Chiapas’taki yerlilerin yılbaşı ayaklanması, Zapatista ordusunun yerliler
için "ölüm fermanı" olarak adlandırdığı, zenginlere verilmiş bir ödül olan ve
dar bir kesimin elinde toplanmış refah ile kütlesel sefalet arasındaki uçurumu
derinleştirip yerli toplumdan arda kalanı da tahrip edecek olan Kuzey Atlantik
Serbest Ticaret Antlaşması’nın (NAFTA) kabulü ile aynı zamana denk geldi.
NAFTA bağı kısmen simgeseldir; sorunun kökü daha derinde yatmaktadır. Savaş
bildirisi, "Biz 500 yıllık mücadelenin ürünüyüz," ifadesini içeriyor. Bugünkü
mücadele, "iş, toprak, konut, gıda, sağlık, eğitim, bağımsızlık, demokrasi,
adalet ve barış" içindir. Chiapas bölgesi piskopos yardımcısı, meselenin asıl
arka planının "bütüncül bir marjinalleşmeden, yoksullaşmadan ve durumu
iyileştirmek için harcanan onca yılın boşa geçmesinden" müteşekkil olduğunu
söylüyor.
Yerliler hükümet politikalarından en çok zarar gören kesimi teşkil ediyorlar.
Ancak sıkıntıları geniş bir kesimce paylaşılıyor. Meksikalı köşe yazarı Pilar
Valdes şunları söylüyor: "Aşırı yoksulluk içinde yaşayan milyonlarca Meksikalı
ile ilişki kurma şansına sahip herhangi biri, bir saatli bomba ile birlikte
yaşadığını biliyor."
İktisadî reformun son on yılında, kırsal alanlarda aşırı bir yoksulluk içinde
yaşayan insanların sayısı neredeyse üç kat arttı. Toplam nüfusun yarısı temel
ihtiyaçlarını karşılayacak kaynaklardan yoksun. 1980’den bu yana bu konuda çok
dramatik bir artış yaşandı. Yetersiz beslenme ciddi bir sağlık sorunu haline
gelir, tarımsal istihdam azalır, üretken alanlar terkedilir ve Meksika yoğun
olarak gıda ithal etmeye başlarken, IMF-Dünya Bankası reçetesi uyarınca tarımsal
üretim ithalata ve hayvan yemine, tarımsal ticaretten elde edilen kâra, dış
tüketicilere ve Meksika’daki zengin sektörlere kaydı. Emeğin gayrısâfî millî
hasılada 1970’lerin ilk yarısına dek yükselmiş olan payı, o zamandan bu yana
üçte bir oranında azaldı. Bunlar neo-liberal reformların herkesçe kabul edilen
tabiî sonuçları. İktisatçı Manuel Pastor, IMF etüdlerinin, Latin Amerika’daki
IMF "istikrar programları"nın etkisi altında "emeğin gelirdeki payında kuvvetli
ve sabit bir azalma"ya işaret ettiğini gözlemlemiş.
Meksika Ticaret Bakanı, ücretlerdeki düşüşü yabancı yatırımcılara sunulan bir
teşvik olarak selâmladı. Emeğin baskı altına alınması, çevre politikalarındaki
kısıtlamaların uygulanmasındaki gevşeklik ve toplumsal politikanın ayrıcalıklı
azınlığın arzularına göre belirlenmesiyle birlikte ücretlerdeki düşüş gerçekten
yabancı yatırımcılara sunulan bir teşviktir. Bu tür politikalar, kötü
sınıflandırılmış "serbest ticaret" antlaşmalarının yardımıyla global ekonomi
üzerindeki denetimlerini genişleten imalat ve finans kurumlarınca doğal olarak
memnuniyetle karşılanıyor.
