17 yaşındayken babası tarafından evlendirildiği Faik Bey, roman okumasına
karşı çıkar, hatta kitaplarını büyük bir zevkle yırtar. Ne var ki Fatma Aliye,
suskun bir direnişle yazmayı da okumayı da sürdürür
"Acıları gizleyecek bir ıssızlık her zaman bulunurdu. Fatma Aliye'nin tek
ıssızlığı o cam vitrindi. Tek sözünü etmediği, ancak yaşadığı..."
Murathan Mungan'ın Son İstanbul'daki unutulmaz kadın kahramanı Fatma Aliye'nin
duygusal ve ruhsal sıkışmışlığı, bir erkek egemenliğine doğan, hayatı, edebiyatı
erkekler tarafından biçimlendirilen 'gerçek' Fatma Aliye'nin gri arafını, ıssız
suskunluğunu anlatmak, anlamak için başvurulacak nadide bir betimleme olsa
gerek. İslam dünyasında roman yazan, ilk çevirisinde (Georges Ohnet'nin Volonté
adlı romanı) adını saklayan ama 'bir kadın' olduğunu 'ifşa eden' Fatma Aliye,
erkeklerin kendisini yerleştirdiği bir sırça fanusun içinden konuştu, yazdı,
kırmamaya, kırılmamaya çalışarak. Biri güçlü ve sert, diğeri kısık ve tedirgin
iki sesi vardı. Geleneksel ölçütlere bağlı olmak kaydıyla savunabildi kadın
özgürlüğünü, eril filtreden geçerek meşruiyet kazanan bir tonlamayla...
Makaleleri arzularına geçişte bir araçtı, ancak kurmaca, acılarını gizlediği,
idealize edilmiş kimliğinden sıyrılabildiği tek alandı.
Roman yazan ilk Osmanlı kadını olarak tarihin bir öznesiydi ama ağabeyinin,
babasının, kocasının ve hocasının biçimlendirdiği, onayladığı, onların arzusuyla
yüklenmiş bir nesneydi de aynı zamanda... Kurucu öznenin hayatındaki erkekler ve
eril hiyerarşi olduğu bir düzlemde Aliye'ye yazma isteği aşılayan Ahmet
Mithat'tı belki ama romanlarında görülen arzuyu dölleyen ve kışkırtan bir
başkası, Fatma Aliye'nin içindeki kırık sesti sanki.
Roman kahramanları kendi ayakları üzerinde durabilen, güçlü, tuttuğunu koparan,
çalışan, erkeğe ihtiyaç duymayan, bireyleşmeye çalışan kadınlardır. Ancak
makalelerinde ve diğer eserlerinde, asker ailelerine yardım amacıyla kurulan
Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti ile Hilal-i Ahmer Cemiyeti'ndeki çalışmalarında
rol modeli olarak savunduğu kadın, bu bireyleşme çabasının önünde bir engeldir
aynı zamanda. Özellikle Nisvan-ı İslam'da kadınlar konusunda hayli gelenekçi
olan Avrupalı kadınlara cariyelik, çokeşlilik, boşanma ve tesettür konularında
bilgiler veren Aliye, İslam'da kadının durumunu, öğretmeni Ahmet Mithat'ın
inandığı çizgide ele alarak gelenekçi davranır.
1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnamesi komisyonuna başkanlık yapan Mahmud Esad
ile arasında geçen poligami tartışmasında da çokeşliliği kabullenmiş görünürse
de tek eşliliğin lüzumuna değinir; ancak görüşlerini savunmada ısrarcı ve sert
değildir. Baba dilinden bir türlü uzaklaşamaz; otoriter ve didaktik dili terk
etme, doğasına, kendi sesine dönme eşiğinde sıkışır. Muhadarat, bu sancıyı en
iyi yansıtan romanıdır Aliye'nin. Fazıla adlı, konakta yaşayan genç bir kızın
bakış açısından çokeşlilik, boşanma, örtünme, cariyelik gibi konularda İslam'ın
geleneklerini savunurken, kadının modernleşmesi ve bireyleşmesi mücadelesine de
destek verir. Aynı şekilde Kadınlara Mahsus Gazete'de kadın sorunlarına ilişkin
yazdığı makalelerde de geleneğe bağlı kalıp kadının özgürleşmesini
içselleştirememiştir, cariyeliğe karşı yüksek sesle itiraz edemeyen Aliye.
