Arafta (birilerinin cenneti ile diğerlerinin cehennemi arasında kalan) bir
siyaset sosyoloğunu anlamak için bir "giriş"...
18 Eylül-1 Ekim arasında, 14 günde ulusal basından 31 gazetede 630 kez yer almış
bir haber var. Bu, bir cinayet, bir magazin, bir parti haberi değil. Basını
"sarsan" bu haber, bir sosyolojik saptamadan çıktı. Prof. Şerif Mardin'in söz
ettiği "Mahalle baskısı" kavramından... Sağdan sola, İslamcısından laikine, köşe
yazarından akademisyenine, bu kavrama takılmayan neredeyse kimse kalmadı. Ne
demişti? Şerif Mardin'in dediği şuydu:
"Türkiye'de 'mahalle baskısı' diye bir şey var. Bu hava AKP'den bağımsız olarak
yaşıyor. Bu havanın gelişmesine müsait şartlar oluşursa AKP de bu havaya boyun
eğmek zorunda kalacaktır. O hava, İran devriminde çok etkili oldu. Bu hava,
Türkiye'de de çıkabilir bir gün. Bu, AKP'yi döver. AKP, ona biat etmek zorunda
kalabilir."
Mardin bu sözlerle yetinmedi, Ayşe Arman'la yaptığı söyleşide "Kadınlar
korkmakta haklı, Malezya olmayız diyemem" de dedi. Bu kadarı da fazlaydı! Biz
Mardin'i "irtica cephesi"nde sanıyorduk, meğer o Kemalistmiş! Kimseye, hiçbir
çevreye, ideolojiye yaranamayan, arafta (birilerinin cenneti ile diğerlerinin
cehennemi arasında kalan) bir siyaset sosyoloğunu anlamak için sadece bir
"giriş" yapmak istedik.
1960'lı yıllarda Ankara'da İlahiyat Fakültesi'nde öğretim üyesi olan bir
profesörün Şerif Mardin'i araması, Mardin'in hayatında birçok şeyi değiştirecek
ve hızlandıracaktır. İlahiyatçı hoca, Mardin'e kendisiyle adliyeye kadar
gelmesini istemektedir. Nedenini de söyler: "Birtakım evrak toplatılmış,
adliyede duruyor. Bunlar, gericilerin bastıkları veya el yazısıyla çoğalttıkları
risaleler (Nurcuların, Said Nursi'nin yazıları, broşürleri, kitapları). Bunlar
hakkında bir zabıt tutulacak. Daha sonra mahkeme karar verecek."
Mardin profesörle birlikte adliyeye gider ve bir çuval dolusu evraka bakar.
Ancak, önemli bir sorun vardır. Yazılar, kitaplar eski yazıyladır ve Mardin eski
yazıyı bilmemektedir.
Profesör, Mardin'e döner ve şöyle der: "Bunlar, Türkiye'nin en tehlikeli gerici
unsurlarının Atatürk devrimlerine karşı bir cephe oluşturmak için yaptıkları
propagandadır. Ben risalelerde ileri sürülen fikirleri biliyorum. Okudum,
cumhuriyetin temellerine karşı olduklarını biliyorum. Ona göre bir zabıt
hazırladım. Sen de imzalar mısın?"
Mardin okuyamadığı yazılar hakkında profesörün hazırladığı zaptı imzalar. Tabii
iki hocanın bilirkişiliği ile risalelerin dağıtılması aleyhine bir kararın
çıkacağını tahmin etmek zor değildir.
İnönü'nün uyarısı
Bir çuval yazı Mardin'in hayatını değiştirecektir. Mardin işte bu olayla,
kendisi hakkında tarikatları desteklediği, irticaya prim verdiği, köhnemiş
şeylerle uğraştığı iddialarına yol açacağı akademik çalışmalarına başlar. O
akademik bir yola girmiş ama onun "tarikat yoluna girdiği" söylentileri
başlamıştır.
Mardin bunu, "Gel zaman git zaman, bu halktan çıkan birtakım neşriyatın nasıl
bir şey olduğunu merak ettim ve biraz da vicdani bir borç olarak 'Nurculuğu'
araştırmaya başladım" diye anlatacaktır.
Bu arada İsmet İnönü de, Şerif Mardin'in Nurculuğu ve Said Nursi'yi çalışmaya
başladığını duyar. Şerif Mardin'le İsmet İnönü'nün bir ahbablığı vardır.
