Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama

Google


Online üyeler
Şu an sitemizde, 97 Üye Adayı ve 23 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos
 Reklam Edilen Ve Ötesi

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Makale: Semih Gümüş: Ulusal ve halkçı edebiyat kaygıları
Tarih: 22.10.2007 Saat: 01:02 Gönderen: karakutu
 

Türk romanının kimliğini kazanamamasının nedeni, romancılarımızın kendi toplumlarına uzak olup Batılı yazarların etkisinde kalmaları mı, yoğun bir geçiş döneminde yaşamaları mı yoksa kişisel yetersizlikleri mi?



Eleştirmenin talihsizliği zamanla ilişkisinin iyi olmamasıdır. Hem kendi döneminde yayımlanmış yapıtlarla ilgili eleştirilerin ardına takılıp hem de yaratıcı yapıtlara aşağıdan bakan bir tutuma gönül indirince, eleştirinin kendi zamanını geçip yarına kalması neredeyse olanaksızlaşıyor. Eleştiri geleneğimiz içinde yumruğunu masaya vurup ses getiren eleştirmenlerinin gelecekte okunmayacağını görmek can sıkıcı olabilir, ama Ahmet Hamdi Tanpınar gibi neden sonra değeri daha çok anlaşılmış bir yazar da var.

Ahmet Hamdi Tanpınar, tarihi ileriye giden bir süreklilik olarak gördüğü için, edebiyat incelemelerini gelecek kuşaklara zamanının bilgisini aktarmak için yazmış gibidir. Geleceği kendi çıkarları adına düşünerek yazan yazar tipine uymaz Tanpınar, ama zamanını öylesine derin ve çok katmanlı bir çözümleme içinde yorumlar ki, düşünen bir düzyazı kurmaya başlar ve bu düzeyde, yaşanan an ile sınırlı olmayan bir gelecek tasarımı da ortaya koyar.

Tanpınar'ın Edebiyat Üzerine Makaleler'de sorduğu, "Bir Türk romanı niçin yoktur?" sorusu nitelikli bir sorgulama içindir: Türk romanının kimliğini kazanamamasının nedeni, romancılarımızın kendi toplumlarına uzak olup Batılı yazarların etkisinde kalmaları mı, yoğun bir geçiş döneminde yaşamaları mı, yoksa kişisel yetersizlikleri mi?

Bu üçünün de edebiyatımızda güçlü bir roman geleneği oluşmasını tökezlettiği öne sürülebilir, ama bütün kaygılar ulusal ve gerçekçi bir edebiyat anlayışının egemen olması içinse, yukarıdaki etkiler altında bulunan yazarları terk edip yenilerini öne çıkarma düşüncesi ağır basmış, bunun için de Cumhuriyet'ten önce varolanlarla ilgilenmek yerine, kendini Anadolu gerçekliği içinde var eden yazarlara yönelmek daha akılcı gelmiştir.

Batı edebiyatıyla ilişiyi koparmak

Kusur da burada oluşmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar, "Rus kalma cereyanının en belli başlı mümessili" olarak tanımladığı Dostoyevski'nin romanlarının özündeki asıl sorunun ve hepimizi kavrayan kahramanlarının ortaya koyduğu büyük örneğin dışarıdan, Batı'dan geldiğini belirtiyordu. Demek bizim edebiyatımızın Cumhuriyet öncesiyle ilişkisini koparması Osmanlı ile ilişkiyi bıçakla kesmek anlamına gelmiyor, aslında Batı edebiyatından kopmak anlamına geliyordu.

Yakup Kadri'nin Balzac'tan Proust'a, Fransız romancılarından etkilendiğini biliyoruz, ama onun, başlangıç döneminin en önemli romancısı oluşunda da bu etkilerin payı belirleyiciydi. Bir edebiyatın doğal bağlarının koparılmasının yol açtığı eksilme tezlerini doğrulayan bir örnektir bu da. Üstelik az bulundukları için seçkin bir zümre sayılan okurların yayımlanan romanlara ilgi gösterdiği, her romanın iki üç bin satıldığı bir dönemden söz ediyoruz. Yayımlanan romanları okuyan iki üç bin kişinin bulunduğu dönem hiç kuşku yok ki içe dönüklüğü değil, dışa dönüklüğü gerektirir.

