Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 146 Üye Adayı ve 8 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Karakutu Forum Son Başlıklar

 Bilginin Muğlaklığı
 TARAF OLMAK !
 Divan edebiyatı üzerine konuşalım
 Her şeyi açık etmek
 Futbol Sadece Futbol Değildir
 Antonio Machado
 LAİKLİK YA DA ...?
 Sevmek ya da Sevmemek...
 SAKSI ÇİÇEKLERİ
 Siyasal Simge olarak Türk Bıyık Çeşitleri
 Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar
 Osmanlı'dan Miras- Türkiye'de Yönetici Sınıflar
 MÜSLÜMAN ESKİSİ
 İstihzanın psikosu..
 MİLATLARIMIZ
 Sanatçı küstahtır
 RODİN VE CLAUDEL=TRAJİK BULUŞMA
 Firavun, Musa ve deveyi kesen 9 kişi
 İdeoloji ve İdeolojik İnsan
 Aynalı sazan parlıyor...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Üyelerimiz
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

(Üye olabilirsiniz!)
Üyelik:
Son Üyemiz: anna
Bugün: 1
Dün: 2
Toplam: 20783

Şu An Bağlı:
Üye adayı: 147
Üyemiz: 8
Toplam: 155

Şu An Bağlı:
01 : estonhxt
02 : fadim
03 : antonnerde
04 : solipsist
05 : bilgiiscisi
06 : Kedikara
07 : tiananmenian
08 : EMELPINAR

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Güncel: Mehmet Bekaroğlu: Vesayet sistemi ve siyasi partiler
Tarih: 31.07.2007 Saat: 22:52 Gönderen: karakutu

 

Vesayet sisteminin kaldırılamamasının nedeni yerleşik devlet iktidarının güçlü olması değil, bunu yapacak siyasi partilerin demokratik meşruiyetlerinin olmaması. Demokratik meşruiyet, kararların, adayların ve bütün yöneticilerin parti üyelerinin katılımıyla belirlenmesi demektir



Cumhuriyet'in ilanı ile egemenlik Osmanlı hanedanından alındı, millete devredildi. Nitekim 1924 Anayasası'na "egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu" yazıldı. Yine 1924 Anayasası'na göre "kayıtsız şartsız millete ait olan egemenlik" sadece "Türkiye Büyük Millet Meclisi" tarafından kullanılır. Buraya kadar bir sorun yok gibi görünüyor.

Elbette dönemin koşullarında milletvekilleri serbest seçimlerle tespit edilmiş değildi, ancak başlangıçta toplumun değişik kesimlerini temsil eden kanaat önderlerinin TBMM'ye geldiklerini ve kararların serbest tartışmalarla alındığını biliyoruz. Ne var ki işin rengi sonradan değişti. Milletin egemenliği kullanacak olgunlukta olmadığını kanaat getiren "kurucu irade", milletin olgunlaşması için girişilen devrimlerden sonuç alınıncaya kadar, TBMM üyelerini tayin etme yoluna gitti. Neticede çok partili demokratik sisteme geçilinceye kadar egemenlik, "kurucu irade"yi temsil etme iddiasında olan tek parti (ve onun şefi) tarafından kullanıldı.

1960 ihtilali, 1950-60 arasında çok partinin katıldığı serbest seçimler sonucunda oluşan parlamentonun kendini milletin tek temsilcisi olarak görmesi ve millet adına egemenlik kullanmasından rahatsız olan seçkinler tarafından yapıldı. Türkiye demokrasisinin vesayetçi demokrasiye dönüşmesi süreci, bazılarının "özgürlükçü anayasa" diye baştacı ettikleri 1961 Anayasası ile başladı. 1961 Anayasası, "kayıtsız şartsız milletin olan egemenliğin" 1924 Anayasası'ndan farklı olarak, "sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi" değil, "anayasal kurumlar tarafından kullanılacağını" belirterek anayasal vesayet sisteminin temelini attı.

Öte yandan, askeri vesayet sisteminin en temel kurumu olan MGK da bu Anayasa ile kuruldu. 1961 Anayasası'nın bir başka yeniliği, yasama ve yürütme organı işlemlerinin yargı denetimine açılmasıydı. Hukuk devleti yolunda ileri bir adım olan bu yenilik, ne var ki, daha sonra vesayetin bir aracı haline dönüştürüldü.

Türkiye'deki vesayet sisteminin tahkim edilerek tamamlanması 12 Eylül darbesinden sonra hazırlanan 1982 Anayasası ile oldu. 1982 Anayasası'nda, parlamenter demokratik sistemin ruhuna aykırı bir şekilde, sorumsuzluğu korunan Cumhurbaşkanı, başta yüksek yargı organlarının üyelerini atamak olmak üzere, geniş yetkilerle donatıldı. Bugün Türkiye'de tam bir anayasal vesayet sistemi var; millete ait olan egemenlik, TBMM ve onun çıkardığı hükümetten çok, Cumhurbaşkanı, MGK, Anayasa Mahkemesi, YÖK ve diğer anayasal kurumlar tarafından kullanılıyor. Bunun böyle olduğunu, beş yıllık AKP iktidarında çok açık bir şekilde gördük.