Erkek işi addedilen yazarlığa geçişinde başta Ahmet Mithat olmak üzere hep
erkeklerin onayına gereksinim duyması, onların yörüngesinde titizlikle tutulması
Aliye'deki bu iki sesliliği yaratır. Görenek içinde Batılılaşmaya çalışan, erkek
öğretmenlerinden aldığı derslerle kendi dilini yaratmaya uğraşan Aliye baskın
erkek söyleminin dışına çok az çıkabilmiştir. Dolayısıyla Aliye'yi feminist bir
yazar yapmaktan alıkoyan bu paradoks olduğu gibi, kadınca arzularının gerçek ve
kendiliğinden olduğuna dair klasik yanılsamadır. René Girard'ın arzularımızın
özgün ve kendiliğinden değil aksine öykünmeci (mimetik) olduğunu savunuşundan
hareketle Aliye'nin romantik arzusunun da ödünç alındığını, kendisine eril bir
dil tarafından dikte edildiğini söyleyebiliriz. Fatma Aliye'nin yazarlığındaki
bu çıkmaz, yazar oluşunda önemli etkisi olan iki 'baba'nın varlığında odaklanır.
Öz babası tarihçi, hukukçu ve devlet adamı Ahmet Cevdet Paşa ile edebi babası
Ahmet Mithat, onu desteklerken denetimi ellerinden bırakmazlar.
Dönemin birçok aydını gibi Cevdet Paşa da hakiki bir 'terakki ve tebeddül'
sağlanabilmesi için kız evladının eğitimini yönlendirmiş, ama onu derin bir
İslam bilgisinden de yoksun kılmamış. Batılı çağdaşlarının aksine kendi adıyla
yazan bir kadın olarak modernleşmeye geçişte etkili 'feminist' yanı bu nedenle
hep gölgede kalmış; Batılı üvey babanın Doğulu kızı olmuştur adeta Aliye.
Mithat, onu bir kadın yazar olarak lanse etse de bunun gelenekler dahilinde
yapıldığını, Fatma Aliye'nin yazarlığının yanı sıra ahlaken de mükemmel bir
kadın oluğunu sık sık yineler. Yazarlık, ahlakı doğal olarak barındırmaz bu
görüşe göre, çünkü ahlak sadece görenek içinden kurulan tabular silsilesidir.
Ahmet Cevdet Paşa ile Ahmet Mithat'ın hem kültürlü bir kadın yazar, hem de
iffetli bir anne-kadın yaratma arzularının mükemmel bir tatmin alanıdır Fatma
Aliye...
Feminist olamayan bir kadın yazar
Kadın yazarlığın meşru bir şekilde gündeme gelebilmesi için bir baba figürünün
dolayımına ihtiyaç vardır o dönemde. Modern Türk edebiyatı alanında, o zamana
dek kamusal bir figür olarak ortaya çıkmamış 'kadın yazar'ı desteklemektir Ahmet
Mithat. İslam kadınlarının Avrupalı hemcinslerine göre daha özgür olduklarını,
İslami düzenin kadınlar için en iyi düzen olduğunu savunarak destekler ama
kadını. Kadın iyi bir eş ve anne olabilmesi için okutulmalıdır, birey olarak
özgürlüğünü ilan etmesi düşünülemez yoksa! Bu şartlar altında, referansları
baştan belirlenmiş Fatma Aliye'nin yazar olarak belli bir toplumsal otoriteye ve
feminist bilince sahip olduğu söylenemez. Romanlarında kadın sorunlarının ele
alındığı doğrudur, ancak önerdiği çözümler ve kadına sunduğu perspektif,
eserlerini feminist edebiyatın ürünü olmaktan alıkoyar. Çünkü arzusunun
kökeninde 'öteki'nin, başkasının arzusu, başkası olma arzusu vardır hep. On yedi
yaşındayken babası tarafından evlendirildiği kolağası Faik Bey, roman okumasına
karşı çıkar, hatta kitaplarını büyük bir zevkle yırtar.