Paşa, Mardin'i çağırır ve şöyle der: "Dikkat et, bu adam çok tehlikeli bir
adamdır, insanların akıllarını çelmede fevkalade etkili çalışmaları vardır."
Mardin güler ama Paşa gülmemektedir, endişelidir. Mardin, İsmet İnönü için "Said
Nursi'nin cazibesinden korkan bir ifadesi vardı" demiştir.
"Ben İsmet Paşa'yı çok severim" diyen Mardin, bir gün Paşa'ya, "Her şeyi iyi
yapıyorsunuz ama elinizde hep kılıç var" dediğini, Paşa'nın da ona, "Elimde
başka ne var ki?" diye yanıt verdiğini söyler.
Sakıncalı akademisyen
Şerif Mardin araştırmaya koyulurken Said Nursi'de "Gericiliğe değil modernliğe
yaklaşan bir söylem" gördüğünü söyler. Bu yaklaşım, onun sert bir şekilde
eleştirilmesinin de yolunu açar
Mustafa Balbay 1995'te Cumhuriyet'te, "Şerif and Hazreti Sheriff..." başlığıyla
Mardin hakkında alaycı bir yazı yazacaktır. Onun Ilımlı İslam projesine destek
verdiğini söyleyecektir.
Mardin hakkında söylentilere söylentiler eklenecektir.
Türkiye'nin birçok saygın bilim adamının üye kabul edildiği Türkiye Bilimler
Akademisi (TÜBA), onu görmezden gelecektir.
Ancak, Mardin Türkiye'deki muhafazakarlığın dinle yoğrulduğunu, dini hadiselerle
toplumsal hadiseler arasında bağlar olduğunu düşünerek çalışmalarına devam
edecektir.
Türkiye'de dini, dini akımları, tarikatları, cemaatleri incelemek 1960'larda,
1970'lerde hiç de kolay bir şey değildir. Akademisyenlerin pek merak ettiği,
merak edilmesine de pek olumlu yaklaştığı bir konu da değildir.
Mardin'in dini çalışması ona karşı yaklaşımları da değiştirecektir. Mardin,
Ruşen Çakır'a verdiği söyleşide, kendisine yaklaşımları şöyle anlacaktır: "Bilge
kişiler, tuhaf şeyler yaptığımı düşünüyordu. Hakiki Kemalistler için ben her
zaman tehlikeli ve yanlıştım, Aydınlanma yerine, birtakım köhnemiş söylemlere
başvuruyordum. 'Tabii İslamcılar' benim için, 'Ha, bizim tarafımızı savunan,
bizi ciddiye alan biri ortaya çıktı' dedi."
İlk boykota muhatap oldu
1968'te, Mardin, yazar Oral Çalışlar'ın Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde
hocasıdır. Solcular, hocalarının sorularından pek memnun değildir. Gerisini
Çalışlar'dan dinleyelim:
"Okul tarihinde sınav sırasında ilk boykotu sanırım onun dersinde yapmıştık.
Birinci sınıftaydık. 'Marks'ın kehanetlerini yorumlayınız' şeklinde bir soru
sordu. Ben, bu soruya taktım. Nasıl olur da benim inandığım bir ideolojiye
'kehanet' derdi. Ayağa kalktım ve itiraz ettim. Bu soruyu kabul edemeyeceğimizi
söyleyerek sınıfta bir oylama yaptım. Ezici bir çoğunluk sınavın ertelenmesinden
yanaydı. Sınıfı terk ettik."
Dünyayı değiştirmek için için yola çıkan 68'liler, Türkiye toplumunu araştıran
hocalarını boykot etmenin ironisini o dönem fark edememişlerdi. Halbuki Mardin,
din konusunda Marksistlerin Marks'ı ciddiye almadığını düşünmektedir:
"Marksist arkadaşlarımızın en önemli boşluklarından biri, Marks'ın din hakkında
söylediklerini hiçbir zaman ciddiye almamış olmalarıdır. Marks'ın, Türkiye'deki
Marksistlerin düşündüklerinin çok ötesinde, çok daha incelikli, ampirik
bulgulara dayalı yaklaşımları var din konusunda."