Çağdaş Türk romanında bireyin, tek başına yaşayan insanların gerçekliğini yazma düşüncesinin ikincil görüldüğü başlangıç döneminde, Kurtuluş Savaşı'nın ulusal gururunun, Cumhuriyet sonrasının görev ahlakının, anlatılması zorunlu bir gerçeklik olarak yazarların önüne çıkan Anadolu'nun, birbirinden ayrılmaz üç kaygı olarak bir arada bulunduğu yerde, toplumsal sorunları tek temel kaygı gören bir roman anlayışı kurulmaya başladı. Bu kaygı edebiyatımızın atardamarını genişletip güçlendirirken sonra gelen seksen yıllık tarihine suyu veren bir baraj kurup bütün anlayışları kendinde toplamaya başladı. Çağdaş Türk edebiyatının temel çizgileri böyle belirlenmeye başladı. O çizgilerin içine harcı dökenler de bu edebiyat anlayışının çimentosu oldu.

Bu çimento Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp'in bıraktığı Milli Edebiyat kalıtını düşünceden eyleme geçirdi. Böylece kendi sorunları, toplumsal yaşam biçimi, oluşum halindeki kültürü ve dili içinde gelişen edebiyatımız, ulusal özelliklerine sahip çıkmakta ne denli kararlı olmuşsa, kendini yenilemekte de o kadar tutucu bir refleks geliştirmiştir. Bu kendi için tutucu olma ve kendinden başkasına dayanamama yaklaşımı içe kapanmayı getirirken duvarların sağlam örülüp her koşulda sıkı donanımlı olunmasına da neden oldu.

Bugün yapılacak bir tartışmada, Cumhuriyet dönemi edebiyatının kanonunu oluşturan yazarların kimler olacağında anlaşmak zor olabilir; farklı kesimlerden, anlayışlardan, inanışlardan farklı yazarlar önerilebilir, ama anlayış, dil ve biçim olarak aynı yatağı seçmiş yazarlardır kanonu oluşturanlar; sözgelimi orada Kemal Tahir, Tarık Buğra ya da Necati Cumalı arasındaki edebiyat ortaklığı ayrılıklara her zaman baskın çıkar.

Tanpınar, 1943'te yazdığı 'Halk Destanlarından Milli Edebiyata' yazısında, "kendi unsurlarımızdan doğmamız lazım geliyordu" diyerek yaklaştığı yeni edebiyat arayışının çıkış noktalarından birini şöyle saptar: "Otuz seneden beri edebiyatımızda yanlış, doğru ortalama veya müfrit her kımıldanış az çok bu ana fikrin etrafında toplanır. Böylesi bir hareket muvaffak olduğu takdirde yarım asra yakın bir zamandır edebiyat davalarımızın temelini yapan 'kendimize dönüş' fikrini en sağlam surette tatmin edecek ve realiteye bakış tarzımızı verecek olan milli bir romantizmi doğuracaktı."

Tanpınar'ın öngörüsü

Birkaç dönem sonra bile bu düzeyde düşünülmemiş, tartışılmamış düşünceleri dile getiren Tanpınar, bu öngörüleriyle edebiyatımızın niteliğini yükselten yazarlardan olmuştur ki, belki en başta sayılması gerekendir de.* Sonunda onun açtığı bu tartışmanın önü altmış yıl önce kapatılıp bir daha adamakıllı açılmamışken, edebiyatımızın, ilk filizlerini nereden sürdüğünü ve o filizlerin kısa sürede sağlam bir gövdeye nasıl kavuştuğunu, gölgesine düşenlere hayat hakkı tanımayan bir ceviz ağacı gibi hem verimli, hem de kıskanç ve yalnızlığını paylaşma duygusu olmayan, seksen yıllık bir ömrü nasıl sürdüğünü şimdi tartışalım.

Ömer Seyfettin'deki milliyetçi duygulardan çıkıp gelmiş güçlü duygu, Milli Edebiyat düşüncesi ve Yeni Lisan akımıyla birlikte, ulusal romantizmin yaratım sürecine eklenmesini sağlayan ilk ciddi bağdır. Cevdet Kudret de Genç Kalemler dergisinin yayımlanmaya başladığı 1911 yılını, "Milli Edebiyat akımının olduğu kadar 20. yüzyıl Türk edebiyatının da başlangıç tarihi olarak kabul ediyoruz," diyordu. Bu başlangıçta halkçılık ya da Anadolu gerçekliği daha tam billurlaşmamıştı ve bu gerçeğin ancak Kurtuluş Savaşı ile aydınların zihinlerini kuşatacağı günlerden uzak bulunuluyordu.