Fatma Aliye, suskun bir direnişle yazmayı da okumayı da sürdürür ne var ki. 1899
yılında yayımlanan Udi romanında, bu şiddetli cüretle yüzleşmiş fakat o demir
mengeneden bir türlü kurtulamamıştır. Zorla evlendirildiği kocasıyla mutsuz bir
evlilik sürdüren bir kadının müzikte imkân arayışı kadar, Aliye'nin kendi
hayatına öngördüğü bir çare olarak da okunabilecek olan Udi, Aliye'nin ruhunun
derinliklerinde gizlenen yalnızlığın, yeni bir ses arayışının da yansımasıdır.
Çünkü Midhat ile birlikte yazdıkları Hayal ve Hakikat'te kendi sesini duyuramaz.
'Vedâd' ve 'Vefa' adlarını taşıyan iki bölümden oluşan bu aşk romanında, Fatma
Aliye'nin yazdığı ilk bölümde aşk kadın karakter Vedâd'ın gözünden anlatılır.
İkinci bölüm Vefa'nın -erkek karakterin- yazdığı bir mektup ile başlar; sonra da
Ahmet Mithat tarafından kaleme alınmış öğreticilik kaygısı olan bir makale ile
sona erer. Vefâ, kendi dilini konuşabilmekteyken, Vedâd'ın dili, mimetik eril
arzunun ödünç alınışıyla seslendirilir.
Fatma Aliye'yi yazar olarak topluma kabul ettirme yolunda önemli bir adım daha
atar Ahmet Mithat. Yine iki sesli bir eser olan Bir Muharrire-i Osmaniyenin
Neşeti'nde de hem Midhat Fatma Aliye hanımı anlatır, hem de Fatma Aliye'nin
kendini anlattığı mektuplarını doğrudan alıntılar. Hem kendi ağzından hem de bir
erkeğin ağzından tanımlanmış olur böylece Fatma Aliye. Tıpkı Murathan Mungan'ın
Fatma Aliye'si gibi 'aslında başka türlü bir cevher barındıran bir kadınken',
kadın meselesini, Batı'ya öykünülen ama milliyetçi hassasiyetlerden de
kopulamayan bir dönemde alelacele formüle eden erkeklerin arasında kendi yerini
bulamamış, hep biraz mutsuz, hüzünlü, engellenmiş bir kadın olarak kalmıştır.
* * *
Fatma Aliye kitaplığı
Çokeşlilik, Taaddüd-i Zevcat; Fatma Aliye, Mahmut Esat, Haz: Firdevs Cambaz,
Hece Yayınları, 2007.
Refet; Fatma Aliye, Haz: Nurullah Çetin, L&M Kitaplığı, 2007.
Fatma Aliye: Uzak Ülke; Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Timaş Yayınları, 2007.
Enin; Fatma Aliye, Der: Tülay Gençtürk Demircioğlu, Boğaziçi Üniversitesi
Yayınları, 2005 .
Udi; Fatma Aliye, Haz: Ferit Ragıp Tuncor, Selis Kitaplar, 2002.
Hayal ve Hakikat; Ahmet Midhat, Fatma Aliye, Önsöz: Fatih Altuğ, Eylül
Yayınları, 2002.
Muhadarat; Fatma Aliye, Haz: H. Emel Aşa, Enderun Kitabevi, 1996.
Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı; Fatma Aliye, Pınar Yayınları, 1994.
Fatma Aliye Bir Osmanlı Kadın Yazarın Doğuşu; Ahmet Midhat, Sel Yayıncılık,
1994.
Hayattan Sahneler (Levayih-i Hayat); Fatma Aliye, Haz: Tülay Gençtürk
Demircioğlu, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları.
Radikal Kitap
12/10/2007