Türkiye'de daha önce de Cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale edildi. Meclis'in çevresinin tanklarla sarıldığını, cumhurbaşkanı adayının başına silah dayatıldığını da hatırlıyoruz.

Ancak en son yaşanan kriz, önceki müdahalelerden farklı özellikler taşıyor. Bırakın 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül'ü, 28 Şubat'ta bile müdahalecilerin anayasa suçu işledikleri açık. "Postmodern darbe" benzetmesi yapılan 28 Şubat'ta askeri bürokrasi, korkutma ve sindirme yöntemleri kullanarak Meclis aritmetiğini değiştirdi, mevcut hükümet yerine yeni bir hükümetin kurulmasını sağlayarak amacına ulaştı.

Demirel'in deyişi ile asker kışlasından çıkmadı ama neticede anayasal sınırların zorlanması söz konusu. Son krizde de anayasal sınırların zorlanması bakımından 27 Nisan Genelkurmay bildirisi var ama esasen başta Cumhurbaşkanı ve Anayasa Mahkemesi olmak üzere vesayet kurumları, şeklen anayasal çizgi içinde kalarak demokratik sürece müdahale etti. Evet, seçilmiş parlamentonun iradesi yok sayıldı, zorlama yapıldı, fakat hiç kimse anayasal çizginin dışına çıkıldığını iddia edemez. Doğru kullanıldı yanlış kullanıldı tartışması yapılabilir ama neticede Cumhurbaşkanı da, Anayasa Mahkemesi de anayasadan kaynaklanan yetkilerini kullandı.

Sistemi kilitleyen bu müdahale bir kere daha ve açıkça ortaya koydu ki, sorun, 1982 Anayasasıdır, Anayasa'daki vesayet yapısı kaldırılmadan demokratik siyasi yaşamı sürdürmek mümkün değildir.

AKP hükümetinin bu duruma karşı verdiği refleks cevap cumhurbaşkanını halkın seçmesini sağlayacak anayasa değişiklikleri oldu, ancak bunun mevcut krizi ortadan kaldırmayacağı ve muhtemel krizleri önleyemeyeceği kısa sürede görüldü. Seçim beyannamesinden anladığımız o ki AKP, Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi ve diğer anayasal kurumların vesayet yetkilerini ellerinden alacak bir anayasa değişikliği ile sorunu temelden çözmek istiyor. Elbette bu sivil ve demokratik bir anayasa için ileri bir adımdır ama sadece ileri bir adımdır, yeni bir anayasa anlamına gelmiyor. Kabulünden bu yana geçen 25 yılda, 1982 Anayasası'nda birçok değişiklik yapıldı.

Tamamı ortaya çıkan kriz ve ihtiyaçların dayattığı bu değişiklikler elbette önemli iyileştirmeler getirdi ama hâlâ birçok anayasacı ve siyasetçi, bu anayasa ile tam bir demokrasinin mümkün olmayacağı inancında. O nedenle tekrar parça iyileştirmeler yoluna gidilmemeli, yamalı bohça haline gelen 1982 Anayasası'nın yerine yeni ve gerçekten sivil ve demokratik bir anayasa yapılmalı.

Partilerdeki vesayet sistemi

Bunun için bir siyasi irade var mı, 22 Temmuz'da oluşan yeni parlamento aritmetiği ile böyle büyük bir iş yapılabilir mi? Bu soruların cevabını henüz bilmiyoruz. Ancak, daha şimdiden yeni bir anayasanın gerekliliği ve bu anayasanın nasıl olması gerektiği konusunda zengin bir tartışmanın başladığına şahit oluyoruz.

Bu çerçevede yapılan tartışmalarda ihmal edilen çok önemli bir konu var. Neticede yeni sivil anayasayı yapacak olanlar siyasi partilerdir. Türkiye'de sanki demokratik işleyişe sahip siyasi partiler varmış gibi kimse bu konunun üzerinde durmuyor. Başta siyasetçiler olmak üzere herkes haklı olarak sivil-asker bürokrasinin vesayetinden şikayet ediyor ve bunun aşılması için çareler aranıyor. Elbette bu haklı ve doğru bir arayıştır ama eksiktir. Türkiye'nin "yerleşik iktidar seçkinleri" kadar "siyasetin seçkinleri" diye önemli bir sorunu daha var.

