“sözün bittiğini” söylüyor bize...
“Artık yapılacak bir şey yok”... “Kesin ve nihaî çözüm” diyor bu ses bize...
Hitler’in “nihaî çözüm”ünü hatırlatarak... Bizi komşumuza, kardeşimize düşman
olmaya hazırlıyor bu ses...
Bu sesi temsil edenlerden biri de Ertuğrul Özkök. “Hepimizin içinde bir celp”
başlıklı yazısında ABD’ye seslenirken, kafasının arkasındaki niyeti ve tezgahı
açığa çıkarıyor. Şöyle yazmış amiral gemisinin “derin” kaptanı:
“Bundan böyle El Kaide mağaralarında tek başlarına kalmak istemiyorlarsa,
dünyanın orasında burasında teröre karşı savaşta en kahraman silah arkadaşlarını
hálá yanlarında görmek istiyorlarsa, şimdi sıra onlarda.”
Evet, bütün keskin kahramanlık söyleminin arkasına sakladığı, genç insanlarımızı
Amerikalı dostlarının yanında El Kaideci kovalamaya çağırmakta hiçbir beis
görmeyen sesi, esas derdinin birinci düzeyini ifşa ediyor: “Bu memleketin
gencecik insanları hâlâ büyük patronun hizmetine gidebilirler. Göndeririz merak
etmeyin... Şimdilik gerekli puslu havayı oluşturmaya çalışıyoruz.”
Sonra derdinin ikinci düzeyi de aradan sırıtıyor: “Ey Türk halkı! Patronun bize
ihtiyacı var... Hadi bir el verin. Türkiye’de yaşayan insanlar ve onların
gencecik evlatları zerre kadar önemli değil. Oraya girersek başımıza bin türlü
bela gelecekmiş; dert değil. PKK sadece bir vesile zaten. Onlar bize ihtiyacımız
olan bir gerekçeyi sağlıyor sadece... Ve bizim bu savaştan alacağımız neticeye
değil, bizzat savaşın kendisine ihtiyacımız var...”
Ve özenle yarattıkları, pişirdikleri bu havada şimdi bize sözün bittiği yerde
olduğumuzu göstermeye, bizi buna inandırmaya çalışıyorlar.
Ama sokaklarda acılardan devşirilen nefretin sesi, bu sese ekledikleri barut
kokan kendi sesleri ve borazanları ne kadar güçlü görünürse görünsün,
örneklerini şimdiye kadar çok gördüğümüz çok ucuz bir plan bu; neresinden
tutarsanız tutun, elinizde kalıyor; her şeyiyle çok sırıtıyor...
Bu o kadar acınası bir taktik ki... Bu yüzden “söz bitemez”... Sözün bittiği
yerde değiliz. Sözün başladığı yerdeyiz. Çünkü daha konuşacak çok şeyimiz var...
Genç Siviller’e bırakıyorum buradan sonrasını... Onlar bu sözü çok daha iyi
seslendiriyorlar...
SESSİZLİKTEN BİR SES
Vıdı vıdı vıdı vıdı..
Bunca sözü nereden buluyorsunuz?
ne kadar çok şey istiyorsunuz
ne kadar çok şey biliyorsunuz
mezar taşlarından, kitabelerden çok
Ayıp, ayıp!
Tanrı konuşmak için
sizin susmanızı bekliyor. (Cahit Koytak)
Sessizce yasımızı tutamadan, sessizce dualarımızı edemeden siyasi sloganlarınız,
intikam isteyen çığlıklarınız, düşmanlığı artıracak ölçüsüz tepkilerinizle yine
hamasetin, siyasetin dibine vurdunuz!
Yas tutmayı, vakur durmayı, itidali elden bırakmamayı, sağduyulu davranmayı yine
beceremediniz!
Size inanmıyoruz!
Onları gerçekten sevseydiniz, hamaset dolu cümleleriniz samimi olsaydı önce 19
yaşında gençlerin 3 aylık eğitimlerle çatışmalara gönderilmelerine isyan
ederdiniz
Onları gerçekten düşünseydiniz, onları hayatlarına gerçekten kıymet verseydiniz
bütçeden aslan payını alan silahlı kuvvetlerin bir ay içinde bu kadar büyük
kayıplar vermesini sorgular, bu kayıplar için üzerlerine vazife olmayan her
konuda açıklama yapan askeri yetkililerden acılı aileler adına hesap sorma
cesaretini gösterirdiniz!
Onlar umurunuzda olsaydı, sekiz askerin nasıl olupda kaçıralabildiğini, o
askerlerin akıbetleri hakkında yapılan çelişkili açıklamaları, siyasi konularda
geceyarısı açıklama yapan askeri yetkililerin saatlerce kamuoyundan bu gerçeği
saklamalarını eleştirilebilir, havanda su dövmek yerine sorumluları istifaya
çağırma basiretini gösterebilirdiniz!
Daha birkaç ay öncesine kadar göbeğini kaşıyan adamlar diyerek aşağılanan
insanların çocuklarına sahiden kıymet verseydiniz, gencecik ölümleri yaşlanmış
siyasetlerinize hayat vermek için kullanmaz, onları ölümleri üzerinden siyaseten
yaşadığınız yenilginin rövanşını alma peşine düşmezdiniz!
Onların gerçekten "öldü denilmemesi gereken şehitler" olduğuna inansaydınız,
Hrant Dink'i öldüren çapulcu katillerle birlikte adlarını anarak aziz
hatıralarını rahatsız etmezdiniz.
Onların annelerinin acılarını gerçekten yüreğinizde hissetseydiniz, sınır ötesi
operasyon, savaş naraları atarak başka annelerin acıları üzerinden bedeller
ödeme yeminleri etmezdiniz.
Gerçekten vatanınızı sevseydiniz, evinize bayrak asarak, sokaklarda taşkınlıklar
yaparak, ileri geri konuşarak toplumsal barışımızın köküne kibrit suyu
dökmezdiniz!
Gerçekten Türkiyenin menfaatlerini düşünseydiniz, Irak bataklığına bizi çekmeye
çalışanların apaçık tahriklerine gelmezdiniz!
Gerçekleri merak etseydiniz, sahiden Türkiye için en iyisini isteseydiniz sivil
anayasa tartışılırken, Mecliste barış rüzgarları eserken, sivil siyaset
güçlenirken şiddetin neden yeniden yükseldiği sorusuna sahici yanıtlar
arardınız!
Gerçekten barış ve çözüm isteseydiniz, iktidarlarını şiddetin ve çatışmaların
devam etmesi üzerine kuranların siyasetlerine alet olmazdınız.!
Üzerlerinde asker kostümleri olan gencecik siviller öldü yine. Daha hayata tam
başlayamadan.
Şimdi Susun! Yasımızı tutalım!
Genç Siviller
Gazetem.net
25/10/2007