NAFTA’nın kırsal sefalete yol açacak ve artı değeri arttıracak bir şekilde
birçok tarım işçisini işsiz bırakacağı tahmin ediliyor. İmalat sanayiinde
reformlarla birlikte azalan istihdamın daha hızlı bir şekilde düşmesi
bekleniyor. Meksika’nın önde gelen finans gazetesi El Financiero’nun yaptığı bir
araştırma, Meksika’nın ilk iki yılda imalat sanayinin neredeyse dörtte birini ve
istihdamın yüzde 14’ünü kaybedeceği tahmininde bulundu. New York Times
gazetesinden Tim Golden, "Ekonomistlerin antlaşma yürürlüğe girdikten sonra ilk
beş yıl içinde birkaç milyon Meksikalı’nın işlerini kaybedeceklerini
öngördüklerini" yazdı. Bu süreçler, ABD ve Kanada’daki muhtemel etkileri ile
birlikte kârları ve kutuplaşmayı arttırırken, ücretleri daha da büyük bir baskı
altına sokacaktır.
Tarafların düzenli olarak vurguladıkları gibi, NAFTA’nın çekiciliği büyük
ölçüde, yerli azınlık ve yabancı yatırımcıları zenginleştirirken, kütlesel
yoksulluğa ve ızdıraba yol açan, insan haklarında ve iktisadî kalkınmada elde
edilen gelişmeyi tersine çeviren neo-liberal reformları "yürürlüğe koyması"dır.
Londra merkezli Financial Times, "sekiz yıllık pazar ekonomisi politikaları"nın
yarattığı, büyük bir kısmı Dünya Bankası ve ABD’ce sağlanan malî yardıma
bağlanabilecek küçük ölçekli büyümeyi gözden geçirerek, bu iktisadî tesirin
Meksika ekonomisine genelde küçük bir kazanım sağladığını yazıyor. Yüksek faiz
oranları, Meksika’nın borç krizinde asıl etken olan büyük sermaye akışını kısmen
tersine çevirmiştir; her ne kadar borçlar giderek büyüyen bir yükümlülük yaratsa
da, bunların büyük bir kısmı Meksikalı zenginlerden alınmış borçlardır.
Tahmin edilebileceği gibi, bu kalkınma modelini "yürürlüğe koyma" planına
yönelik ciddi bir muhalefet oluştu. Mexico City’den tarihçi Seth Fein, ABD’de
çok az yankı bulmasına rağmen, popüler saygınlığa sahip 1917 Anayasa’sınca hükme
bağlanmış tarımsal ve eğitimsel haklar ile emeği güvence altına alan hakların
iptalini de kapsayan hükümet politikalarına karşı iyi örgütlenmiş eylemlerin
düzenlendiğini yazdı. Aynı şekilde Los Angeles Times muhabiri Juanita Darling,
işçilerin, muhtemelen yabancı şirketlerle mücadele etmeye çalışan yerli
şirketlerin harcamaları kısma çabalarına kurban gidecek olan "zorla kazanılmış
haklar"ının ellerinden alınmasına karşı duydukları tepkileri aktardı.
1 Aralık tarihli "Meksikalı Piskoposların NAFTA Bildirisi" antlaşmayı yaratacağı
olumsuz toplumsal sonuçları nedeniyle, bir parçası olduğu ekonomik politikalarla
birlikte kınadı. Piskoposlar, 1992 Latin Amerika Piskoposları Toplantısı’nda
alınan kararı tekrarladılar: "Pazar ekonomisi, nüfusun büyük bir çoğunluğunu
marjinal kılacak ve eşitsizliği vurgulayacak bir şekilde uğruna her şeyin kurban
edileceği mutlak bir şey olamaz." Bu, yatırımcılara sağlanan benzeri
antlaşmalarla NAFTA’nın türdeş etkisidir. Hükümet dışı en büyük sendikanın
üyeleri de dahil olmak üzere işçiler ve diğer gruplar da, işçi hakları, çevre,
egemenlik yitimi, şirket ve yabancı haklarında arttırılan koruma ve istikrarlı
bir gelişme adına diğer tercihlerin gözardı edilmesi üzerindeki etkilerine
dikkat çekerek antlaşmaya muhalefet ettiler. Meksika’nın önde gelen çevre
örgütünün başkanı Homero Aridjis, "Meksika’nın karşı karşıya kaldığı üçüncü
işgale" karşı çıktı: "İlk işgal silahlarla, ikincisi ruhani olarak gerçekleşti.
Üçüncüsü ise iktisadî işgaldir."