Cevdet Kudret'in bu saptamasında halkçılık ile ulusalcı düşünceler arasında kurulan bağlantıdan, Ömer Seyfettin'in aynı bilinç içinde haberli olması beklenemezdi. Yeni Lisan akımının kurucu düşünceleri arasında yer alan halk şiirinin keşfi de halkçılığın değil, ulusal dil yükümlülüğünün ürünüdür. Sözcükleri her gördüğümüz yerde onlara bugün verdiğimiz anlamın seksen yıl önce de aynıyla verildiğini düşünmeden, soyutlama yapmaya çalışalım. Ziya Gökalp'in ilk kez düşünsel bir artalan vererek halkçılığı tanımlamaya çalıştığı yıllar 1910'ların sonudur. Ömer Seyfettin'in ulusal bilinç coşkusunu düşünsel düzeyde halkçılıkla tamamlayacak olan da Ziya Gökalp olmuştu ki, Milli Edebiyat akımı ondan sonra aynı zamanda halkçı bir akım olarak yeni bir düzey kazandı. Cumhuriyet'ten sonra CHP'nin 1931'de programına aldığı halkçılığın ilk filizleri 1910'ların sonunda yeni aydınların seçenek arayışları içinde beliriyordu. Gene de bunun düşünsel bir arayış ve özlem olarak kaldığı, somutlanması için Anadolu gerçekliğinin tanınmasının gerektiği daha sonra anlaşılacaktı. Dolayısıyla Ömer Seyfettin ulusalcı ama halkçı değil, Ziya Gökalp halkçı ama düzene bağlıydı.
Halkçılığın, Milli Edebiyat akımını tamamlayan, yeni edebiyatın gerçekçilik ölçütlerini belirleyen, temel, vazgeçilmez ve yüzyıllık gerçekçilik serüveninin ateşleyicisi olduğunu Cumhuriyet'ten sonraki ilk kuşağın öncü romancıları anlamışlardı. Öncekilerin öngörülerini bu ikinci kuşak yaşantıya dayanarak gerçekleştiriyordu ki, romanlarının büyük bir toplumsal etkiye sahip olmasının nedeni de buydu...
 


* "Tanpınar bir estet ya da düşünür değildir," diyen ve bu tezi üstüne "Bilmeyi Bilmek veya Limancı Ahmet Hamdi" adlı yazısında (Bilim ve Edebiyat) iskeleti olmayan bir Tanpınar değerlendirmesi kuran Yalçın Küçük, Tanpınar'ın eski ile yeni arasındaki siyasal ve kültürel duruşunu an içinde yakalayamamış, bugünün gözüyle onu değersizleştirmiştir ki, Edebiyat Üzerine Makaleler'deki düşünsel derinliği ve öngörüşlülüğü anlaması demek büsbütün olanaksızdı. "Tanpınar, tatlı bir tereddüt," sözünden Yalçın Küçük için aradığım nitemi buluyorum: "Yalçın Küçük, tatlı bir soyutlayamama çöküntüsü."




Radikal Kitap
19/10/2007


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Makale
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Makale:
Bir Fabl Olarak Fare ile Kedi Hikâyesinin Arkasındaki Mesaj


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 3
Toplam Oy: 2


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Öyle aman aman bir film değildir
Bir tuhaflık var
"Yeni bir sol parti" safsatası
Bir Fabl Olarak Fare ile Kedi Hikâyesinin Arkasındaki Mesaj
Bir erkeklik aleti olarak: Argo
Bir parodi olarak “iddianame”
Semih Gümüş: Okuma dersi olarak eleştiri
Dağ fareyi doğurmak üzere
Coca Cola Ve Fare
Depeche Mode: Enjoy The Silence
Solculuk bile yapılır
Beni acilen vuracaklarmış!
Kara Kedi
Aynı evin kedileri
Obez kediler
Büyükanıt: Örgütün arkasındakilere bakın
Keskin bir mesaj....
Hasan Cihat Örter'den mesaj var

"Semih Gümüş: Ulusal ve halkçı edebiyat kaygıları" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke