Yalnızca giyim kuşamın değil aynı zamanda davranış ve düşüncelerin de modası
vardır. Ne ki kolayca değiştirilebilir onun modası kısa sürer. Elbise modasının
altı ayda bir değişmesinin ve buna mukabil insan huylarının hiçbir modaya tâbi
olmayışının sırrı buradadır. Huylarımız değişmediği halde düşünce ve
davranışlarımızı modaya uydurabiliriz. Ne var ki şimdilerde düşünce ve davranış
modası bakımından büyük bir sıkıntı yaşanıyor.
Yirmi birinci yüzyıla yani Hıristiyan çağının üçüncü milenyumuna girilirken
düşünce ve davranış bakımından herhangi bir baskın moda eğiliminden bahsetmek
mümkün değil. Daha doğrusu, kafası olan herkesin kafasına göre “takılması” moda.
Kafasızlar da her kafalıdan birinin modasına uyacak. Zaman bu zaman.
Biz Türkler modasızlık çağına iki düşünce ve davranış modasını eskitmiş olarak
giriyoruz: Sosyalizm (1960-1980) ve İslâmiyet (1980-2000). Birbirini takip eden
yirmişer yıllık iki moda Türk toplumunu meşgul etti. Sosyalizm ve İslâmiyet gibi
tarihte kökleri ve temelleri yer kaplayan insan yaklaşımlarına “moda” vasfı
yakıştırmak uygun mudur? Elbette değildir. Ne sosyalizm, ne de İslâmiyet insan
için heva vü heves konusu olacak uğraşı alanları açmaktadır.
Bunlar insanın sınırlı bir zaman dilimi içinde toplum tarafından yadırganmayı
önlemek için üstüne iliştirip sonra onu başka düşünce ve davranışlarla ikame
edebildiği yaklaşımlar değildir. Sosyalizm ve İslâmiyet bünyelerinde moda haline
gelmeye müsait vasıflar barındırmaz. Fakat Türkler her şeyi, sosyalizmi ve
İslâmiyet’i bile moda şekline sokacak derecede ayran gönüllüdür. Türkler “âlemle
gelen düğün bayram” dedikleri için sadece modaya kapılmakta geç kalmaktan
korkarlar. Düşünce ve davranışlar bakımından Türkiye’de hep “heyelân” olur.
Türklerin sosyalizmi ve İslâmiyet’i moda durumunda kavradıklarını nereden
anlıyoruz? Gerek düşünce ve gerekse davranış itibariyle Türk toplumu katında
sosyalizme ve İslâmiyet’e dayanma noktası sağlayabilecek hiçbir büyük isim
çıkarmayışlarından. Türkiye’de 1960-1980 yılları arasında sosyalist iddialarla
öne fırlayanlar aralarından bir Plehanov, bir Gramsci çıkarmak şöyle dursun
sosyalizmi birinci elden öğrenme gayreti bile göstermediler.
Öyle ki okuduklarına, yaptıklarına bakıldığı zaman sanki onlara bi modaya uyma
başarısından fazlası gerekmiyordu. Karşısında olmaları gerekenlerin maşası
olduklarını ya bilmek istemediler veya bilmeyecek kadar zavallıydılar.
İslâmiyet’i moda durumunda kavrayanların vaziyeti sosyalistlerinkinden daha
içler acısıydı. Çünkü bunların zihin kapasiteleri nedense bir namaz hocası
risalesini aşabilecek seviyeye yükselmemişti.
Onları aralarından hangisi olursa, bir İbn Rüşt, bir Gazzali çıkarmadıkları
suçlamasına muhatap kılmak saçma olur. Sadece İslâmiyet’in kökleri ve temelleri
konusunda düşünmeye ve bilgilenmeye açık bulunmaları yeterdi. Oysa aşkınlığa
varan her zihin faaliyeti onlarda namaz hocası zihniyetini kaybetme korkusu
uyandırdı. Moda olarak İslâmiyet’in yandaşları namaz hocasındaki içkinliğe de
talip değildi. Eğer olsalardı namaz hocası bilgilerine sadakat gösterir ve
baskın hayat tarzı yerine namaz hocasıyla uyumlu bir yaşama biçimi elde etmeye
dönük bir ömür sürerlerdi.
Millî Gazete / 15.1.2001
www.ismetozel.org her dem güncel...