Korkulanların gerçekleşmesi uzun sürmedi. NAFTA’nın Kongre’de onaylanmasından
kısa bir süre sonra, işçiler GE ve Honeywell fabrikalarından, standart
gerekçeyle, bağımsız sendikalar kurmaya teşebbüs etme nedeniyle kovuldular. Ford
Motor Şirketi 1987 yılında, sendikayla yaptığı sözleşmeyi feshederek tüm
işçilerini kovdu ve çok daha düşük ücretlerle yeni işçiler istihdam etti.
Vahşice uygulanan baskılar protesto eylemlerini engelledi. Volkswagen, 1992’de
14 bin işçisini işten çıkarıp iktidar/devlet partisinin desteği ile, yalnızca
bağımsız sendika liderleriyle bağlarını kesenleri yeniden işe aldı.
Tüm bunlar NAFTA ile yaratıldığı söylenen "ekonomik mucize"nin aslî
unsurlarıdır. NAFTA’nın onaylanmasından birkaç gün sonra, ABD Senatosu, 100 bin
yeni polis istihdam edilmesini, üst düzeyde güvenli bölgesel hapishaneler ile
genç suçlular için kamplar kurulmasını, ölüm cezasının yaygınlaştırılmasını,
infazların daha da sertleştirilmesini ve hak daraltıcı başka uygulamaları
öngören, Senatör Orris Hatch’ın deyimiyle "suça karşı tarihin en iyi önlemler
paketi"ni kabul etti. Basına demeç veren ceza hukuku uzmanları, bu yasanın
"toplumsal ayrışmanın cani suçlular yaratan nedenleri" üzerinde durmadığı için
suç üzerinde daha çok etkisi olacağına dair kaygılarını dile getirdiler. Cani
suçlular yaratan toplumsal ayrışmanın nedenleri arasında ilk sırayı, NAFTA ile
bir adım daha öne çıkan, Amerikan toplumunu kutuplara ayıran iktisadî ve
toplumsal politikalar alıyor. Refahın ve ayrıcalığın teşvik ettiği "etkinlik" ve
"ekonominin sağlığı" kavramları, nüfusun yoksulluğa ve umutsuzluğa sürüklenmiş,
kâr elde etme amacıyla kullanılamayan kısmına hiçbir şey sunmuyor. Bu insanlar,
şehirlerin gecekondu mahallelerine hapsedilemezlerse, başka bir şekilde
denetlenmeleri gerekecek.
Zapatista isyanının zamanlaması gibi, bu yasa rastlantısı da simgesel öneme
sahip olmanın ötesinde bir anlam taşıyor.
NAFTA tartışması, hakkında çok az şey bilinen iş süreçleri üzerinde odaklandı.
Ücretlerin büyük ölçüde düşeceğine dair keskin bir beklenti hâkim. Steven
Perlnstein Washington Post’ta "Meksika’daki ücret düşüşlerinin Amerikan
işçilerinin ücretleri üzerinde etkisi olacağını" tahmin ederek "birçok iktisatçı
NAFTA’nın ücretleri aşağı çekeceğini düşünüyor," diye yazdı. Bu durum, işgücünün
yüzde yetmişini oluşturan niteliksiz işgücünün ücret kaybına uğramasının daha
muhtemel olduğunu kabul eden NAFTA taraftarlarınca da bekleniyor.
New York Times’in ekinde NAFTA’nın New York bölgesindeki muhtemel etkilerini
araştıran çalışma da benzeri sonuçlara ulaştı: Kazananlar, "finans ve çevresinde
örgütlenmiş" sektörler, bölgenin bankacılık, telekomünikasyon ve hizmet
şirketleri olacak: Sigorta şirketleri, anonim hukuk firmaları, Halkla İlişkiler
sanayi, idari danışmanlıklar ve benzerleri. Telif haklarındaki korumanın
arttırılmasından ve teknolojinin geleceğini başlıca şirketlerin denetimi altına
bırakmaya yönelik tedbirlerden yararlanacak olan yüksek teknoloji sanayi,
yayıncılık ve eczacılık alanındaki imalatçılar da kazanabilecek. Ancak
kaybedenler de olacak: Genel olarak "kadınlar, siyahlar ve İspanyol kökenliler"
ile "az maharetli işçiler". Bunlar da çocukların yüzde 40’ının yoksulluk
sınırının altında yaşadığı, kendilerini acı bir kadere "mahkûm eden" sağlık
sorunlarından ve eğitimsizlikten muzdarip olduğu bir şehrin nüfusunun büyük bir
çoğunluğuna tekabül ediyor.