"Kuran'dan çıkmaz"
Onun köhnemiş şeylerle uğraştığını düşünen "Kemalistler", Mardin'in 1992'de
Cumhuriyet gazetesindeki şu değerlendirmelerini de fark edemeyecektir.
"Demokrasi diye bir kavramın İslamda doğrudan doğruya yerleşmesi mümkün değil.
Şimdiye kadar hiçbir İslami sistemin idare edenlerle edilenler arasında sağlam
bir köprü kurmaya yönelik bir programı olduğunu görmedim. Demokrasi, bu köprüyü
kurar. Modern zamanlarda bir topluluğun doğru dürüst çalışabilmesi için bazı
insan haklarının çok açık olarak ortaya konması gerekir.
Ümit ederim ki kimse beni dinsizlikle suçlamaz ama, Kuran'dan çıkarılacak olan
insan hakları prensipleri, fevkalade genel şeylerdir ve insan hakları böyle bir
genel seviyede kalamaz. İnsan hakları içinde kadın haklarının çok önemli bir
yerinin olması gerekir. Genel İslami kurallardan, bir insan hakları şartının,
modern bir insan hakları şartının beraberinde getirmiş olduğu çok kesin
ilkelerin çıkarıldığını görmedim şimdiye kadar."
Kemalistlerle aynı noktada
Daha ne desin Mardin hoca! Prof. Mardin'in Kuran'da insan hakları ilkelerinin
genel olduğu vurgusu, İslamcıların kabul edemeyeceği kadar radikal bir
değerlendirmedir. Ancak, bu sözler bile bazı laik çevrelerdeki olumsuz Şerif
Mardin imajını değiştiremez.
Mardin, 2007 Mayıs'ında, "Kemalizme karşı mısınız?" sorusuna, "Yok karşı
değilim" yanıtını verir ve ekler: "Kemalistlerle aynı noktaya gelmiş olmaktan
bir rahatsızlık duymam."
Artık İslamcıların, "bizden" diye gördükleri Mardin'i mercek altına alma zamanı
gelmiştir.
Fatih Şeker'in, "Cumhuriyet İdeolojisinin Nakşibendilik Tasavvuru, Şerif Mardin
Örneği" (Mart 2007) adlı kitabı İslamcı mahallenin olumlu havasının değiştiğini
gösteren bir çalışmadır.
Şeker "Özellikle ilahiyat fakültelerinde eserleri önem atfedilerek okunan,
okutulan Mardin'in düşüncelerinin eleştirel çerçevede ele alınmasının vaktinin
geçmekte olduğu aşikardır" der, çalışmasının amacını özetlerken.
Zorlanan Mardin
Şeker'e göre Mardin'in temel eserlerinden biri olan Nakşilik çalışması,
oryantalist bir zihnin yansımasıdır. Şeker, Mardin'e ve Nakşilik
değerlendirmesine adeta savaş açar:
"Mardin'in Nakşibendiliğe bakışında umumiyetle Batı dillerinde yapılmış
çalışmalar hakimdir. Cemiyet ve hayatla dışarıdan alakadar olan Mardin, Batı'da
okuduklarının tesiri altındadır. Batılıların gözü ile Nakşiliğe bakar...
Batılıların kanaati Mardin'in kanaatidir. Mardin, 'ehlileştirilmiş Müslümanlık'ı
savunarak, Kemalist çizgiye sadık kalmakta, Kemalizmi mahkum eder göründüğü
halde Kemalizme mahkum olmaktadır."
İslamcılık düşüncesi alanında önemli eserler veren İsmail Kara da Mardin'in
dinin siyasal ve toplumsal önemine ilk ışıkları yaktığını ama "daha sonra bu
alanda yürümekte zorlandığını" söyler.
İslamcılar ona kızmakta haklıdır. Çünkü o siyasal İslamla ilgili şu saptamayı da
yapar:
"Siyasal İslam çok oynayabilen bir şey. Siyasal İslam iktidara tam sahip olduğu
zaman bayağı ağır şartlar yaratan bir rejim de kurabilir. İslami güçlerin
iktidara gelmesinin bizim beğenmeyeceğimiz sonuçlara yol açacağını düşünürüm."
Bu yazıda bir Mardin değerlendirmesi yapmadık. Eserlerinin toplumbilimdeki
yerini incelemedik. Mardin'in laiklik üzerinden yürüyen taraflar arasındaki
konumuna ışık tutmaya çalıştık.
