Kul Nesîmî’nin yüzyılları eskiten bir dörtlüğü vardır. Şöyle der:
Ben Melâmet hırkasını
Kendim geydim eğnime
Âr u namus şişesini
Taşa çaldım kime ne
Bu dizelerde iki konu dikkat çekicidir. İlki, Melamî hırkasını herkesin kendinin
giydiği, ikincisi de ar ve namusun
bir sırça denli nazik ve hassas olduğudur.
Melamet kelimesi “kınama, ayıplama, kötüleme, azarlama, kara çalma” gibi
anlamlara gelen ve kınanmayı amaç edinen, insanların kınamasına hedef olmak için
kasıtlı tavırlar geliştiren sufilerin yolunu işaret eden bir kelime. Her ne
kadar Melamiliğin diğer mistik anlayışlar gibi bir tasavvuf yolu olmadığını
iddia edenler varsa da (msl. ileri gelen Melamilerden Abdülaziz Mecdi) Melamilik
tarih
boyunca hemen bütün tasavvuf dünyasını etkilemiş, Kalenderîlik,
Haydarîlik, Mevlevîlik, Bektaşîlik, Hamzavîlik gibi tarikatların öğretileri
arasında önemli bir yer tutmuştur.
Gerçekten de tasavvufta insan Melamet hırkasını
ancak kendi iradesi ve arzusuyla
giyebilir. Bugüne kadar nefsinin meşru arzularına başkalarının dayatmalarıyla
son verebilmiş insan yoktur. Ta ki içte tutuşan bir aşk ateşiyle ihtiraslarını
terk edebilsin, hırslarını dizginlesin.
Melamet hırkasını bir kere eğnine (omuzuna) giydikten sonra da insanın gözünden
dünyalık her şey ve hatta dünyanın kendisi sıfır derecesinde silinir, masiva
ilgileri kopar ve varlığı elinin tersiyle iter. Öyle ki filanca şöyle
düşünecek,
falanca böyle diyecek, bu ayıp sayılacak, şu bana paye verecek şan kazandıracak
vs. endişeler birden yok olur. Bu mahviyetkârlık ile de sufi, mecazen ar ve
namus şişesini taşa çalıverir, gerçek Sevgili yolunda dünya
sevgilerini ve
sevgililerini terk eder. Hatta bu terk ediş birilerinin hoşuna gitmeyip hakkında
kötü sözler söyleseler ve namusuna dil uzatsalar bile. Değil mi ki Sevgili
gerçeği zaten biliyor ve görüyor, artık halkın söylediğinin veya
ayıplamasının
pek önemi yok; bilakis o yolda derece elde etmeye bir vasıta olduğu için de
önemlidir. Herkesin kınadığı, kovduğu, ayıpladığı, azarladığı bir kişi elbette
en zalim kullarını bile kapısından asla kovmayan yüce
Yaratıcı’ya daha fazla
yaklaşacaktır.
Bunun için bir Melami daima “El arpa biz saman; el yahşı biz yaman” diyegelmiş,
“Mal Melameti örter” diye de mala mülke boş vermiştir. Kuruluş
çağında mistik
bir hayat felsefesi olarak yaptıkları hayırları gizleyen ama kabahatlerini
ortaya dökmeye çalışan bu insanlar maamafih daha sonraları çizgiyi aşıp
beleşçiliğe dadanmış, hatta “Mal Melameti örter” sözünü
“Mal sahibi olanların
ayıpları görünmez olur!” biçiminde yorumlamaya başlamışlardır. Tac, hırka,
tekke, zaviye, ayin gibi sufilerin şekille ilgili bağlarından uzak olan bu
Melami dervişleri kendilerini “kayıttan azade
zikir ve fikir sahibi” olarak
tanıtırlarsa da zaman zaman kınanma uğruna yaptıkları şeylerin tasvib olunması
mümkün değildir. Buna karşın İsmail Maşukî bir şiirinde,
Terk edip nâm u nişanı
Giy
Melamet hırkasını
Bu Melamet hırkasında
Nice sultan gizlidir
diyerek gerçek bir Melamî’nin şanı ve şöhreti terk edip çıplak bedenine giydiği
bir hırkanın bazan nice sultandan daha büyük
bir saadete eriştireceğini
vurgular.
İmdi, gerçek âşıklardır ki, aşk yolunda her türlü kınanmayı göze alabilir, bu
uğurda aşağılanmayı, kınanmayı umursamazlar. O gerçek âşıklar piyasadan
çekilince yerlerini dönem dönem
beleşçi Kalenderîler, düğün dernek gezgincisi
ışıklar, aşa konup ense yapmak isteyen hayran abdallar, tîğ u teber şâh–ı merdân
kallaşlar, ense tokat ağızda lokma yeniçeriler, bohem hayatından hoşlanan rind–meşrep
ayyaşlar, dünyanın anasını satmış rindler sıra ile dünyada melameti yaşattılar.
Galiba şimdi de onları, gitar çalarak büyük kentlerin sokaklarında modern
dilencilik yapan hippiler temsil ediyor. Bir farkla ki Melamilerde fikir ve
zikir
vardı, bizimkiler ise eski Melamilere rahmet okutuyorlar.
Allah eski Melamilere rahmet eylesin.
Tarihin Dipnotları
Kanuni’den Ebussuud’a:
Mes’ele:
Dırahtı sarmış olsaydı karınca
Ziyan var mı karıncayı kırınca
El–cevab:
Yarın divanına Hakk’ın varınca
Süleyman’dan alır hakkın karınca
(dıraht: ağaç)
Berceste
Meydana geldi na’ş–ı rakîb–i nemîme–sâz
Kıldım huzûr–ı kalb ile ömrümde bir namaz
Dedikoducu rakibin
ölüsünü gördüm de nihayet ömrümde huzur–ı kalb ile bir namaz
kıldım. (Zavallı âşık, rakîp sevgiliye yaklaşır korkusuyla ömrü boyunca kendini
namaza verememiş. Mübalağanın da bu kadarına aferin!)
Zaman
11.03.2004