NAFTA’nın uygulanmasına dair bir analizde, reel ücretlerin 1960’ların düzeyine
düştüğünü kaydeden Congressional Office of Technology Assessment (COTA),
NAFTA’nın kayda değer bir şekilde tadil edilmedikçe "Birleşik Devletleri giderek
düşük ücretli, verimliliği az bir geleceğe mahkûm edebileceğini" öngördü.
Bununla birlikte COTA’nın önerdiği, işgücü ve az önem atfedilen diğer
eleştirilerle ilgili, düzenlemeler üç ülkede (Kanada, ABD, Meksika) yaşayan
insanlara da yarar sağlayabilir. NAFTA’nın kabul edilen versiyonu, Washington
Post’a göre "üstün öneme sahip sevindirici bir gelişme"yi, Amerikan işgücü
harcamalarının İngiltere dışındaki diğer tüm sanayileşmiş ülkelerdeki aynı tür
harcamalardan daha aşağı düzeye çekilmesini, muhtemelen hızlandıracak. 1985’e
dek, Amerikan işçisinin bir saatlik ücreti, diğer tüm G-7 ülkelerindeki
işçilerin saatlik ücretlerinden daha yüksekti. Globalleşmiş bir ekonomik yapıda,
rakipler birbirleriyle uyum halinde olmak zorunda oldukları için etkiler dünya
çapında görülür. General Motors, Meksika’ya, ya da şimdi Batı’daki işgücü
harcamalarından daha ucuza işçi bulabileceği ve 305 tarifesi uyarınca
korunabileceği Polonya’ya taşınabilir. Volkswagen de kârı kendine harcamaları
hükümete ait olmak üzere benzeri türden korumalardan yararlanabileceği Çek
Cumhuriyeti’nde iş yapabilir. Daimler-Benz aynı türden düzenlemeleri Alabama’da
gerçekleştirebilir. Sermaye özgürce hareket eder; sıkıntılarını işçiler ve
cemaatler çeker. Aynı zamanda düzensiz spekülatif sermayenin aşırı büyüklüğü
teşvik edici hükümet politikalarına güçlü baskılar uygular.
Artan kutuplaşma ve toplumsal parçalanma ile birlikte global toplumu düşük
ücret, yetersiz kalkınma, yüksek kârla dolu geleceğe sürükleyen birçok etken
var. Bunun bir diğer sonucu, karar alma hakkı, Financial Times’in "fiilî dünya
hükümeti" olarak adlandırdığı, gizlice ve güvenilmez bir şekilde hareket eden
özel kurumlara ve hükümet benzeri yapılara tanınırken, anlamlı demokratik
süreçlerin yok olmasıdır.
Bu gelişmelerin, "ticaret"in büyük bir kısmının merkezden yönetilen şirket-içi
muamelelerden müteşekkil olduğu bir dünyada, gittikçe önemi azalan bir kavram
olan iktisadî liberalizmle hiçbir alâkası yoktur. Örneğin Amerika’nın Meksika’ya
yaptığı ihracatın, yani, Meksika pazarına hiçbir zaman girmeyen "ithalat"ın
yarısı, yukarıda anılan merkezden yönetilen şirket-içi muamelelerden ibarettir.
Bu sırada özel iktidar, eskiden olduğu gibi, pazar güçlerinden koruma talep eder
ve alır. Seattle Asya-Pasifik zirvesinde Başkan Clinton’ın "serbest pazar"ın
geleceği için kendi modeli olarak, her zaman aldığı devasa kamu yardımı olmasa,
bırakın ülkenin önde gelen ihracatçısı olmayı, muhtemelen varolamayacak olan
Boeing Şirketini önermesi pek münasip olmuştur. Chiapas’taki yerli köylülerin
protestosu, yalnız Meksika’da değil, tüm dünyada patlamayı bekleyen saatli
bombaları sadece bir an için yalın bir biçimde görmemizi sağlamıştır.
Birikim 75, Temmuz 1995
Çeviren: Özgür Gökmen
Körotonomedya