Prof. Şerif Mardin'in ne yapmak istediğini, Prof. Naci Bostancı'nın sözleriyle
noktalayalım: "Kant, 'Bilmeye cüret et' der. Mardin Hoca, bizlere bilmeye cüret
etmenin heyecanını iletti."
1999'da Malezya çağrısı
Mardin geçen ay verdiği söyleşide, Malezya tartışmalarına girer: "Bir gün
Malezya olmayız diye bir söz veremem. Kimse veremez. Her şey olabilir."
"Mahalle baskısı" ve "Malezya'ya benzeme" görüşleriyle İslamcıları kızdıran
Mardin, aslında bu konuya daha Kasım 1999'da, hem de çok daha ağır eleştirilerle
değinmiştir:
"Malezya'nın Kelantan vilayetinde, 1993'te bir ceza hukuku ilkeleri çıkarıldı.
Uzuvların kasilmesinden çarmıha germeye kadar giden bu ilkeler silsilesinin
yalnız yazı ile de olsa ortaya çıkarılması dehşetine isyan edecek Türk Müslümanı
yok mu? Bunu yazacak babayiğit nerede? Sudan'da İslamı kendi açısından tefsir
eden Taha'nın ölüme mahkum edilmesi kimsenin dikkatini çekmiyor mu? Mısır'da bir
yazarın bıçaklanması kınanamaz mı? İşte bütün bunlar islami kesim tarafından
yapılmadığı için onlara tam bir itimat gelişememiştir."
'Taşlanırdım'
Yukarıdaki sözler de Mardin'i kendilerine uzak gören laikçileri ikna
edememiştir. Mardin, İslamcıları kızdıracak sözlerine 1999'da şöyle devam eder:
"Medeniyet, ancak hür tartışma ile gelişir. Bugün Afganistan'da olsam, yazım
dolayısıyla taşlanır, İran ve Sudan'da hapse atılır, Mısır'da esrarengiz bir
infazcı tarafından bıçaklanırdım."
Mardin saptamalarını ve eleştirilerini Müslümanlardaki tümcü anlayışa çevirir:
"Müslüman kardeşlerime yönelttiğim tümcülük, mutlakiyet ithamının tabii ki
istisnaları vardır. Müslüman ülkelerin başarıları üzerinde durulur, başarısız
gelişmeler konusunda ise tam bir sessizlik hüküm sürer. İslami inanışta, bu
tümcülüğün nüvesi mevcuttur. Fakat, karşısında bir zamanlar bir tartma, inceleme
tartışma adabı mevcuttu. Bunun zamanımızda silindiğini görüyoruz."
İlklerin hocası
Prof. Mardin'in Türkiye'de toplumbilime önemli katkıları oldu. Prof. Taha Parla,
Mardin'den öğrendiklerimizi şöyle anlatıyor:
"Türkiye'de siyasi / felsefi düşüncenin yerli ve yabancı kaynaklarını,
gelişmemişliğini ve bu gelişmemişliğin nedenlerini birçoğumuz Şerif Mardin'den
öğrendik. Mardin, Türkiye'de sosyal bilimlerin ve kritik düşüncenin tıkandığı
yerleri görebilmiş, nasıl açılacağını göstermeye çalışmıştır."
Prof. Fuat Keyman'a göre de Mardin, "Türkiye'de modernite tartışmasını ilk yapan
toplum bilimcidir." Keyman "Mardin'i okumak ve öğrenmek, özgün ve paradigma
kurucu bir metni okumak, modernleşme sürecine farklı bakmak ve sürecin
değişimini anlamaktır" diyor.
Şerif Mardin Kimdir?
Prof. Şerif Mardin, 1927'de İstanbul'da doğdu. Ortaöğrenimine Galatasaray'da
başladı. Lisans eğitimini ve doktorasını Stanford Üniversitesi'nde, lisansüstü
eğitimini Johns Hopkins'te tamamladı.
A. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde, Boğaziçi Üniversitesi'nde ve yurtdışında
birçok ülkede hocalık yaptı. 1969'da profesör oldu.
Şimdi Sabancı Üniversitesi'nde. 1956'da Hürriyet Partisi'nde genel sekreterlik
yaptı. 1994'te Yeni Demokrasi Hareketi'nin kurucuları arasında yer aldı.
Derleyen: Naki Özkan
Milliyet Pazar
07/10/2007