Yeni anayasanın sivil ve demokratik bir anayasa olması için öncelikle tartışılması gereken konu, bu anayasayı yapacak olanların nasıl belirleneceği. Anayasanın demokratik meşruiyetinin asgari koşulu, onu yapan iradenin seçime dayalı demokratik temsil yoluyla belirlenmiş olmasıdır. Ancak bu koşulun şeklen yerine getirilmesi yeterli değil, bu demokratik temsil için eşit yurttaşların her kademede katılımı esas olmalı. Doğrudur, Türkiye'de mevcut vesayet sistemi millet iradesine ipotek koyuyor, bu nedenle vesayet sisteminin kaldırılması zaruri. Ancak millet iradesinin tecelli etmesinin aracı olan siyasi partilerdeki vesayet yapısı gözden kaçıyor. Ne hikmetse yerleşik iktidar seçkinlerinin vesayetinden şikayetçi olan siyasetin seçkinleri, kendilerinin siyasi partilerde kurduğu vesayet yapısını hiç gündeme getirmiyor. Yerleşik iktidar seçkinleri halka ve bu arada halkın temsilcilerine güvenmedikleri için vesayet sisteminin değişmesini istemiyorlar. Aynı şekilde siyasetin seçkinleri de partilerinin üyelerine ve seçmene güvenmediklerinden parti içi vesayetin kalkmasını istemiyor. İlginçtir, ne yerleşik iktidar koalisyonundan ne de uluslararası iktidar güçlerinden parti içi vesayetin kalkması için ciddi bir talep geliyor. Çok açık ki, en azından bu alanda bir güç paylaşımı mutabakatı mevcut; güç odaklarının demokratik işleyiş sonucu oluşan karar mekanizmalarından çok parti şefleri ile çalışmak işlerine geliyor.

Aslında 1982 Anayasası parti şeflerinin vesayetini kaldırmaya engel değil. Siyasi partilerle ilgili hükümlerini düzenleyen 68. Madde'nin 2. fıkrası, siyasi partilerin, "demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları" olduğunu söyler. Evet, haklar ve özgürlükler konusunda birçok kısıtlayıcı hüküm var ama 69. Madde'nin birinci fıkrasında "Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeler ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur", 67. Madde'nin 6. fıkrasında da "Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir" deniliyor.

Bütün bunların anlamı şu: Türkiye'de mevcut olan parti içi vesayet sistemini kaldırmak için anayasal bir engel yok. Sorun siyasi partiler kanunu ve seçim kanunlarıdır. Eğer sivil, demokratik bir anayasa yapılmak isteniyorsa öncelikle bu anayasayı yapacak yeni bir kurucu meclise ihtiyaç vardır. Bunun için yapılacak iş, siyasi partiler yasası ve seçim yasalarını değiştirerek toplumun her kesiminin temsil edileceği ve rutin işlerin dışında tek işi yeni bir anayasa yapmak olan bir parlamentonun oluşmasını sağlamaktır.

Vesayet sisteminin kaldırılamamasının nedeni yerleşik devlet iktidarının güçlü olması değil, bunu yapacak siyasi partilerin demokratik meşruiyetlerinin olmaması. Siyasi partilerin demokratik meşruiyeti, kararların, adayların ve her kademedeki yöneticilerinin parti üyelerinin katılımı sonucunda belirlenmesi ile olur. Oysa Türkiye'de tek parti dönemindeki alışkanlıklar aşılmış değil. O zaman tek partinin şefi ve adamları bütün kararları veriyordu, şimdi çok parti var ama kararları yine kendilerini Allah'ın millete lütfu olarak gören parti şefleri ve adamları alıyor.
Milletvekilleri adaylarının parti şefleri tarafından atandığı barajlı bir seçimle oluşacak parlamento ile seçime dayalı demokratik temsil sağlanamayacağından bu parlamentonun yeni sivil ve demokratik bir anayasa yapması beklenmemeli.

Elbette bir yerden başlamak mümkün. Önerim, yeni oluşan parlamentonun derhal demokratik bir siyasi partiler yasası çıkarması, başta yüzde 10'luk baraj olmak üzere seçim sistemini değiştirmesi ve anayasanın öngördüğü ve hazırlık için gerekli olan süre geçtikten sonra ülkeyi tekrar seçime götürmesidir. Bu şekilde seçilecek milletvekilleri milletin gerçek temsilcileri olur, bu milletvekillerinin oluşturacağı parlamento da seçime dayalı demokratik temsil yoluyla belirlenen kurucu irade olur.

Sivil, demokratik anayasa ancak böyle meşru bir kurucu irade tarafından yapılabilir. Bu sivil demokratik anayasa yerleşik devlet iktidarının vesayetine son vermeli ama aynı zamanda parti içi vesayeti yasaklayacak hükümleri de ihtiva etmelidir.

MEHMET BEKAROĞLU: Yeni Siyaset Girişimi Sözcüsü


Radikal
29/07/2007


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Siyaset
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Siyaset:
'Üniversiteye almayalım demek vicdansızlık'


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

'Üniversiteye almayalım demek vicdansızlık'
Avni Özgürel: Diplomasi çifte standart demek
Avni Özgürel: Seçim demek, liste kavgası demek
Demek artık 'yollar aşınıyor'!

"Mehmet Bekaroğlu: Vesayet sistemi ve siyasi partiler" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke